Kentsel Dönüşüm

Fercan Yavuz: Kendi evini satın almanın adı kentsel dönüşüm oldu!

Eğer yapınız riskli ise veya riskli alanda ise çok büyük bir olasılıkla binanızı kendiniz yıkıp kendi paranızla kendiniz yapacaksınız. Yani sahip olduğunuz evi tekrar satın alacaksınız.


Kentsel dönüşümün bütçesi 400 milyar dolar olarak açıklanıyor, ancak kaynaklar belirsiz. Bize göre 2, bilemediniz 3 milyar dolarlık kaynak bulunur. Gerisi ne olacak? Eğer yapınız riskli ise veya riskli alanda ise çok büyük bir olasılıkla binanızı kendiniz yıkıp kendi paranızla kendiniz yapacaksınız. Yani sahip olduğunuz evi tekrar satın alacaksınız. Geçtiğimiz günlerde ulusal televizyon kanallarından birinde, Çayırova'da yapılacak dönüşümle ilgili olarak mahalle sakinlerinin konuşmalarına şahit oldum. Ortak kaygılan, belediyenin kendilerinden bir şeyleri sakladığı, evlerinin ellerinden alınacağı veya Toplu Konut idaresi'ne (TOKİ) borçlandırılacakları yönündeydi. Aynı dakikalarda başka bir kanaldaki fotoğrafçılık programında da Türk sinemasının emekli sultanı, Bebek civarında yapılacak bir kentsel dönüşümle daha iyi kareler elde edebileceklerini anlatıyordu. Geçen hafta tanık olduğum bu konuşmalann sayısız örneğine rastlamak mümkün bugünlerde. Uzun zamandır konuşulan, son bir buçuk yılda yoğun bir şekilde hayatımıza giren 'kentsel dönüşüm' kavramından, herkes bir şeyler bekliyor. İyi analiz ettiğinizde ise yıllardır süren gerçeklerde bir değişiklik yok. Yoksul kesimin derdi, borçsuz harçsız başını sokabileceği bir yuva. Üst gelir grubu ise hoşlarına gidecek bir çevre, otomobilleriyle istedikleri yere gidebilecekleri bir ulaşım sistemi umut ediyor. 


Türk siyasetinin temel kurallarından biridir, insanlara bir umut verir ve bunu sürekli canlı tutarsanız iktidar olursunuz Bizi 10 yıldır yönetenlerin, bu ayrıntıyı çok iyi bildikleri kesin. Bu bağlamda kentsel dönüşümün nasıl sunulduğuna bir bakalım. 90'lı yılların başından bugüne kadar, inşaat Mühendisleri Odası (İMO) olarak yapı stokumuzun kötü durumda olduğunu, mevcutların dökümünün çıkarılması ve bütüncül bir plan çerçevesinde yenilenmesi gerektiğini her iktidara anlattık. Uyanlarımıza sekiz yıl boyunca kulak asmayanlar, Van depremi sonrası birden harekete geçtiler ve sihirli formülü açıkladılar "Depreme karşı çözüm eşittir kentsel dönüşüm." 1999 depremlerinde oluşan toplumsal korkunun üzerine, bakanın -ülkedeki konutlann 6.5 milyon tanesi deprem riski taşıyor- demesi endişeleri çoğalttı, konuya ilgiyi daha da artırdı. Milyonlarca yapının risk taşıdığını bir gecede kim nasıl ve hangi yöntemle hesapladı hiç aklımız ermedi. 



Bu minvalde apar topar hazırlanan ve bakanın deyişiyle "çok kuvvetli bir kanuna" özünde bir itirazımızın olmadığını, ancak uygulamanın çok sorunlar ve adaletsizlikler yaratacağını dile getirdikçe ağzımızı kapamak için herkes elinden geleni yaptı. Bu tür konularda haklı çıkmak bizi sevindirmez aksine çok üzer, aynı şey yine başımıza geldi. Yasa çıktı uygulamadaki sorunlardan dolayı bir yıl içinde üç kez yönetmeliği değişti. Kaç genelge ve tebliğ yayınlandı takip edemez olduk. Bu kadar değişiklik belki de bir rekordur. Biz, sevimsiz rekorlan bir kenara bırakıp olup bitene bakalım. Yasa çıktığında, siyasilerin sunuş biçimlerinden halkın algısı şöyleydi: Riskli binayı devlet tespit edecek, ev sahibi ya da kiracıya geçici bir yer verilecek, ceplerinden bir şey çıkmadan inşaatlan tamamlanacak ve evKentsel dönüşüm ülkede yaşayan her kesimi ilgilendiriyor. Dolayısıyla bütüncül ve şeffaf planlama, gerçek anlamda örgütlü katılım vefinansal kaynağı bulmadan yüzlerce yasa çıkarsanız da bu işi çözemezsiniz; sadece yeni suçlular yaratırsınız. 


Binaları yenilerken, yeşil alan, trafik, elektrik, içme suyu şebekesi gibi altyapıyı hesap etmezseniz şehrin içinde betondan çöller yaratırsınız. 


lerine geri dönecekler. Bunun böyle olmadığı, bugün dahi insanlara açık seçik anlatılmıyor. Devletin böyle bir yükü kaldırması mümkün değil. Kentsel dönüşümün bütçesi 400 milyar dolar olarak açıklanıyor, ancak kaynaklar belirsiz. Bize göre 2, bilemediniz 3 milyar dolarlık kaynak bulunur. Gerisi ne olacak? Bu işi nasıl yapacaksınız? Bu soruları sorduğunuz zaman ya ağzınızın ya da odanızın kapatılmasını göze alacaksınız.


Sorduğumuz ama bir türlü cevabını alamadığımız tehlikeli sorulara yanıtları da kendimiz verelim. Eğer yapınız riskli ise veya riskli alanda ise çok büyük bir olasılıkla binanızı kendiniz yıkıp kendi paranızla kendiniz yapacaksınız. 

Yani sahip olduğunuz evi tekrar satın alacaksınız. Devlet burada size maliyetinizin yüzde 5'i civarında katkı sağlayabilir ve geliriniz uygunsa banka kredisi verebilir. "Verebilir" diyoruz çünkü yasa böyle. Kanundaki verilebilir, yapılabilir, ödenebilir gibi tanımlar ve belirsiz gri alanların olmasını çok tehlikeli buluyor ve vatandaşın mağdur edilebileceğini düşünüyoruz Eğer, daireniz için yıkım karan alındı ise ve komşulannızın 2/3'ü yeni bina yapımına razı oluyor, siz karşı çıkıyorsanız veya yeni binaya verebilecek paranız yoksa işiniz zor. Hissenizi ya komşulannız alacak ya da ilgili kurum. Peki, siz ne olacaksınız? Orası kanunda yazmıyor. Evinizin nasıl tahliye edileceği, nasıl yıkılacağı ve nasıl satılacağı çok ayrıntılı yazıyor ama yasadan dolayı evsiz kalırsan başının çaresine bak diyor üstü örtülü olarak. 

Bu davranış yasal mı? Evet. Çünkü bizim Anayasamız'da mülkiyet belgesinden bağımsız bannma hakkı yok. Ancak konut edinme hakkı var. Rahatsız olduğumuz felsefe bu. 

Bugünlerde odamıza gelen başka bir yakınma ise çok ilginç. Bitişik iki arsadan birisi boş, diğerinin ise üstünde riskli bina var. Her ikisini de aynı yüklenici alıyor. Riskli bina olan arsa KDV, otopark ve sözleşme gibi harçlardan muaf; boş arsa ise değil. Tek blok halinde inşaat yapılınca vergilendirme nasıl olacak? Karışık bir durum. İşi farklı iki yüklenici yaparsa durum daha vahim, birisinin vergi ve harçlardan avantajı var diğerinin yok. Eşitlik ilkesine uygun mu sizce? Odamıza sıkça gelen bir diğer soru da, "Kentimizde riskli alan ilan edilen bölgelerden ev alanların veya almak üzere olanların durumu ne olacak?" Vatandaş inşaatı devam etmekte olan bir binadan daire almış, müteahhide peşinat vermiş, banka kredisi almak istiyor ama banka kredi vermiyor, vazgeçmek istiyor, müteahhit verdikleri peşinatı iade etmiyor. Belediye ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na gidiyorlar hiç kimse cevap veremiyor. Mağdurlar ne yapacaklarını bilmez durumda. 


Çevre boyutu gündemde yok Çevre boyutu ise kimsenin gündeminde değil şu günlerde. Bir dairenin yıkımından ortalama 180 ton atık çıkacağını tahmin ediyoruz. Bunların depolanmasının çok büyük bir sektör oluşturacağı ve sektörün zor kontrol edileceği kesin. Bunlar, parklarda gezinenlere pek benzemiyor. 

İstediklerini yapmazsanız çıkıp FSM köprüsünü sallayıveriıler üç saat içinde, dediklerini yaparsınız kuzu kuzu. Eskişehir'de de çevre açısından durumun ne olacağını göreceğiz. Kent olarak geçmişteki sicilimiz çok parlak değil bu konuda. Vişnelik mahallesinde vişne ağaçlan yerine Vişne Evleri, Karabayır Bağları'nda üzüm asmaları yerine villalar, Bademlik'te badem ağaçlan yerine lojmanlar ve sosyal tesisler var. Kent içindeki tanmsal nitelikteki yerlerin de çok az ömrü kaldı. Yakında kokusu çıkar. Köprübaşı ve Gündoğdu mahallelerinde yapılacak düzenlemeleri de merakla bekliyoruz Kentsel dönüşüm ülkede yaşayan her kesimi ilgilendiriyor. Dolayısıyla bütüncül ve şeffaf planlama, gerçek anlamda örgütlü katılım vefinansal kaynağı bulmadan yüzlerce yasa çıkarsanız da bu işi çözemezsiniz; sadece yeni suçlular yaratırsınız. Binalan yenilerken, yeşil alan, trafik, elektrik, kanalizasyon, içme suyu şebekesi gibi alt yapıyı hesap etmezseniz şehrin içinde betondan çöller yaratırsınız. Peki, saydığımız sorunlar yaşanmadan bu işler yapılamaz mı? Çok rahat yapılır. Nasıl mı? Yöneticilerimiz her şeyi bilemeyeceklerini kabul edip, önce planlayıp sonra yola çıktıklan ve kendileri gibi düşünmeyenlere karşı kan davası gütmekten vazgeçip onları dinlemeye başladıkları gün sorun yarı yarıya çözülür. Unutulmaması gereken bir şey var. Konut, Türk halkı için çok önemlidir; nerdeyse kutsaldır. Dolayısıyla kimseyi yerinden yurdundan etmemek gerek. İMO olarak bizim vazgeçemediğimiz değer, insan yaşamıdır. Eleştirilerimizin amacı da budur. Sağlıklı konutlarda ve yaşanabilir bir çevrede onurlu bir hayat süren toplumu oluşturmak için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz. 


Dünya