Sektörel

Abdullah Gül: Binalar ruh sağlığını bozuyor

Abdullah Gül, toplumsal hayattaki değişiklerin, şehirlerin fiziksel yapısına da yansıdığına dikkat çekti

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk şehirciliğinin esas sorununun çarpık yapılaşma olduğunu belirterek, "Anadolu'nun 4 bin yıllık zengin yapı kültüründen, modern inşaat bilgi ve teknolojisinden nasibini almayan bu çirkin yapılar, şehirlerimizde temizleme maliyeti yüksek olan çevre ve görüntü kirliliği oluşturmaktadır" dedi.

Gül, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Sheraton Otel'de düzenlenen "Kentleşme Şurası"nda yaptığı konuşmada, şuraya katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve yeni Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir'e görevinde başarılar diledi. Kentlerin büyük vizyon gerektirdiğini belirterek kentleşmenin önemine dikkati çeken Gül, bu şuranın Türkiye'nin şehirlerinin daha da güzelleşmesi ve gelişmesine katkı sağlamasını umduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, kentleri, "Uzun zaman sürecinde, kolektif bir katılım ve emekle oluşturulan, kasaba ve köylere göre daha fazla nüfusun yaşadığı kalabalık yerleşim yerleri" olarak tanımlayarak, kentlerde sayısız faaliyet yürütüldüğünü, sınırsız ihtiyacın karşılandığını vurguladı. İnsanları yönetme ve toplumsal düzeni sağlama düşüncesinin de kentlerde doğduğuna işaret eden Gül, kamu otoritesinin şehirlerde daha güçlü olduğunu ve bu otoritenin hukuki düzenlemeleriyle değişim seviyesini yükselttiğini, insanların ilgi ve becerisini geliştirdiğini, mal ve hizmetlerin çoğalarak daha kaliteli hale geldiğini ifade etti.

Şehirlerin sürekli değişen canlı mekanlar olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, toplumsal hayat ve ihtiyaçlar değiştikçe kentlerin fiziki yapısının da değiştiğini dile getirdi. Gül, "Şehirleri zaman aşındırır, istilacılar yakar, yıkar, harabeye çevirir. Tüm bu tahribata karşı direnen ve kendini onaran ve değişme ihtiyacını karşılayacak biçimde yenilenen şehirler ayakta durmayı becerirler" dedi. Kentlerdeki en köklü değişimin sanayileşme dönemine denk geldiğini anlatan Gül, tarımda makinenin kullanılmasıyla kentlere göçün başladığını, kalabalık ihtiyaçlarına cevap vermek için de kentlerin alt yapısının oluşturulduğunu söyledi.

"Fiziki dokuyla beraber kültürel ve sosyal yapı da değişti"

Hızlı göçün baskısı altına giren erken dönem sanayi şehirlerinde kentsel ihtiyaçların karşılanmasında sıkıntılar yaşandığını belirten Gül, sanayileşmedeki hızın artan nüfusa iş olanağı sağladığını, sorunların çözümünün de bu şekilde kolaylaştığını bildirdi. Türkiye'de bu gelişmelerin daha geç yaşandığını ifade eden Gül, şöyle
devam etti:"Ülkemizde hızlı göçün baskısı altındaki şehirlerimizde artan nüfus için gerekli yatırımları yapmaya yeterli kaynak maalesef vaktinde bulunamamıştır. Şehirlerde sanayileşme ve ekonomik büyüme hızı, nüfus artış hızından düşük olduğundan şehre yeni gelenlerin çoğu geçici işlerle veya seyyar satıcılık gibi meşgalelerle kentlerde kendilerine yer bulmaya çalışmıştır. Sanayileşme ve ekonomik büyüme hızını aşan şehirleşmenin doğurduğu işsizlik, konut ve alt yapı yetersizliği, ülkemizde gecekondulaşma ve çarpık şehirleşmenin temel kaynağını oluşturmuştur. Şehre gelen nüfusu besleyecek iş, kalınacak konut sağlanamayınca, ya eski şehir dokuları yıkılıp yok edilmiş ya da tamamen sağlıksız ve kalitesiz yapılardan oluşan gecekondular oluşmuştur.

Şehrin çevresindeki kamu mülkleri yağmalanmış, taşkın dereler, dağlar, tepeler, vadiler imarsız ve alt yapısız konutlarla dolmuştur. Bu karmaşa şehirlerin fiziki dokularıyla beraber, sosyal ve kültürel yapılarını da
değiştirmiştir. Yüzyılların birikimini yansıtan klasik şehir kültürü bozulmuş fakat sanayi toplumunun gereği olan yeni bir şehir kültürü de maalesef oluşturulamamıştır." Geleneksel kentlerin tarihi yapılarından kaynaklanan zengin bir kültürlerinin olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, kentlerdeki meydanların, anıtların, sivil ve resmi yapıların, halkın günlük yaşamının bu kültürün izlerini taşıdığını söyledi. Kentlerdeki maddi yapıların insan ürünü olduğuna ve insana hizmet ettiğine dikkati çeken Gül, kentin kimliğinin ve sosyo-kültürel yapısının böylece oluştuğunu anlattı. Mardin'den Urfa'ya, Muğla'dan Kayseri'ye her kentin kimliğinin şekillenmesinin bu unsurların önemli olduğunu belirten Gül, bu kültür ve çevreden kopuk, onu hesaba katmadan meydana getirilen maddi yapıların kentin kimliğine katkı sağlamadığını söyledi.

Kentlerin yapısını oluşturan tarihi doku bir kez bozulduğunda yerine iyisinin ikame edilmemesi halinde ortaya rahatsız edici bir unsurun çıktığını kaydeden Gül, kentlerin en önemli zenginliğinin tarihi yapılar olduğunu
vurguladı. Cumhurbaşkanı Gül, "Şehirlerdeki eski eserlerin korunması, yeni yapıların da bunlara uyumlu karakter ve ölçekte olması çok önemli bir şarttır. Modern şehirlerde bu yapılar arka plana itilirse geride trafik karmaşası, kalabalık insan gürültüsü, çevre kirliliği, tabiat ve insanın arasını açan, ruh sağlığını bozucu beton ve demir yığınlarından başka bir şey kalmamaktadır" diye konuştu. Tarihi yapıların aslına sadık kalınarak korunmasının çok pahalı ve zor olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, eski yapıların güncel bir hizmet için kullanılmasının hem bakım maliyetlerini düşüreceğini hem de bu binaların ömrünü uzatacağını ifade etti.

"Esas sorun çarpık yapılaşma"

Cumhurbaşkanı Gül, tarihi yapıların korunmasında sıkıntılar yaşanan Türkiye'de şehirciliğin esas sorununun çarpık yapılaşma olduğunu söyledi. Gül, şöyle konuştu: "Türk şehirciliğinin esas sorunu, son 50-60 yıl içinde ortaya çıkan, yeni kurulan yerleşim yerlerindeki çarpık yapılaşmadır. Anadolu'nun 4 bin yıllık zengin yapı kültüründen modern inşaat bilgi ve teknolojisinden nasibini almayan bu çirkin yapılar şehirlerimizde temizleme maliyeti yüksek olan çevre ve görüntü kirliliği oluşturmaktadır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimize bakın, bunların hepsi son 30-40 yılın ürünleridir. Beğenmediğimiz yapılaşmalar, beğenmediğimiz yerleşim yerleri... Bu yapılaşmaların hepsi yenidir ve bu şehirlerimizin hepsinde güzel tarih, güzel mimari, güzel taş binalar vardır.

Sanki bunlardan bihabermiş, önünden hiç geçmemiş, bunları hiç görmemiş gibi ve yahutta modern teknolojinin, bilginin ürünlerinden hiç nasibimizi almamış gibi maalesef çok çirkin bir yapılaşma ortaya çıkmıştır. Bunları temizlemenin getirdiği maliyeti düşündüğümüzde nasıl büyük bir israfın olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bir şey yapılırken muhakkak iyi yapılması gerekmektedir. Bir şey yapılırken kalıcı, örnek olsun diye yapılması gerekir." Tarihi eserlerin büyük kısmının kamu binalarından oluştuğunu söyleyen Gül, "Bugün yapılan kamu binalarının sağlamlığını bir yana bıraktık, şekil, görüntü, kullanım, doğayla, insanla barışıklık açısından baktığımızda doğrusu çok övünebileceğimiz bir manzaranın olmadığı da ortaya çıkmaktadır" dedi.

Bir çok kentte imarlı alanlarda bile mimari nitelikten yoksun, çirkin ve kalitesiz binalar yapıldığını anlatan Gül, semtlerin yaşlılar, kadınlar, çocuklar, engelliler düşünülmeden oluşturulduğunu, bunun da kentlerin uzun
dönemde oluşan yapısını bozduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Gül, yollar, kaldırımlar, kamu binaları yapılırken engellilerin göz ardı edildiğini kaydetti.

"Gözden kaçırılan hatta gizlenen gerçeği hemşehriler görebilir"

"Yeni kurulan semtlerdeki villalar ve sahillerdeki ikincil konutlar yalancı kubbeleri, fonksiyonsuz kemerleriyle başka dünyadan gelen gök cisimleri gibi yabancı durmaktadır" diyen Gül, Ege kıyısında bunun bir çok örneğinin
görülebileceğini belirtti. Gül, bu yapıların insandan uzak ve çevreye yabancı olduğunu ifade etti. Büyük şehirlerdeki meydanların önemine de değinen Gül, meydanların rastgele boşluklar olmadığını, toplanma alanları olan meydanlarda kentlerin özgür havasının yaşandığını anlattı. "Bugün şehirlerimizdeki meydanlar insandan tamamen arınmış durumdadır" diye konuşan Gül, Kızılay, Ulus, Taksim, Beşiktaş gibi meydanlarda sadece trafik karmaşası ve gürültü kaldığını söyledi.

Kentlerdeki yoğun nüfus ve trafiğin her türlü dolaşımı tıkadığını da belirten Cumhurbaşkanı Gül, yollar ve parkların otopark olarak kullanıldığını anlattı. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: "Şehir mekanlarının kullanımındaki bu hoyratlık ve saygı eksikliği kalabalık şehir merkezlerini güvensiz ve korkulu mekanlar haline getirmektedir.

Sosyal kontrolün zayıfladığı büyük şehirlerin geniş ve güzel kaldırımlarında emin adımlarla yürütmek gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Fiziki alt yapı eksikliği tamamlama mücadelesi veren şehir yöneticilerimiz daha düzenli ve kaliteli şehirler kuramazlarsa ortaya çıkan sosyal alt yapı eksikliğinin tamamlanması
tabii ki daha yüksek maliyetler alacaktır. Şehirlerimizde insan, tabiat ve kültür arasında kopma noktasına gelen bu bağın yeniden kuracak sorumlular sadece kent yöneticileri, şehir plancıları ve mimarlar da değildir. Şehirlerin geleceği hemşehrilerinin kendi tarihsel ve toplumsal dinamikleriyle üretecekleri şehir kültürüne de bağlıdır. Yöneticilerin gözden kaçırdığı hatta gizlediği gerçeği bile ancak şehrin gerçek sahipleri olan hemşehriler görebilirler ve şehirlerine sahip çıkabilirler. Yöneticiler, şehir plancıları ve mimarlar da hemşehrilerinin bu yöndeki duygu ve düşüncelerini dikkate alarak şehir sorunlarına yaklaşırlarsa şehirle insan arasında kopan duygusal bağlar yeniden kurulabilir." Şura dolayısıyla bir araya gelen uzmanların uzun süredir yaptıkları çalışmaların hayata geçirilmesini isteyen Gül, ekonomik gücü olan, yeteri kadar vizyona ve tecrübeye sahip bir ülke olan Türkiye'de bu olumsuzluklara el konulması gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, "Bir arada insanca yaşayabilmek için şehirden başka alternatif yoktur" diyerek, köylere, deniz kıyılarına, dağlara çekilmek istenebileceğini ancak bunların geçici olduğunu söyledi.

Konuyla ilgili basında yer alan diğer haberler

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'de özellikle son 30 yılda oluşan çarpık kentleşmeyi çirkin bulduğunu belirterek, `Tatil beldelerindeki yeni villalar, gök cisimleri gibi yabancı duruyor. Şehirlerdeki yapılaşma ruh sağlığını bozuyor' dedi. Bayındırlık Bakanlığı tarafından düzenlenen, `Kentleşme Şurası' Cumhurbaşkanı Gül'ün katılımıyla Sheraton Otel'de başladı. Şura'da konuşan Gül, kentleşmenin büyük bir vizyon gerektiren önemli bir mesele olduğunu belirterek, toplumsal hayattaki değişiklerin, şehirlerin fiziksel yapısına da yansıdığına dikkat çekti.

GÖK CİSİMLERİ KADAR YABANCI

Arsa üretimindeki yetersizlikler yüzünden gecekondulaşmanın yaşandığını anımsatan Gül, bu karmaşanın şehirlerin kültürel yapısını bozduğunu vurguladı. Kaldırımlarda bile emin adımlarla yürümenin zorlaştığına işaret eden Gül, tarihi yapıların aslına sadık kalınarak korunması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti: `Özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara'da beğenmediğimiz yapılaşmalar son 20 - 30 yılın ürünüdür. Sanki o tarihi taş binaları hiç görmemiş, o binalardan hiç nasibimizi almamış gibi bir kentleşme oluştu. Kamu binalarının da pek bir övünülecek yapısının olmadığı açık. Bu yeni binalar ruh sağlığını bozuyor. Eski sayfiye evleri de insana ne kadar yakınsa, bu beton evler de insana bir o kadar uzak. Tatil beldelerindeki yeni villalar, gök cisimleri kadar yabancı durmaktadır. Şehirler, son dönemde güvensiz ve korkulu bir hale geldi. Meydanlar insanlarda arınmış bir durumda. İnsanların kaynaşma noktası olması gereken meydanlarda, araç ve trafikten başka bir şey bulunmamaktadır.' (Star)