Genel

Emirgan'daki Mirgün Köşkü, restore ediliyor!

Boğaziçi'nin en güzel ahşap evlerinden biri Emirgan'daki Mirgün Köşkü. Vakti zamanında dantel gibi işlenen ahşap merdivenleri, balkon korkulukları, gökyüzüne açılan cihannüması ile tanzimat dönemi mimarisinin nadide örneklerinden

Bugünlerde restore ediliyor ve 150 yıllık hikâyesini anlatan belgesel filmi çekiliyor. Boğaziçi'nin en güzel, en mamur semtlerinden biri Emirgan. Adını IV. Murat'ın 1635'teki İran seferinden sonra buraya yerleşen Emir Gûne isimli Safevi prensinden alıyor. Prens o dönemde Revan Kalesi'ni korumakla görevli. Ancak Osmanlı ile kafa tutamayacağını anlayarak savaşmadan kaleyi teslim ediyor. Emir Gûne Han'ın bu davranışı IV. Murat'ın çok hoşuna gidiyor ve ülkesinde vatan haini olarak anılacak prensi korumak için İstanbul'a getirtiyor. Böylelikle, o zamana kadar "Feridun Bey Bahçeleri" olarak anılan semt, prense bağışlanarak Emirgan ismini alıyor.

O tarihten bu yana en güzel yalılara, ahşap konutlara, Boğaziçi'ne hakim köşklere ev sahipliği yapıyor Emirgân. Bunlardan biri de 150 yılldır ayakta duran Mirgün Köşkü. Şimdi restore ediliyor, aynı zamanda belgesel filmi çekiliyor. Yapımcı Ertuğrul Fuat Erdem, belgeselin haziranda tamamlanacağını belirtiyor. 'Seracem' adlı belgeselde; köşkün tarihi, mimarisi, tarihin çeşitli dönemlerdeki sahipleri, burada yetişen şahsiyetler, bulunduğu semt Boyacıköy ve Tanzimat'la birlikte Emirgan'da değişen yaşam tarzı ele alınıyor. Bir anlamda, 19. yüzyılda yapılan köşkün değişiminin, İstanbul'un değişimine ışık tuttuğu anlatılıyor.

Köşke ismini veren 1900'lü yıllarda burada yaşayan ressam Ahmet Mirgün. Ancak soyunun Emir Gûne Han'a dayanıp dayanmadığı belli değil. Köşke ait en eski belge 1932 tarihli. Belgede köşkün sahibi, Hıdiv İsmail Paşa'nın torunu Mehmet Tahir Paşa görünüyor. Zaten köşkü yaptıranlar da Boğaziçi'nin mimarisine şekil veren Hıdiv Ailesi. O dönemde Boğaziçi'ne birçok yalı yaptıran Hıdivler, Mirgün Köşkü gibi yaşadıkları mekânların hep ahşap olmasına özen göstermiş. Nedeniyse ahşap evlerin sahipleri gibi fani olması, onlarla birlikte yaşlanıp ölmesi. Osmanlı'da bu görgüden hareketle kamusal yapılar taştan inşa edilirken, evler genellikle ahşaptan yapılırmış. Hıdivler gibi varlıklı ailelerin bile ahşap konutlarda oturması, bu görgünün Tanzimat döneminde devam ettiğinin bir göstergesi.

Misafirleri önce kapıdaki yazılar karşılıyor

Mirgün Köşk'ü 1985'te İstanbul Üniversitesi'ne bağışlanmış. Şimdiyse 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında restorasyonu devam ediyor. 1850'lerde yapıldığı düşünülen köşk tamamen Tanzimat mimarisini yansıtıyor. Cihannüma'nın (her tarafı dışarıyı görmeye müsait, camlı çatı katı) oval pencereleri, köşkün dört bir yanındaki sadelik ve hatta pencerelerde kafes olmaması köşkün 1800'lü yıllara ait olduğunu gösteriyor. Osmanlı'da pencere dışına yapılan kafesler, Tanzimat dönemindeki dışa açılma ile mimariye de yansıyor.

Köşk; bodrum, zemin, üzerinde iki kat ve bir cihannümadan oluşuyor. Antreden sofaya açılan kapı kanatlarında 'Safa ile oturunuz efendim, buyurunuz efendim, safa geldiniz efendim" gibi yazılar misafirleri karşılıyor. Ayrıca alt katta bulunan oda Osmanlı'da misafire verilen önemin ve nezaketin göstergesi. Misafirler rahatlamaları için bu odaya alınıyor, üzerlerini değiştirmeleri ve duş almaları sağlanıyor.

Odalar genellikle kare planlı. Üst katlara çıkan iki merdiven mevcut. Bunlardan biri hizmetçiler, diğeri ev sahipleri için inşa edilmiş. Nedeni ev sahiplerinin bazı durumlarda, mahremiyet gereği hizmetçilere görünmeden yukarı çıkabilmelerini sağlamak. Ev halkının kullandığı merdivenin basamakları ve tırabzanında ahşap işçiliğinin nadide örnekleri var. İkinci katta Boğaz'ı gören balkonlu bir oda yer alıyor. Balkonun dantel gibi işlenen ahşap korkulukları göz alıcı. Üçüncü katta, 4 yanı oval pencerelerle kaplı, yalnızca gökyüzünün görüldüğü cihannüma bulunuyor. Burada çatı yıldız şeklinde tasarlanmış. Duvarlarda ise ahşap konsollar mevcut. Köşkün arka bahçesinde, yalnız duvarı kalmış, döneminin izlerini taşıyan bir çeşme var. Proje koordinatörü Dr. Metin Gürsan, restorasyon ile bu alana sarnıcın ve çeşmenin yer aldığı Osmanlı bahçesi yapılacağını söylüyor.
Zaman/ESRA KESKİN