Magazin

Bina değil, içinde yaşanan heykel

İstanbul'da yapılması planlanan Suna Kıraç Kültür Merkezi, 'tasarım sihirbazı' Frank Gehry'in imzasını taşıyacak.

Radikal'den Elif Türkölmez, Frank Gehry'i özel kılan detayları yazdı: 

Tepebaşı'nı şu anki sakil görüntüsünden kurtaracağı için ayrıca minnettar olduğumuz Frank Gehry'ye sadece `ünlü mimar' demek kabalık! O, hâlâ kartondan yaptığı kıvrak maketleriyle bir tasarım sihirbazı...

Frank Gehry, etrafta her gün gördüğümüz asık suratlı ve sıradan beton bloklara yenilerini eklemek yerine özgün ve fonksiyonel heykel yapılar üretmeyi seçmiş bir mimar. Alametifarikası olan, Tim Burton filmlerinden çıkma eğri büğrü formlardaki şaheserler, onun tüm dünyada hem çok sevilmesine hem de aynı oranda topa tutulmasına sebep oluyor. Yaptığı maketlerle `mühendislerin korkulu rüyası' haline gelen Gehry'nin ismi İstanbul'la anılınca bizim için de kendisini daha yakından tanımak farz oldu. Suna-İnan Kıraç Vakfı'nın Tepebaşı'nda 14 bin metrekarelik alanda yapmayı planladığı Suna Kıraç Kültür Merkezi projesini `son işim' diye tanımlayan, Yale Üniversitesi'ndeki öğrencilerini İstanbul'a getirip Ayasofya'yı gezdiren Mimar Sinan hayranı Frank Owen Gehry, nüfustaki ismiyle Eprahim Goldberg, huzurlarınızda...

1929, Toronto doğumlu, California Üniversitesi ve Harvard'da mimarlık eğitimi alan Gehry, 1963'te `Frank O. Gehry and Associates' adıyla kurmuş şirketini. 1970'lerin sonunda yapıbozumcu işlere imza atmaya başlayan mimar, zamanla büyük ölçekli ve `içlerinde yaşanılabilen heykeller' yapmasıyla ünlenmiş.

En ünlü eseri olan, 1997'de tasarladığı Bilbao'daki Guggenheim Müzesi, eğri formların zirve yaptığı ve yapıbozuma en yaklaştığı eseri olarak biliniyor. Bugün çağdaş sanatı barındıran birçok müzeyi `aptal, modern, beyaz beton yığınları' olarak tanımlayan Gehry'ye göre, marifet sanat eserlerinin gerçek değerini gösterecek galeriler yapabilmekte. Guggenheim için, "Burada eserleri yer alan sanatçıların çoğunu tanıyorum, onları eserlerinin sergilendiği yerin mimari yapısıyla mutlu etmeliyim" diye düşünecek kadar titizlenen bir usta Gehry.

Bir diğer ünlü eseri Los Angeles'taki Walt Disney Konser Salonu. Bir süre önce, titanyum kaplı bu binanın bazı yerleri çukur aynalardan oluştuğu için çevredeki diğer yapıların aşırı ısınmasına sebep olmuş, mimar bu işiyle eleştirilmişti. Guggenheim'daki bazı panellerin paslanması, yapıların havalandırma ve soğutma maliyetlerinin çok yüksek olması, mühendislerin yapmakta çok zorlandığı işlevsiz işler çizmesi gibi birkaç olumsuz eleştiri alsa da o, yaptıklarının `anlaşılmadığını' söyleyip yola devam ediyor.

Mobilya, mücevher, otomobil, saat tasarımı da yapan Gehry, mobilyaları çok tutulunca üç ay sonra bu işe son vermiş. Sebep, endüstriyel tasarımcı kimliğinin mimarlık kimliğinin önüne geçmeye başlaması.

Kısa süre önce ölen ünlü yönetmen Sidney Pollack'ın `Frank Gehry'nin Çizimleri' adlı filminde Pollack'ın, yakın arkadaşı Gehry'yi `her yönüyle ticarileşmiş bir dünyada farklı bir şeyler yaratmak için bir dilim mekân arayan bir sanatçı' olarak tanıttığını görmüştük. Gehry'nin küçük bir çocuğun oyun oynamasını andıran yaratım süreci, sayfaya anlaşılmaz bir şeyler karalamak, karton-makas-yapıştırıcı kullanıp üç boyutlu modeller yaratmak şeklinde gelişiyordu. Projelerini elle çizen, kartondan maketlerle çalışan, bilgisayar programı kullanmayan bu `eski kurt', ilerlemiş yaşına rağmen birçok genç mimarda olmayan yaratma tutkusuna, avangart bakış açısına ve hâlâ fazlasıyla heyecana sahip.

Hayranı olduğu fado sanatçısı Mariza'nın Los Angeles'ta vereceği konser için Walt Disney Konser Salonu'nda bir sahne tasarlayan Gehry, bu işi sadece istediği için yaptığı söylüyor. "İşler bana, proje halinde gelir, ben peşinde koşmam ancak bunu kendim istedim" diyor.

Ünlülerle ilişkisi Mariza'yla sınırlı değil. Brad Pitt'le bir çeşit mimari danışmanlığı yapan Gehry, birkaç yıl içinde aktörlüğü bırakacağını söyleyen Pitt'i de tümüyle yapmak istediği meslek olan mimarlığa ısındırıyor.

Tepebaşı'nda ne yapacak?

Frank Gehry'nin İstanbul'da yapacağı Suna Kıraç Kültür Merkezi, Tepebaşı'nda TRT'nin canlı yayın stüdyoları ve İstanbul Metropolitan Müzesi de dahil 14 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. TRT'nin stüdyolardan çıkmak istememesi üzerine 2005'ten bu yana bekleyen bu proje için Gehry'yle kesin anlaşma yapıldı. Yapılacak binada 1850 kişilik bir konser, bir de tiyatro salonu olacak. Konser salonunun dünyada eşi olmayan bir teknolojiyle donatılması ve İstanbul'un son zamanlarda alışmaya başladığı dünya starlarının konserlerine ev sahipliği yapması bekleniyor. İstanbul'u çok sevdiğini söyleyen Gehry, Tepebaşı için çizdiği projede her zamanki gibi yine eğri formlar kullanmış.

Elif TÜRKÖLMEZ / Radikal