Genel

Ali Babacan: Tarım arazileri bölünsün istemiyoruz!

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Önümüzdeki yıllarda Türkiye' de yine tarım sektörü önemli olacak, reform gerçekleştirebilmek için cesur olmamız lazım, tarım arazileri bölünsün istemiyoruz" dedi...


Swissotel Grand Efes'te başlayan 5. İzmir İktisat Kongresi'nin "Küresel Ekonomik Gelişmeler Çerçevesinde Türkiye Ekonomisi" başlıklı özel oturumunda konuşan Ali Babacan, Türkiye'nin 2023 hedefleri doğrultusunda enerji, tarım ve bankacılık sektöründeki sorunların çözümüne ilişkin soruları yanıtladı. 


Babacan, 2014-2018 yıllarını kapsayan beş yıllık plan hazırladıklarını, bunu yaparken 2023 hedeflerini gözönüde bulundurduklarını belirtti.  


Sadece makroekonomik politikaları değil, yapısal reformları da dikkate aldıklarını söyleyen Babacan, "Bu kadar iddialı ama gerçekçi hedeflerimize ulaşabilmek için önemli olan siyasi istikrar ve makroekonomik istikrarı muhafaza edebilmek ve perçinleyebilmek" diye konuştu. 


Merkez Bankası tarafından politikaların oluşturulduğunu ifade eden Babacan, "Siz bütçeye ne kadar dikkat etseniz de eğer mali alanın gözetilmesine dikkat etmezseniz finans o kadar sert darbe vurabilir ki kamu borçlarınız, bütçe dengesi çok büyük darbe alabilir. Amerika'da bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi" dedi. 


Ali Babacan, enerji tasarruf oranlarının düşüklüğünün yapısal sorun olduğunu ve çözümü konusunda yapısal reformlara odaklanılması gerektiğine dikkati çekti. 


Enerji sektöründe yerel kaynakların önemi 


Özel sektörü de enerji alanına çekmek istediklerini dile getiren Babacan, "Nerede özel sektör yatırımı görüyorsanız orada devletin yaptığı yatırıma kıyasla daha büyük verim vardır" ifadelerini kullandı. 


Enerji konusunda mevcut üretim tesislerinin özelleştirilmesini sürdürdüklerini ifade eden Ali Babacan, yenilenebilir enerji kaynaklarına da büyük önem verdiklerini söyledi. 


Enerji konusunda daha az bağımlı hale gelmek istediklerini ve ithalatı azaltmayı hedeflediklerini anlatan Babacan, "Enerji konusunda daha az bağımlı hale gelmek için de linyit, kömür gibi yerel kaynaklara odaklanmak önemli" şeklinde konuştu.  


Diğer enerji kaynaklarının araştırılması yönünde çalışmaya devam ettiklerini, enerji konusunun Türkiye'nin cari açığında önemli rol oynadığını aktaran Ali Babacan, "Tasarruf oranlarının artırılabilmesi için kültürel değişime ihtiyaç duymaktayız" dedi. 


"Kredi hacmini belli düzeyde tutmaya çalışıyoruz" 


Konuşmasında, makro politikalarla Türkiye'deki kredi hacimini de belli düzeyde tutmak istediklerini bildiren Başbakan Yardımcısı Babacan, "Bankalar kredi vermek istiyor, tüketici de harcama yapmak istiyor. Biz sermaye piyasasını nasıl daha iyileştirebiliriz diye düşünüyoruz" dedi. 


Özel emeklilik sistemi gibi konularda adımlar atıldığına değinen Ali Babacan, şunları kaydetti: 


"Bir de Ar-Ge'ye dayalı, inovasyona dayalı üretim, markalaşma, katma değeri yüksek ürünler üretmek çok önemli. İhracatımız, biraz alt yükleniciliğine yönelik ama kendi ürünlerini kendi markalarıyla üretilebilir ve bu katma değer sağlayabilir. İleri gitmeye çalışıyoruz. İş gücü piyasasını da unutmamak gerekiyor. İş gücü piyasasında da reformlar gerçekleştiriyoruz." 


Tarım sektörü 


Türkiye'de tarım sektörünün hiçbir sektöre benzemediğini ve son derece kapalı olduğunu vurgulayan Ali Babacan, "Bizim istihdam edilmiş nüfusumuzun yüzde 24'ü tarım sektöründe çalışıyor. Bu çok ciddi bir rakam, Gayri safi milli hasılanın yüzde 10'unu üretiyor ve bu haliyle bile bizi dünyada 7. sıraya getiriyor" değerlendirmesinde bulundu. 


Tarım alanında 2000'li yılların başında reform başlattıklarını ve Dünya Bankası ile reform konusunda yakın işbirliği içinde çalıştıklarını kaydeden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: 


"Bizim için önemli olan tarım işletmelerinin çok parçalı olması, çok sayıda çok küçük tarım işletmesi var. Türkiye'de ortalama tarım arazisi 49 metrekare. Bu alana bakacak olursak ve ABD, Avustralya gibi ülkelerle karşılaştırdığımızda çok düşük bir oran. Modern teknikler çok önemli. Ölçek ekonomisinde nasıl fayda sağlayabileceğimiz konusunu önemsiyoruz. Bir program başlattık. Tarım arazilerini daha büyük parçalara toparlamak istiyoruz. Bundan sonra tarım arazileri daha bölünmesin istiyoruz. Tarım arazisi sahibi baba ölüdüğünde kalan kuşak bunu bölmesin. Tarım sektöründeki esas önemli olan büyük ölçekli işletmelerin tarım sanayine girmesi. Büyük işletmelerin tarım sanayi ile ilgilendiğini görüyoruz ve ümit vaat ediyor. Bu şirketlerin tarım sektörüne yatırım yapması önemli. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'de yine tarım sektörü önemli olacak. Reform gerçekleştirebilmek için cesur olmamız lazım. Tarım sektörünün sosyal bir yanı da var. Bu durum kararlarımızı sadece ekonomik rasyonelliğe bağlı olarak almamızı engelliyor. İkisi arasındaki doğru dengeyi bulabilmemiz lazım." 


Babacan, Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim'in bu konuda önemli destek sağladığını, G20 platformunda ülkelerin üzerinde mutabık kaldığı bir düşüncenin Dünya Bankası'nın kullanabileceği güçlü bir belgeyi ortaya çıkardığını ve yapacağı işler konusunda önemli destek verildiğini ifade etti. 


Dünya Bankası'nın IMF gibi diğer kurumların tersine konunun hep insani yönüne baktığını, küresel ekonomik konuların çözümüne insan üzerinden önerilerde bulunduğunu ifade eden Babacan, Dünya Bankası'nın ülkelere yaptıkları önerilerde uygulanmış ve başarı sağlamış örnekleri iletmesinin önemli olduğunu bildirdi. 


Gelişmiş ülkelerin büyümelerini sürdürdüğünü ancak bunun kırılgan olduğunu, sürdürülebilir olup olmadığının bilinmediğini, bu büyümenin beraberinde bazı riskleride getirebildiğini anlatan Babacan,  kamu borçlarının yüksek olduğunu, bankacılık sisteminin de bilançolarının çok iyi olmadığını, henüz ekonomiyi destekleyecek durumda olmadığını kaydetti. 


Kalkınmakta olan ülkelerde ise ABD dolarının artık daha pahalı olacağını, daha zor bulunacağını ifade eden Babacan, şöyle konuştu: 


"FED'in aldığı kararlardan dolayı likidite artık geriye çekilecek, faizler artacak, miktar ve maliyet anlamında da daha farklı bir dönem başlıyor. Kalkınmakta olan ülkelerin buna hazırlıklı olması lazım. Mevcut durumla 1990'lardaki Asya krizine bakacak olursak gelişmekte olan ülkelerde ciddi farklılıkar var. Daha az kamu borçları daha dirençli bankacılık sistemi ve çok daha fazla döviz rezervleri var.  Zayıf tarafları azalmış, güçlü tarafları artmış olarak girdiler bu krize. Gelişmekte olan ülkeler kriz öncesine göre daha düşük büyüyor ama gelişmiş olanlara nazaran daha fazla büyüyorlar."  


Babacan, gelişmekte olan ülke ekonomilerinin yaz döneminde FED'in ortaya attığı farklı farklı adımlardan kaynaklanan belirsizlik ortamından şu anda daha iyi bir durumda olduğunu, yatırımların gelişmekte olan ülkelerde daha hızlı ilerlediğini bildirdi. 


Başbakan Yardımcısı Babacan, ülkeler arasında uluslararası birlikteliklerin Dünya Ticaret Örgütü'ne etkisi konusundaki soru üzerine ise Transpasifik ve Transatlantik anlaşmalarının Dünya Ticaret Örgütü'nün işlevini yerine getireceği, onun yerine geçeceği yönündeki görüşlere katılmadığını, bunların bölgesel düzenlemeler olduğunu, aksine bu oluşumların DTÖ'ye yardımcı olacağını söyledi. 


Ekonomist-yazar Deniz Gökçe'nin "sermaye kontrolü" konusundaki görüşlerini sorduğu Babacan, sermaye kontrolü konusuna 12 yıldır program ve belgelerinde yer vermediklerini, bu konuya hiç değinmediklerini belirtti. 


Babacan, şöyle devam etti: 


"Hiçbir şekilde 'biz sermaye kontrolü getirmeyeceğiz' bile demiyoruz. İnsanlara bunu hatırlatmıyoruz bile. Çünkü aklımızın gerilerinde bir yerlerde yerleşmiş düşünceler olduğu için 'bunu yapmayacağız' diyerek bile hatırlatmak istemiyoruz. Orta ve uzun vadeli programlarımız yapılırken her zaman benim önerim ve hatta talimatım, 'sermaye kontrolü ifadesi gibi bir şey aklınıza gelirse ya da görürseniz, gördüğünüz, duyduğunuz ya da düşündüğünüz an unutun, sakın zikretmeyin'.  Bu konuda böylesine katıyız. Biz şuna inanıyoruz. İnsanların, malların, sermayenin serbest dolaşımı sonunda kazanacaktır, kazanacaktır, kazanacaktır. İnsanların refahı için küresel anlamda tek çözüm bu olacaktır. Brezilya bunu denedi ama başarılı olamadılar. Elde etmek istedikleriyle ortaya çıkan alakası olmayan şeyler oldu. Ondan sonra bizim Merkez Bankası gibi politikalar uygulamaya, bizikmiyle benzer yaklaşımlar uygulamaya başladılar. 


Bizim vizyonumuz sadece bölgemiz için değil daha küresel olarak ülkelerin sınırlarının giderek anlamsızlaştığını görmek ve esas vurgumuzu küresel anlamda daha verimli ve etkin olmaya harcamak daha az gelişmiş olan ülkelere nasıl daha iyi yardım edebiliriz bunu düşünmek, yüksek verimliliği muhafaza etmek  ve kalkınmış olan ülkelerin vatandaşları için de maliyetleri düşürmek. Maliyetler bir noktada artıyor, sermayenin maliyeti de artıyor. Siz ne kadar kısıtlama getirirseniz o kadar sorunları artırıyorsunuz. Kontrolü kaldırdığınızda maliyetleri düşürüyorsunuz, verimliliği artırıyorsunuz. Her şey daha yolunda gidiyor." 


AA