Sektörel

Afet yaşamış kentlerde konut güvenliği!

Ülkemizde afet yaşamış tüm kentlerde bulunan, orta hasarlı veya az hasarlı raporları verilerek göstermelik onarımlarla halkın kullanımına sunulmuş olan konutlardan nasıl kurtulacağız sorusu ortaya çıkmaktadır.

Tüm kentlerimizde ve özellikle Büyükşehir statüsüne kavuşan kentlerimizde ikamete sunulan binaların teknik açıdan sağlam ve güvenlikli olmaları yerel yönetimler ve halk tarafından sorgulanmalıdır. Karşı karşıya olduğumuz kentsel riski bertaraf etmekten başka kaçacak yerimizin bulunmadığı herkes tarafından kabul edilmelidir.


14 yıl önce Ağustos ve Kasım aylarında Türkiye iki büyük ve şiddetli deprem yaşadı. Bu depremler ülkenin en gelişmiş, en fazla göç almış ve en yoğun konut stoğunun yığıldığı İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesini etkiledi. Üstelik son 50 yıldır üretilmekte pazarlanmakta olan sağlıksız konutlar tam da bu bölgede kümelenmişti. Yalova’da Veli Göçer’in pazarladığı konutlar gibi... Bu şehirlerimizde bulunan deprem tarihine göre mevcut konutların yüzde otuzu ile yüzde yetmişi arasındaki bir orandaki kullanılan konutlar zarar gördü. Örneğin Düzce ilinde bu oran yüzde 70’i geçmekte iken Yalova’da afetten zarar gören konut oranı yüzde 45’in üzerinde oldu. İstanbul’da ise sayı şehrin büyüklüğüyle orantılı olarak büyük oldu ve 100.000 üzerinde konut hasarlı konuma girdi. Afetin ilk döneminde yıkılan binaların kalıntıları kaldırılırken yapılan teknik kontroller neticesinde yıkılması gerekir raporu verilen tüm binalar yıkılarak enkazları da kentlerden kaldırıldı.


Can derdinden mal derdine 


İşte bu noktadan itibaren kentlerimizde yaşayan vatandaşlarımız ile yerel yönetimler ve afet yönetiminden o zamanki sorumlu bakanlık olan Bayındırlık Bakanlığının (Afet İşleri Genel Müdürlüğünün) kentsel rant sınavı başladı. Bir yandan afetin ilk dönemlerinde “can derdine” düşerek sağlıksız tüm konutların yenilenmesini isteyen kent sakinleri (özellikle şehir merkezlerinde konutları ve işyerleri olan kent burjuvazisi) afetin şok edici etkileri geçtikten sonra artık “mal derdine” düşmeye başladı. Diğer yandan ise önceki ihmalleri, bilgisizlikleri ve seçmen memnun etme dürtüleri ile gecekondulaşmaya, sağlıksız kentleşmeye ve güvensiz konutlar üretilmesine neden olan yerel yönetimler, siyasi ikbal beklentisiyle hareket ederek sorunu kent gündeminden dışlayarak örtmeye çalıştı. Bilim dünyamız ve üniversitelerimiz ile afetten sorumlu kamu kurumlarımız da bu akıma son sürat destek vererek, afetten zarar gören sağlıksız tüm konutların basit ve yüzeysel onarımlarla tekrardan kentlinin kullanımına sınulmasına her yönüyle destek verdi. Sonuçta ise bu sacayağında olan herkes, her kurum birşeyler kazandı. Kent burjivasisi malını korudu, yerel yönetimler bir dönem daha siyasi işlevini sürdürdü ve afetin ardından gelen on yıldan sonra depremdeki sorumluluğu nedeniyle sorgulanamaz oldu. Üniversiteler ile bilim adamları ise üretilen yeni rantlar ile yapılan onarım projeleriyle hakettikleri payı aldı. Bürokrasi hazretleri ise sanki ülkede yüzyılda bir yaşanan afet hiç olmamış gibi saltanatını sürdürdü ve hatta köhne kurumlarını lağvederek yeni bir yapılanmaya gitti. 


Kentlerimizin bu derecede sağlıksız olduğu günümüzde sorunun üstünü örterek ileriye gidilemeyeceğini hepimiz açıklıkla biliyoruz. Buna paralel bir kamuoyu hassasiyetinin geliştirilmesi gerekiyor. Kentsel dönüşüm bu çalışmalardan bir tanesi ve en önemlisi. Elbetteki bu çalışmayı uzun soluklu olarak devam ettirerek tek bir sağlıksız ve güvensiz konutta bile insanımızın oturmasını bitirene kadar kentsel dönüşüm çalışmalarını devam attirmek gerekiyor. Sn. Başbakanımızın “Seçim kaybetme pahasına da olsa kentsel dönüşümü gerçekleştireceğiz” söylemindeki kararlılığı başta Büyükşehir Belediyeleri ile tüm belediyelerin ve Şehircilik Bakanlığımızın değerlendirmesi gerekmektedir.


Şimdi ne yapmalıyız?


Konunun can alıcı ikinci aşamasında ise afet yaşamış tüm kentlerimizde bulunan, orta hasarlı veya az hasarlı raporları verilerek göstermelik onarımlarla halkın kullanımına sunulmuş olan konutlardan nasıl kurtulacağız sorusu ortaya çıkmaktadır. Afet yönetimi risk yönetimini de kapsamaktadır. Sağlıksız ve yüzeysel onarımlarla kullanıma sunulmuş konutlar kentlerimiz açısında ciddi ve ihmal edilemiz risk oluşturmakta. Bu riskin sayısal miktarı da dehşetlidir. Yalova ilinde güvensiz konut sayısı 24 binin üzerinde iken, Sakarya ilinde bu sayı 47 binden fazladır. Kocaeli genelinde tamir edilmesi gereken ve çoğu tamir edilmiş ve kullanıma sunulmuş olan konut sayısı 85 bin üzerinde. 


Mega kent İstanbul’a gelince bu sayı daha da endişe vericidir. 1999 Depreminde İstanbuldaki konutlardan 30 binden fazlası ciddi hasar alarak riskli konut durumuna gelirken, son yıllarda yapılan araştırmalarda rikli konut sayısının 100 binden fazla olduğu tespit edilmektedir. Yakın bir gelecekte olmasını arzu etmediğimiz Marmara Bölgesinde oluşacak ciddi bir depremde, bu bölgedeki kentlerimizde bulunan yüz binlerle sayılabilecek konut ve bu konutlarda yaşayan bir kaç yüzbin vatandaşımız risk altında kalacaktır. Bu nedenle 1999 Depremlerinde zarar görmesine rağmen, teknik adamlarımızın “Türk Usulü” buluş ve içtihatlarıyla orta hasarlı ve az hasarlı diye iki kategoride değerlendirilip, pansuman tedbirlerle güya iyileştirilip halkın kullanımına sunulan tüm tehlike arzeden konutlar “riskli konut” sınıfına alınmalıdır. Bunun akabinde ise kentsel dönüşüm çalışmalarında bu riskli konutlar öncelikli olarak incelenmeli, kent  ve halkın kullanımı için sağlıksız ortam oluşturan riskli konutlar ivedilikle yıkılarak yenileriyle yer değiştirmelidir. Aynı konuda hasarlı konutları yıkarak yerlerine aynı ölçülerde yenilerinin yapılmasını engelleyen imar kuralı yeniden düzenlenmelidir. Halen mevcut olan uygulamaya gore 6 katlı bir binası olan ve hasarlı görünen binayı yıkıp yerine  yenisini yapmak istediğiniz zaman sadece 2 katlı bina yapmanıza izin verilmektedir. 


Deprem geliyorum der 


Ancak aynı binayı onarım-takviye yapmanız durumunda ise yine 6 katlı olarak elinizde tutabilmektesiniz. Bu imar kuralının değiştirilerek, yıkılması gereken yüzeysel onarım görmüş veya hiç onarılmayarak riskli şekilde kullanıma sunulmuş olan binaların mevcut kat yüksekliği hakkını koruyarak teknik kurallara uygun şekilde yeniden yapılması (yenilenmesi ve gençleştirilmesi) imkanı sağlanmalıdır. Böylece kent merkezlerinde yaşayan emlak sahiplerinin hak kaybı olmaksızın ve kentsel ranttan yoksun  bırakılmaksızın 1999 depreminde veya başka afetlerde hasar görmüş binalarını yenilemeleri teşvik edilmiş olacaktır.


Star Gazetesi/Dr. İsmail Gündüz


Depremler geliyorum der. Tedbir alınmazsa ve elimiz çabuk tutulmazsa vereceği zararları kestirmekten başka yapacağımız birşey bulunmamaktadır. Tedbirler alınır ve hazırlıklı olunur ise karşılaşacağımız zararlar en aza indirilebilmektedir. Öyleyse yapılacak düzenlemeler ve ciddi kentsel dönüşüm çalışmalarıyla kentlerde oturmakta olan halkımızın daha güvenlikli konutlarda oturması sağlanmalıdır. Özellikle 1999 Marmara Depreminde hasar alıp, yüzeysel ve günü kurtarıcı onarımlarla halkın kullanımına sunulmuş olan çürük bina ve konutlardan biran evvel kurtulmak için kentsel dönüşüm çalışmalarında öncelik bu binalara verilmelidir. Tüm kentlerimizde ve özellikle Büyükşehir statüsüne kavuşan kentlerimizde ikamete sunulan binaların teknik açıdan sağlam ve güvenlikli olmaları yerel yönetimler ve halk tarafından sorgulanmalıdır. Karşı karşıya olduğumuz kentsel riski bertaraf etmekten başka kaçacak yerimizin bulunmadığı herkes tarafından kabul edilmelidir. 


Star Gazetesi/İsmail Gündüz