Sektörel

Ankara’da kültür yapıları konulu panel düzenlendi!

VitrA ve Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin (TSMD) iş birliğiyle Ankara’da, “Kent ve Mimarlık Üzerinden Kültürü Okumak” adlı bir panel düzenlendi. Panelde Ankara’daki kültür yapıları hakkında fikir alışverişi yapıldı.

VitrA ve Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin (TSMD) iş birliğiyle Ankara’da, “Kent ve Mimarlık Üzerinden Kültürü Okumak” adlı bir panel düzenlendi. Yekta Kopan’ın moderatör, yazar ve akademisyen Murat Belge ile mimar Nevzat Sayın’ın konuşmacı olarak yer aldığı panel, VitrA ve TSMD işbirliğiyle sürdürülen VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi’nin “Kültür Yapıları” konulu çalışmaları kapsamında 14 Ocak 2016 tarihinde TSMD Mimarlık Merkezi’nde gerçekleştirildi. 


Kent, mimarlık ve kültür ilişkisini yeniden düşünmeye ve tartışmaya açan panel; kent kültürünün parçası olarak nitelendirilen “kamusal alan” kavramına tanım aranması ve günümüzde bu alanlara örnek olabilecek mekânların sorgulanmasıyla başladı. Ardından şehirlerde öne çıkan kültür yapılarının oluşum sürecini, kente etkilerini ve mimari değerini tartışan konuşmacılar, Yekta Kopan’ın sık sık söz verdiği dinleyicilerle Ankara’daki kültür yapıları hakkında fikir alışverişinde bulundu. 


Panelde söz alan Murat Belge, “Kamusal alan, kamunun birbiriyle iletişim kurduğu yerdir. Antik Yunan’da ‘fora’ adı verilen meydanlar buna örnektir. Bu alanlar, mecazi ve gerçek anlamda ‘saydamlık’ taşır.” dedi. Kültür yapıları hakkındaki sözlerine ise “kültür” sözcüğünün çok geniş bir alanı kapsadığını belirterek başlayan Belge, “Ben ‘kültür’ kavramını olduğundan daha iyi olma çabası taşıyan bir tavır olarak tanımlıyorum. İstanbul’daki kültür yapılarını düşündüğümde ise aklıma Süleymaniye Camii, Emek Sineması, Zeyrek gibi yerler geliyor. Bugün kültür yapıları üretiminin devam etmesi için, kültür-sanat üretiminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Teknolojiyle birlikte artan bilgi ve donanım, beraberinde kalitesizliğin de yayılmasına neden oluyor. İyimser bakış açısıyla, iyi ve kaliteli bilginin, doğru olmayanı, kalitesiz olanı yeneceğine inanıyorum. Kültür-sanat alanında da benzer bir eğilim yaşanacak. Kişiler ‘edilgen alıcı’ konumundan, kendilerinin de ‘üretici’ olduğu bir konuma geçecek. Belki Leonardo da Vinci kalitesinde, zor ulaşılan, eşsiz üretim yapılması zorlaşacak. Ancak daha çok üretimin olduğu, daha kolay ulaşılabilen bir kültür-sanat ortamı oluşacağına, bunun da kentleri ve mimariyi iyi yönde etkileyeceğine inanmak istiyorum.” şeklinde konuştu.


Mimar Nevzat Sayın ise “Birbiriyle olma ve bunun için herhangi bir bariyerle karşılaşmama, kamusal alanın gereklilikleridir. Tarihimize baktığımızda, elimize kalan en önemli kamusal alan ‘sokak’lardır. Bu doğrultuda, alışveriş merkezleri örneğinde olduğu gibi, girişi izne bağlı olan her yer ‘özel kolektif alan’ tanımına girer. Buna göre İstiklal Caddesi kamusal iken, AVM’ler özel kolektif alandır. Kuzguncuk’ta yaşıyorum ve her sabah iskeleye varana kadar 10 kişiyle selamlaşıyorum. Yeni şehirleşme düzeninde bu paylaşım mümkün kılınmıyor, bu da yeni düzendeki mekânların ‘hakiki’ olmasını engelliyor.” dedi. 


Kültür yapıları tanımıyla ise mimari açıdan kültürün üretildiği ve gösterildiği yerlerin kastedildiğini belirten Sayın, halk eğitim merkezlerini, sinemaları, tiyatroları örnek gösterdi. Kültürü gösterebilmek için öncelikle üretebilmek gerektiğini vurguladıktan sonra sözlerine, “Yüksek lisans öğrencilerimle Eyüp’te bir çalışma yaptık, aralarında İstanbulluların da olduğu, mimarlık okuyan bu çalışkan çocukların hiçbiri Eyüp’e daha önce gelmemişti. Fark ettim ki, içlerindeki ‘merak’ duygusu harekete geçirilmeyi bekliyor. Bence bu herkes için geçerli, bu ‘sevimli merak’ duygusunu uyandırmak, onun peşinden koşmak halâ çok anlamlı. Bu bizi ileriye taşıyabilir.” diye konuştu.