Kent Haberleri

Erdal Bahçıvan: İstanbul'da sanayi olmalı ve yaşamalıdır!

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, "İstanbul'da sanayi olmalı ve yaşamalıdır. İstanbul sanayisi, Türkiye'nin sanayisinde katma değerli teknoloji konusunda bayraktarlık yapacaktır" dedi.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, teknoloji ve çevreyle barışık, ihracata dayalı hedefleri olan, kaliteli istihdamı içeren sanayi kollarının İstanbul ve yakın çevresinde uzun süreler kalması gerektiğini belirterek, "İstanbul'da sanayi olmalı ve yaşamalıdır. İstanbul sanayisi, Türkiye'nin sanayisinde katma değerli teknoloji konusunda bayraktarlık yapacaktır" dedi.


Bahçıvan, Anadolu Ajansı'nın (AA) 100. Yıl Vizyonu çerçevesinde geliştirdiği AA Finans Haberleri Terminali'nden canlı olarak yayınlanan toplantılar dizisi AA Finans Masası'na konuk oldu.


Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun açıkladığı Öncelikli Dönüşüm Programları Eylem Planlarına yönelik bir soru üzerine Bahçıvan, Türkiye'nin belli bir dönem sonra tekrar sanayiyi önemseyen böyle bir mutabakatın önemini vurguladı. Bahçıvan, "Başbakanımız, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcımız ve diğer bakanlarımızla Türkiye'nin yeni sanayi, büyüme hamlesiyle ilgili mutabakatı oluşturmuştuk. Bunun teşhisinden sonra tedavi yöntemlerinin ve reçetesinin yazılmasına sıra gelmişti. Bugün de bu reçetenin ilk adımı atıldı" diye konuştu. 


Bahçıvan, yeni açıklanan eylem planlarının, uzun dönemden beri konuştukları ve olmazsa olmaz olarak adlandırdıklarının belli bir bölümünü içerdiğini ifade ederek, "Bunları takip eden diğer reçetelerin de aynı disiplin içerisinde uygulanacağını tahmin ediyorum. Tüm mesele doğru diyalog ve istişare ile tespitlerde buluşup aksiyona döndürebilmektir. Türkiye bunu yapmaya son derece muktedir" değerlendirmesinde bulundu. 


Sanayiye olan talebin azalmasına yönelik bir soru üzerine Bahçıvan, pozitif sektör ayrımı gibi bir şey içinde olmayı istemediğini anlatarak, liberal bir ekonominin olduğu ortamda herkesin istediği sektörde olmasının en doğal hakkı olduğunu söyledi. 


Bahçıvan, Türkiye gibi nüfusunun önemli kısmı genç olan, ekonomik açıdan yer altı ve üstü zenginlikleri çok olmayan bir ülkenin geleceğini stratejik olarak sağlam tutabilmesinin temelinin üretim ve sanayi toplumu olmasından geçtiğini aktararak, şöyle devam etti:


"Bunun başarılması halinde ekonomik olarak güçlü olmanın yanı sıra stratejik, politik ve sosyal olarak güçlü ülke olabiliriz. Artık hedefleri büyük olan bir Türkiye'yiz. Sanayinin gayri safi milli hasıladaki payı yüzde 20-25'ler boyutuna tutabilecek ve önemli bir bölümünü ihracata döndürebilecek bir ekonomik modeli oluşturmak zorundayız. Bu, cari açığımızı hafifletecek, Türkiye'nin istikrarlı büyümesini sağlayacak, istihdam gücünün de sürdürülebilir bir kalitede olmasının yolunu açacak."


"İstanbul'da sanayi olmalı ve yaşamalıdır"


Sanayicilerin sıkıntılarına yönelik soruya Bahçıvan, "Bizi üzen bir konu var. 'İstanbul'dan sanayi çıksın' deniliyor. İstanbul'un diğer sektörlerde güçlü olması hepimizi sevindiriyor. İstanbul'un finans, kapital, turizm, kültür ve alışveriş şehri olması önemli hedefler. Bunu söylerken İstanbul'un sanayideki gücünü ve Türkiye'nin İstanbul sanayisinden alabileceklerini önemsemeyerek tespitler yapılmasını doğru bulmuyoruz. Avrupa'nın en büyük ekonomik baş şehirlerinde, her biri kendi değeri ve markası olan farklı sektörlerle bütünleşmiş şehirler olmasına rağmen şehrin etrafında sanayi kümelenmesinin olduğunu görüyorsunuz" yanıtını verdi. 


Belli birikimsel kültürler ve iş güçlerinin kolaylıkla başka yerlere taşınmasının mümkün olmadığını belirten Bahçıvan, sözlerine şöyle sürdürdü:


"İstanbul'daki sanayinin, yarınların gelişimi için, 'çevreye duyarsız olan, teknolojik birikimi olmayan sanayiler İstanbul'da kalsın' zaten demiyoruz ama teknoloji ve çevreyle barışık, ihracata dayalı hedefleri olan, kaliteli istihdamı içeren sanayi kollarının İstanbul ve yakın çevresinde uzun süreler kalması gerektiğini, bunlara yönelik başta arazi olmak üzere lojistik ve farklı desteklerle desteklenmesini ve İstanbul sanayicisinin İstanbul'da iş yapabilme şevkinin farklı enstrümanlarla desteklendiği zaman Türkiye'nin diğer bölgelerinde amaçlanan hedeflerden hiç de eksik kalmayacak boyutta Türkiye'nin geleceğine değer katacağını düşünüyoruz. Bunun için İstanbul'da sanayi olmalı ve yaşamalıdır. İstanbul sanayisi, Türkiye'nin sanayisinde katma değerli teknoloji konusunda bayraktarlık yapacaktır." 


Bahçıvan, İstanbul ve yakın çevresinde organize sanayi bölgesi oluşturma konusunda yoğun bir çalışmalarının olduğunu anlatarak, gelecek süreçte bu konuda adım atacaklarını söyledi. 


"Bir sektörün cezbedici, diğer sektörün ise caydırıcı olmasının altında yatan araştırılmalı" 


 İSO Başkanı Bahçıvan, milli gelir içerisinde sanayinin payının azalıp gayrimenkulün artmasına yönelik tartışmalarla ilgili hiçbir sektöre karşı art niyetinin olmadığını belirterek, "Elimize baltayı alıp da 'o sektörü ortadan kaldıralım' düşüncesi içinde olmam"  dedi.


Neticede oradan da kıymetli değerler yaratan, Türkiye'yi gayrimenkulde marka haline getiren çok kıymetli yatırımcıların olduğunu dile getiren Bahçıvan, asıl tartışılması gereken konunun, Türkiye'de 3 nesildir sanayici olan ailelerde bile arkadan gelen kuşakların neden kendi işlerini büyütmeyip, gayrimenkule dönmeleri olduğunu kaydetti.


Bir sektörün cezbedici, diğer sektörün ise caydırıcı olmasının altında yatanın araştırılması gerektiğini vurgulayan Bahçıvan, "Ben sanayicilerimizin tekrar kendi işlerinde büyüme, kendi işlerini geliştirme noktasında arzu ve gayretlerinin tekrar ayağa kalkacağını düşünüyorum" şeklinde konuştu.


Bahçıvan, İSO Yönetim Kurulu olarak göreve başladıklarında en önem verdikleri konunun, üniversite sanayi iş birliği konusu olduğunu söyledi.


"Ne yazık ki Türkiye'nin en eksik bırakılan; kaynakların en zayıf, en verimsiz kullanıldığı alanların başında üniversite sanayi iş birliği geliyor... Aslında adı var, kendi yok. Oradaki 'birlik' kelimesini de belki kaldırmak lazım, geçmişteki uygulamalara baktığımız zaman" diyen Bahçıvan, buradaki bütün yükü karşı tarafın üstüne yüklemek yerine, sanayici ve üniversite olarak nerede eksik bırakıldığına dair bir yol haritası çizilip, bunun çözüm yollarını oluşturmaya karar verdiklerini dile getirdi.


İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi ile ortak iş birliği platformu oluşturdukları bilgisi veren Bahçıvan, şu anda da söz konusu platformun istikrarlı bir şekilde çalıştığını ifade etti.


Bahçıvan, "Üniversitelerde de 'Bilim sadece bilim içindir' görüşü yerine, bilim üretim içindir, bilim sanayi içindir, bilim ekonomiye döndürülmelidir noktasında bir görüş değer kazanıyor" dedi. 


İşsizlik rakamlarına ilişkin bir soru üzerine Bahçıvan, gençlerin iş seçiminde çok kararsız göründüğünü, tatminsiz ve isteksiz bir profil sergilediklerini belirtti. 


Bahçıvan, gençlerin iş seçiminde geleceğe hitap edecek işler kurma konusunda ciddi bir arzusuzluk içerisinde olduğunu dile getirerek, "Bugün hayata atılacak gençlerimizin, mezun ya da düz işçi gençlerimizin temel arzusu hizmet sektöründe yer almak ya da KPSS'ye girip memur olmak… 'Ya hizmet ya devlet' diyorum ben onun adına. Mavi yakalılarda özellikle bu daha fazla. 3 günde, 5 günde bir değişen işler, isteksizlik, tatminsizlik, iş beğenmemezlik var" değerlendirmesini yaptı.


Bahçıvan, Türkiye'de yaşayan yaklaşık 2 milyon Suriyeli göçmenin çalışmaya müsait bölümünün iş hayatında daha etkin değerlendirilebileceğini aktardı. Sanayide yeterli ara eleman bulunamadığına dikkati çeken Bahçıvan, " Bu sıkıntının olduğu bir dönemde, Suriyeli misafirlerimizi bir şekilde daha efektif, daha kurumsal bir şekilde kayıt altına alarak, onların hayatına değer katarak, inşallah ülkelerine geri döndüklerinde de ülkelerine birikimle dönebilmelerini sağlamak adına insani boyutu da olan bir çalışma çok anlam taşıyor. Şu anda ne yazık ki, hepimiz içimiz yanarak o insanlarımızı izliyoruz" diye konuştu.


"Hukuku, sosyal şartları neyse o boyutta değerlendirerek yapılmalı"


Bahçıvan, Türkiye'nin Suriyeli mülteciler konusunda insanlık görevini diğer ülkelerin pek çoğundan daha iyi yaptığının altını çizdi. Suriyelilerin ancak emek istismarının önüne geçilerek istihdam edilebileceğini belirten Bahçıvan, şunları kaydetti:


"Tabi bunu kaliteyle bütünleştirerek yapma noktasında da böyle bir istihdam imkanı bizim de önerdiğimiz bir sistemdir. Onunla ilgili bir takım girişimler var. Özellikle de belli iş kollarımızda... Bu insanları elde ettik diye de burada vicdan ve insaf ölçüsünü zorlayacak koşullarda çalışma şeklinin en başta biz karşısında oluruz. Suriyeli misafirlerimizin istihdamı normal bir Türk işçisinin emeğinin hakkı hukuku, sosyal şartları neyse o boyutta değerlendirerek yapılmalı. Bu, istismarın da önünü kapatacaktır. Bazen ne yazık ki, çok üzücü şeyler duyabiliyoruz bu şekilde. Yani bu konu İSO olarak bizim ortaya koyduğumuz görüşler arasında."


Kıdem tazminatı


Bahçıvan, Türkiye'de cari açığın çözümü için tasarruf alışkanlığının yeniden kazanılması gerektiğini hatırlattı. Enerji ve su kaynakları ile finansmandaki tasarruflar başta olmak üzere tasarrufun gündemde üst sıralara tırmanması gerektiğini anlatan Bahçıvan, uzun vadeli tasarruflar için ise başarılı projeler yapılmasının önemli olduğunu söyledi.


 Bahçıvan, tartışılan kıdem tazminatına ilişkin ise şu değerlendirmeleri yaptı:


"Kıdem tazminatının da aynı Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) gibi bir tasarruf mantığıyla değerlendirip, burada çalışanın işverene emanet etmiş olduğu bir fon yerine, bir kurumsal yatırımcıya emanet edilen bir fon haline getirilmesi çok daha yerinde olacaktır. Bu alanda ülkemizde ve dünyada çok başarılı şirketlerimiz var. İnşallah uzun zamandan beri çözülemeyen bu konuyu BES'e eş değer bir konuma getirebiliriz. Bu da Türkiye'nin tasarruflarının zorunlu bir şekilde artırılması noktasında ciddi bir katkı sağlar."


"Hedefi tutturmaktan daha önemlisi, o hedefe yönelik heyecanın ayakta kalmasıdır"


Bahçıvan, Türkiye'nin 2023 hedeflerine ilişkin ise sanayiciler olarak ulaşamayacakları hiçbir hedef için söz vermeyeceklerini vurgulayarak, şöyle konuştu:


"Türkiye özel sektörü ve sanayicileri olarak biz bu hedefte buluştuk. Bu bir heyecan ve slagon. Bütün hedefler ve sloganlar tutturulmak için yola çıkılır. Sloganın altını doldurarak yapılan her çalışma o hedefe bizleri biraz daha yakınlaştırır. Rakamsal bir tartışmaya germemeyi her platformda söylüyorum. Önünüzde bir yol haritası var. Dinamik ve işleyen bir şekilde bu hedefe ulaşacağız. Önemli olan hedefe yönelik heyecanın ayakta kalmasıdır. 


Türk toplumunda o hedefi tutturmaktan daha önemlisi o hedefe yönelik heyecanın ayakta kalmasıdır. Yoksa siz sadece 2023 yılına bir hedef koyarsınız ve o yıl 500 milyar dolar ihracat hedefini tutturursunuz ama sonra çökmeye başlarsınız. Mümkün olduğunca heyecanımızı, kendimizi motive edecek doğru eğitim politikasıyla sürdürmek önemli. Bu hedefin konmasının doğru olduğunu düşünüyorum."


"Ne yazık ki ülkemizde af (vergi affı) genelde sistemi istismar edenler için kullanılıyor"


Bahçıvan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in dürüst mükelleflere avantajlı uygulamalar olacağı yönündeki açıklamalarına ilişkin ise şunları ifade etti:


"Dürüstlük kelimesi günümüzde sanki özel bir ayrıcalığı, farklı bir yeteneği tanımlıyormuş gibi algılanıyor. 'Sanki İngilizce bilirim, piyano çalarım, bir de dürüstüm' gibi bir durum var. Dürüstlük insanların hayatında olması gereken temel değerdir. Ne yazık ki, dürüstlük bir sıfat olmaya başladı. Bizim için her sanayici dürüst olmalıdır. Çeşitli nedenlerden görevini yerine getiremeyen ile sistemi istismar etmeyi alışkanlık haline getirenlerin ya da görevini aksatmadan zamanında yerine getirenler arasında bir ayrımın yapılması gerektiğini düşünüyorum.


Ne yazık ki ülkemizde genellikle af sistemi istismar edenler için kullanılıyor. Bu sadece sanayi için geçerli değil. Bu kötü örnekler istismarı cezbedecek noktaya gelmemeli. Siz 2-3 yılda bir geçmişin istismarını ödüllendirirseniz yarın da düzgün ve prensipli çalışma noktasında sorunlar olabilir. Sistemi istismar edenler ödüllendirilmemeli."


Petrol fiyatlarındaki düşüş trendinin, Türkiye'yi nasıl etkileyeceğine yönelik bir soru üzerine Bahçıvan, bugünün en hayırlı konularından birinin de petrol fiyatlarındaki tahminlerin ötesindeki düşüş olduğunu söyledi.


Türkiye'nin dünyada cari açığı petrolden kaynaklanan en göze çarpan ülke olduğunu dile getiren Bahçıvan, şöyle devam etti:


"Yanılmıyorsam, her 10 dolarlık varil başına düşüşün Türkiye'ye getirdiği artı eksi efekt 6-7 milyar dolar civarında. Demek ki 20-30 dolarlık bir varildeki düşüş neredeyse 25 milyar dolara yakın cari açığımıza katkıda bulunacak. Ben bunun çok olumlu yansıyacağını düşünüyorum. Hatta yabancı raporlarda Türkiye ile ilgili en pozitif öne çıkan nokta bu. Bir tek şeye dikkat etmemiz lazım; bizim petrol üreticisi pazarlardaki tüketimin düşmesine ve ihracatımıza bir şekilde olumsuz yansımasına dikkat etmemiz lazım. Ama ben bu trendin Türkiye'ye olumlu yönlerinin daha fazla olacağını düşünüyorum. Ama buna da aldanıp Türkiye'nin enerji ile ilgili kendi yerel kaynaklarımıza yönelik yatırımlarımızı da aksatmamamız gerekiyor. Bu bizim için kısa ve orta vadeli bir fırsattır."


" 'Dövizin yükselmesinden Türk sanayisi etkilenmez' söylemi doğru değil" 


Erdal Bahçıvan, sanayicilerin Fed'in varlık alımını azaltmasıyla başlayan sürece karşı ne tür önlemler aldığına ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin, iç tasarruflarının yetersiz olması sebebiyle yabancı ülkelerin tasarrufuna, kredisine ihtiyaç duyduğunu, dolayısıyla sanayi kuruluşlarının kredilerinin önemli bölümünün döviz cinsinden olduğunu belirtti. Bahçıvan, şunları kaydetti:


"Döviz düşük ve yurt dışı faizler uygun koşullarda devam ettiğinde bu sizi çok rahatsız etmiyor. Geçen yıl kurlardaki rahatsızlığı biz 2013 bilançolarında gördük. Sanayi Odası'nın 'İlk 500 Şirket'  araştırmasında da bunun bilançolar üzerinde oluşturduğu darbe çok net ortaya çıktı. Bu yıl da kurun gidişatına göre çok farklı olmayacağını düşünüyorum. Bizim mutlak surette TL bazlı sanayiye hizmet verecek bir kaynak oluşturmamız gerekiyor. Bunu özel bankalar eliyle oluşturmak kolay değil. Şu anda maalesef işlerini çok donuk şekilde yapan, adı, tabelası var ama kendisi pek piyasada bulunmayan Kalkınma Bankası'nın, tekrar TL bazlı kaynaklarla Türk sanayicisinin hizmetine dönmesi ve gerçek misyonuna bir şekilde hizmet etmesinin Türkiye'nin sanayi hamlesine çok büyük katkı yapacağına inanıyorum. Hem dönem dönem dövizden kaynaklanan bilanço yükümlülüklerimizi çözeceği gibi hem de Türkiye'nin özel sektör bankalarının da bu havuzun içinde belli boyutta pay alarak daha güçlü şekilde sanayi ve finansman akışı yapacağına inanıyorum."


"Dövizin yükselmesinden Türk sanayisi etkilenmez" söyleminin doğru olmadığını vurgulayan Bahçıvan, orta vadede mümkün olduğu kadar plasmanların TL bazlı hale getirilmesi gerektiğini, bunun da Kalkınma Bankası gibi bir modelle yeni yatırımlarla yapılabileceğini söyledi.


"Türkiye, kamu yatırımlarında dünyanın en hızlı hareket eden ülkelerinden biri"


Erdal Bahçıvan, kamu alımlarında yerli ürünleri teşvik sisteminin işleyip işlemediğine ilişkin ise Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun açıkladığı 9 maddelik eylem planında bir konunun tamamen buna ayrıldığına dikkati çekti.


Türkiye'nin kamu yatırımlarında dünyanın en hızlı hareket eden ülkelerinden biri olduğunu belirten Bahçıvan, enerji, ulaşım, sağlık gibi farklı konularda Türkiye'nin kamuda ciddi bir yatırımcı ülke konumunda bulunduğunu dile getirdi.


Bahçıvan, kamunun alım fırsatlarını yerli sanayiye destek verecek hale getirmesinin çok önemli olduğunu ifade ederek, "Bu destek, Türkiye'nin mevcut sanayisine mevcut bir can suyu verebileceği gibi Türkiye'ye farklı birtakım teknolojilerin girebilmesi açısından, Türkiye'nin yarınların önemli teknolojilerinde söz konusu olabilmesi açısından da önemli bir yol başlangıcı. Mesela Güney Kore zaman içinde birikimi ve gelişmelere adapte olmasıyla yüzde 100 nükleer endüstrisini oluşturmayı başarmış ve bunu da dış ülkelere satabilecek konuma gelmiştir. Bizde de kamunun yüklü miktardaki yatırımsal dönemini, Türkiye'nin kendi sanayisiyle eşgüdüm içinde götürmesi çok önemlidir. Bugün de eylem planında bunun önemli bir madde olarak açıklanmasını da fikir birliğine ulaşmamızın sonucu olarak görüyorum" diye konuştu.


Sanayicilerin makine ve hammadde alımlarında yerli ürünü neden tercih etmediği hakkında bir soruya ise Bahçıvan, şu yanıtı verdi:


"Türkiye'nin tercih edilmeme nedeni, yurt dışından bir makine almaya kalktığınız zaman, oradaki yatırım bankasının desteğiyle makine satıcısı size 8-10 yıl kredi imkanı verebiliyor. Ama Türkiye'de bunu satan firmanın böyle bir gücü yok. İhracatta önümüzü tıkayan en önemli engel, ne yazık ki içeride de yeni yatırımcının makine alımında karşılaştığı engel. Türk makine sektörünün yabancı ülkelerdeki rekabet şansını kıran en temel olay, finansman noktasında rakiplerimizden birkaç sıfır geride başlamamız."


Erdal Bahçıvan, İSO 500 firmaları arasında borsaya açılmayı teşvik etmek için çalışmaları olup olmadığına ilişkin soru üzerine, Oda üyeleriyle bu konuda toplantılar gerçekleştirdiklerini, bunun takibini sürekli yaptıklarını ifade etti.


Türk sanayicisinin bir ürünü oluşturmada, en zor pazarlara gidip sunmadaki becerisinin, finans yönetimi alanında bulunmadığını vurgulayan Bahçıvan, "Üretirken, satarken, çalışırken kaşık kaşık kazandığımızı, finansı doğru yönetemediğimizde tencereyle veriyoruz. Finansta ne kadar verimli ve kaliteli çalışırsanız kendi yaptığınız gerçek işinize de bu o boyutta değer oluşturarak yansıyacaktır" dedi.


AA