Sektörel

Ali Ağaoğlu: Nitelikli konuta talep daha da artacak

Ali Ağaoğlu, sektörün üzerinde bürokrasi engeli ve vergi yükü olduğunu belirterek, "Bir inşaat ruhsatının ekinin arkasında 400 küsür adet imza var. Her birini bir günde geçsen, 400 gün yapar" dedi.

Ağaoğlu, My World Ataşehir projelerinin, Avrupa'nın, en büyük konut projelerinden biri olduğunu belirtti. My World Ataşehir'in, 4 bine yakın konuttan oluşan ve sadece konut sayısıyla değil, tasarımdaki başarısıyla ve çağdaş yaşamın bütün fonksiyonlarını karşılamasıyla da farklı bir proje olduğunu vurgulayan Ağaoğlu, Avrupa'nın bir çok ülkesinden öğrencilerin, My World Ataşehir'e staj yapmaya geldiklerini ifade etti.

Ataşehir'in finans merkezi olması kararını, son derecede olumlu ve başarılı bulduğunu dile getiren Ağaoğlu, Türkiye'deki tüm finans piyasalarının derinliğinin, Avrupa'daki orta ölçekteki bir bankanın büyüklüğünü ancak
karşıladığını ifade etti. Finans sektörünün, bir kısmının Ankara'da bir kısmının İstanbul'da olduğu için parçalanmış bir görüntüsü olduğuna dikkati çeken Ağaoğlu, şunları kaydetti:"Zaten, finans piyasalarımızın toplam gücü belli. Bir de sen bu gücü ikiye bölersen, bunun etkisi iyice azalır. Finans piyasalarının bir şehirde toplanması bence son derece olumlu bir karar. İstanbul, dünya baş şehri olacak bir şehir diyoruz ama biz, İstanbul'u gecekondu baş şehri yapmışız. Hiç olmazsa, İstanbul'un dünya metropolleri arasında etkisinin olabilmesi için finans piyasalarının, İstanbul'da toplanması, çok doğru bir karar. Ataşehir, bu proje için uygun bir bölge. Burada kamunun elinde toplu bir arazi vardı. TOKİ'ye bağlı Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının (Emlak GYO) arazisi... Bu proje, konum olarak da Anadolu Yakası'nı canlandıracaktır. Finans sektörünün, bir kısmı, Maslak bölgesine yerleşti. Anadolu yakasında da Ataşehir'in olması stratejik olarak son derece uygun. Sabiha Gökçen Havalimanı olması ve ulaşım akslarına yakınlığı çok büyük bir avantaj. Çok başarılı bir seçim diye düşünüyorum. Maslak bölgesinde zaten kamunun elinde arazi yok. Orası, yoğunluğunu yeteri kadar aldı. Bence stratejik olarak çok başarılı bir yer... Hem kamu da kendi kaynağını çok rantabl bir şekilde değerlendirmiş oldu." Ağaoğlu, Ataşehir'in, baştan finans merkezi olarak planlanmasının, çok büyük bir avantaj olduğunu belirterek, Maslak'ın, finans merkezi olarak planlanmadığı, finans kurumlarının, sonradan oraya yerleştiği için, zaman içinde plansız bir yapılaşmanın olduğunu söyledi. Ataşehir'in ise baştan planlama yapıldığı için, Maslak'tan daha başarılı olacağını dile getiren Ağaoğlu, "Ataşehir'in, finans merkezi olması, buradaki gayrimenkul piyasasını da canlandıracaktır. Bölgeye prim yaptıracaktır" diye konuştu.

Dünyanın her yerinde konutun, uzun vadeli ve uygun ödeme koşulları ile finanse edildiğine dikkati çeken Ağaoğlu, insanların parası olsa bile, konuta yatırmayacağını, kredi kullanacağını ifade etti.

"Türkiye'nin bu krizden çıkması için hala çok şansı var"

Türkiye'nin, krizlerle yaşamaya alışık bir ülke olduğunu vurgulayan Ağaoğlu, Türk yatırımcısının da krizlere karşı bağışıklık kazanmış durumda olduğunu söyledi.

Ağaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:"Türkiye'nin krizi, fırsata çevirme imkanı da vardı ama maalesef önlemler almakta geç kaldığı için, krizin etkisini biraz daha ağır hissettik. Eğer, krizin başında alınabilseydi bazı tedbirler daha az etkilenirdik ama ben hala inanıyorum ki; Türkiye'nin bu krizden çıkması için hala çok şansı var. Türkiye'nin genç ve dinamik bir ekonomik yapısı var. Değişikliklere, çabuk adapte olan iş adamlarımız var.

Biz de 'kriz ortamında ev alınabilir'in örneklerini gösterdik. Son yaptığımız üç kampanya ile normal zamanlarda yaptığımız satışın, çok daha fazlasını bu kriz ortamında yaptık. Doğru yerde, doğru proje, doğru fiyatlama ve doğru ödeme sistemleri koyduğunuz zaman, 'kriz ortamında iş yapılabilir'in örneklerini gösterdik. Biz, krizi fırsata çevirdik. Sektöre de bunun nasıl yapılabilineceğini gösterdik.

Açıklanan ekonomik paketler ve faiz indirimi bu zamana kadar beklenmeyip, geçen yılın Kasım aylarında yapılsaydı, para hareketi bu kadar yavaşlamazdı ve küçük esnaf, bu kadar sıkışmazdı. Ekonominin damarlarını besleyen, kılcal damarlar, küçük esnaflardır. Buraların tıkanması önlenebilirdi. Seçim de ekonomiyi, ikinci plana itti. Bunun da etkisi oldu." Ali Ağaoğlu, şu anda da alınması gereken tedbirlerin olduğunu belirterek, inşaat sektörünün, tüm sektörlerin lokomotif sektörü ve emek yoğun bir sektör olduğunu bildirdi.

İşsizlik oranlarının, çok tehlikeli bir noktaya geldiğini dile getiren Ağaoğlu, şunları ifade etti:"Türkiye'nin çok genç ve dinamik bir nüfusu var. Bu nüfus bizden iş ve aş istiyor. Bunlara iş ve aş veremezsek, yarın sosyal olaylarla karşılaşırız. İşsizliği önlemenin, en önemli yollarından biri de inşaat sektörünün canlandırılmasıdır. İnşaat sektörünün önündeki en büyük engeller ise bürokrasi ve vergi yüküdür. Bunların kaldırılması lazım.

Enerjimizin, yüzde 60'ını, bürokrasi engelini geçmek için harcıyoruz. Bir inşaat ruhsatının ekinin arkasında 400 küsür adet imza var. Her birini bir günde geçsen, 400 gün yapar. Sektörün üstünde inanılmaz bir bürokrasi engeli ve vergi yükü var."

Ali Ağaoğlu, bir kişinin, yeni bir ev aldığında, o eve mutlaka bir koltuk, buzdolabı ve perde aldığını vurgulayarak, bu şekilde mobilya, beyaz eşya ve tekstil sektörünün de canlandığını belirtti. Türk insanının, yeni ve nitelikli konutlara ihtiyacının olduğuna dikkati çeken Ağaoğlu, Türkiye'deki mevcut yapı stokunun yüzde 70'inin oturulabilecek durumda olmadığını ifade etti.

"İnsanlarımız maalesef, canlı tabutlarda yaşıyorlar" diyen Ağaoğlu, "Bu kriz ortamlarında bile, insanlara kazanabilecekleri hissini verirseniz, kazanacaklarına ikna ederseniz, insanlar alım yönünde harekete geçiyor. Biz, bunun ilk örneklerini yaptık ve sektör de bizi takip etti. Son bir kaç aydır da sektörde bir canlanma var" ifadelerinde bulundu.

Devletin, ticari faaliyetler içerisinde olmasını kesinlikle tasvip etmediğini belirten Ağaoğlu, şöyle devam etti: "Bunu artık, özel sektörün yapması lazım ama şöyle de bir şey var; başta İstanbul olmak üzere, Türkiye'deki mevcut arsa fiyatlarıyla özel sektörün, dar gelirliye konut yapma şansı yok. Bizim asıl gözümüz orada. Asıl müşterinin büyüğü, pastanın büyüğü orada ama özel sektör olarak mevcut arsa fiyatlarıyla bunu yapmamız mümkün değil.

Ancak, barınma hakkı da en doğal haktır. Eğer bunu özel sektör yapamıyorsa, devletin bunu yapmasını normal karşılıyorum. Açıkçası, TOKİ de bunu son derece başarılı yapıyor. Devletin, ticari faaliyetlerde olmasına karşı olmama rağmen, TOKİ'yi başarılı buluyorum. Yaptığı konutları da, bir kaç sıkıntılı proje dışında genel olarak başarılı buluyorum. Biz eğer bunu yapamıyorsak, insanları kaçağa ve gecekonduya teşvik etmememiz lazım. TOKİ, şu anda bunu sağlıyor. Devletin elinde çok büyük araziler var ve maalesef bunların çoğu işgal
altında. Şu anda, Türkiye'nin yüzölçümünün yüzde 73'ü, devletin üzerine kayıtlı. Devlet şu anda gerçekten toprak ağası ve maalesef bu toprakların bir çoğuna da sahip olamıyor, bunları değerlendiremiyor. Devlet, buraların planlarını yapıp, özel sektöre açarsa, biz bu projelere de destek vermeye her zaman açığız.

İşgal altında derken, gecekondulaşmayı kastediyorum. Kaçak yapan insan, ne kadar suçluysa, bence devlet de o kadar suçlu. Göz yummak da suça iştirak etmektir diye düşünüyorum. Ancak, bu insanlar da bir şekilde oralara yerleştiler. Sosyal devlet olarak da bu insanları, oradan atamazsın. Yapılması gereken şey; bu tür alanlarda çağdaş bir planlama yapıp, aynı bölgede özel sektörle, kentsel dönüşümün sağlanmasıdır."

"Nitelikli konut projelerine olan talep, arttı"

Devletin doğru bir planlama yaptığı takdirde özel sektörün, İstanbul'u, dünya baş şehri yapabileceğini dile getiren Ağaoğlu, yerel yönetimlerin de bu konuda elini değil, başını taşın altına sokmalarının gerektiğini söyledi.

Kaçak yapıya, devletin hala; elektrik, yol ve su götürdüğünü ifade eden Ağaoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Yani kaçak, bir şekilde teşvik ediliyor. Yapana, yaptırana ve göz yumana da daha ağır cezalar getirilmesi lazım. Bir belediyenin, hudutları içerisinde yapılan kaçak yapılardan, belediyelerin haberinin olmaması mümkün değil.

"Türk insanının, yaşam standardının bu olduğuna inanmıyorum"

İnsanlarımızın, daha nitelikli konutlarda yaşaması lazım. Türkiye'de inşaat sektörünün önü çok açık. Çünkü, Türkiye'de mevcut yapıların yüzde 70'i oturulabilecek durumda değil. Ancak, geçen yıllarda İnşaat sektörünün hızlı büyümesiyle, inşaat işinden anlamayan kasap ta manav da inşaat işine girdi ve Türkiye'de bir dönem, 'Ne yaparsam satarım' dönemi yaşandı. Bu kriz ortamında ise bunlar elendi. Emlak sektöründe, doğru bir tane değil. 4-5 tane doğruyu bir araya getirirseniz, sektörün önü çok açık.

"Burada markanın önemi, firmanın teknik ve mali yeterliliği öne çıkıyor"

İnsanlar, bir şey alırken aldığı şeyin, servisini veya satış sonrası hizmetini arıyor ama yüz binlerce liralık konut alırken bu hassasiyeti göstermiyordu ama Türk insanı, bu konuda artık bilinçlendi. Daire alırken artık, konutların nasıl yapıldığını araştırır hale geldi. Sektör de kendini bu arada regüle etti. Nitelikli konut projelerine olan talep arttı ve daha da artacak."