Magazin

Ferhat Göçer, Boğaz manzaralı villasının kapılarını açtı!

Ferhat Göçer’in “İşte benim dünyam” dediği Beykoz sırtlarındaki Boğaz manzaralı, havuzlu, asansörlü, stüdyolu villasına konuk olduk. Çay içtik, ikram edilen keklerden yedik ve bol bol sohbet ettik...

Öncelikle 28 Eylül Cuma akşamını konuşalım. Harbiye Açıkhava’da o gece neler olacak?

28 Eylül Cuma akşamı, Glee Müzikali’nden esinlenerek hayata geçerdiğim Symphonie D’Orient ile Ferhat Göçer konseri Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sergilenecek. 60 kişilik dev bir orkestrayla sahnede olacağım. Benim klasikleşmiş albüm şarkılarımın yanında, albüm öncesinde de seslendirdiğim aryalar, klasik batı eserleri ve aynı zamanda Amy Winehouse, Gotye, Sting, Pink Floyd gibi son dönemde dünyada en çok dinlenen şarkıcıların şarkılarını da kendi etnik sazlarımızla birlikte yorumlayacağım. Her zaman benim böyle bir hayalim vardı. İşte bu 60 kişilik orkestrayla biraz bunları canlandıracağız. İstanbul Strings dediğimiz bir yerli grup var. Türkiye’de neredeyse çıkarılmış olan albümlerin birçoğunun kayıtlarını yapan, çok iyi kulağı olan, çok yetenekli bir yerli grup. Bu çocuklarla beraber değişik düzenlemeler hazırladık aslında. Biraz müzikal sürprizlerle dolu bir iş bu. Teknik olarak çok emek harcadık bu işin yazım, çizim, prova, repertuvar oluşturma meselesine. Tahmin ediyorum ki, konsere gelecek olanlara hoş vakit geçirteceğiz. Onları şaşkına çevirecek bir repertuvarla ve düzenlemelerle hepsi keyiflenecekler.



Sürprizler olacak mı?

Elbette sürprizlerimiz var. Mesela, benim büyük hayranlık duyduğum bir sanatçı olan, sinemamızın Sultan’ı Türkan Şoray da büyük bir aksilik olmazsa beni dinlemeye geleceğini bildirdi. 


Ferhat Göçer, koyu bir Türkan Şoray hayranı demek ki...

Evet, onun filmlerini, o filmlerde okuduğu şarkıları unutmak mümkün mü? Şayet bir gün Türkan Şoray’ı ikna edebilirsem, en büyük hayalim onunla birlikte sahneye çıkıp düet yapmak. 


Çıkacağınız Avrupa turnesini konuşalım mı?

Bu konserin hemen arkasından Avrupa turnesine çıkıyorum. 1.5 ay sürecek ve 18 ayrı Avrupa kenti var güzergahımda. Bükreş’ten Londra’ya kadar 18 Avrupa kentinde konserlerim olacak. Danimarka’dan Romanya’ya, Bulgaristan’dan Fransa’ya, Almanya’dan Belçika’ya, Hollanda’dan Avusturya’ya kadar her yeri, bütün Avrupa şehirlerini dolaşacağım. 2 Ekim Salı günü turnem başlıyor, 12 Kasım günü sona erecek. 


Epey yorulacaksınız...

Yorucu bir turne olacak. Şehirlerarası seyahatler, oradaki hazırlıklar, provalar... Aslında en güzel yanı Ömür’le (Gedik) birer-ikişer günlük küçük küçük molalar verip, enerjimizi, moralimizi yenileyecek olmamız. Avrupa kazan biz kepçe aşkımızı tazeleyeceğiz. 


Bu arada ‘Yanına Kalmaz’ şarkısına klip de çekildi...

Geçen hafta klibi çektik. Şarkı, Eyüp Mercimek isimli bir arkadaşımıza ait. Bu albümdeki beşinci klip oldu. Bu şarkının da doğasına uygun olarak terk edilmiş bir erkeğin ayrılık acısını anlatan bir klip hazırladık. O terk edilme sancısını, o dönem yaşanan kızgınlığı, kırgınlığı, yalnızlığı bir şekilde aktarabilmeye çalıştık. Çünkü şarkı, öyle bir şarkı.


Şarkının özel bir öyküsü var mı?

Eyüp Mercimek’in kendi yaşadığı hayatın aynısı. Ayrıca yönetmenim Emir Khalilzadeh de şarkıyı dinledikten sonra bana hemen hikayesini anlattı. Çünkü kendi yaşanmışlıklarından oluşan bir kurgu hazırladı. Bunu yaşamayan insanın çok az olduğunu düşünüyorum, böyle bir yalnızlık ve terk ediliş hikayesi hepimizin başına gelmiştir. 


Biz erkeklerin galiba ortak kaderi bu. Hayatımızda mutlaka bir kere terk edilmişizdir.

Kadınlar, o ayrılık sürecini erkeklerden daha iyi saklayabiliyorlar. Biz nedense darmadağın oluyoruz. Erkeğin terk edildikten sonra kendini toparlaması daha zor oluyor. Kadın bu konuda erkeklerden daha güçlü. İçin için yansa bile anlamayabiliyorsunuz. Her ne kadar kendi çevresinde birkaç kişiyle paylaşabiliyorsa bile, bir şekilde saklayabiliyor. Ama erkek darmadağın oluyor. 


Allah nazarlardan saklasın diyelim ve konuyu Ömür Gedik’le yaşadığınız mutlu beraberliğe getirelim. Hayranlarınızın bir bölümü evlenmenizi istiyor, bir bölümü de istemiyor. Bu kararsızlık sizi de etkiliyor mu?

Biz evlenmeye karar verdiğimizde zaten bunu açıklayacağız. Kendi iş dengelerimiz içinde bunun bir şekilde planlamasını yapacağız. 


Benim dikkatimi çeken çok önemli bir nokta var. Sol elinizin yüzük parmağında ‘Ömür’ dövmesi yer alıyor. Gerçekten de bu yüzükten çok daha anlamlı görünüyor.

Evet, özellikle yüzük parmağımda olsun istedim. Aslında, neyin ispat edilmesi gerekiyorsa onu ispat ettiğimi düşünüyorum ben hayatta. Sevgi, bağlılık, dostluk adına. Derinden sevdim, büyük aşk yaşadım Ömür’le, halen de yaşıyorum. Hayatımın en mutlu ve en huzurlu dönemindeyim. 42 yaşındayım ve ne istediğimi biliyorum. Her ikimiz de mutluyuz.



Kaç yıl oldu?

Tam yedi yıldır birlikteyiz. 


Hayranlarınız zaman zaman kıskançlıklarını hissettiriyorlar mı?

Eğer cidden bu konuda beni takip ediyorlarsa, seviyorlarsa, takdir ediyorlarsa, mutlaka sevdikleri bir insanın ya da beğendikleri bir insanın mutluluğunu arzu edeceklerdir. Yaşadığım aşkı, takdirle ve sevgiyle karşılayacaklarını sanıyorum. 


Nazara inanır mısınız?

Nazara inanmam ama nazar denen şeyin ne olduğunu tahmin ediyorum. Şöyle diyeyim size; nazar denilen şeyin dedikodularla oluşan çevresel efektler olduğunu düşünüyorum. Bir ilişki yaşıyorsunuz ve etrafınızda bir sürü insan sürekli bununla ilgili konuşuyor, fikir yürütüyor. Ortaya bir aura çıkıyor. Bu auralarla da ilişkiler zedeleniyor, moraller bozuluyor, zararlar görülüyor. Ortaya birtakım ters efektler çıkıyor. Bu efektleri de kimi nazar olarak değerlendiriyor, ben de tamamen çevresel, soyut dedikodusal geri dönüşler olarak değerlendiriyorum. 


Ömür Gedik’le atışma, tartışma, kavga yaşanıyor mu aranızda?

(Gülüyor) Elbette, hiç yaşanmaz olur mu! Ömür’le fikirlerimizin uyuşmadığı, birbirimizle ters düştüğümüz noktalar oluyor. İkimiz de sonuçta belli bir eğitimi, belli bir kariyeri, belli bir vizyonu, farklı değer yargıları ve stilleri olan insanlarız. Dolayısıyla biz birbirimizi sevdik ama her şeyiyle iki farklı insanın birlikteliği öyle tahmin edildiği kadar da kolay olmuyor. Mücadele oluyor ama işin güzelliği ya da değeri o mücadeleler sonrasında ortaya çıkıyor. Bir işin kavgasını ne kadar yaparsan, değerinin de o kadar arttığını düşünüyorum. Elbette dozu kaçmadan, kırıcı boyutlara ulaşmadan. Her ilişkide yaşanan şeylerdir bunlar. Dolayısıyla biz sürekli göz önünde olan insanlarız, bunun farkındalığıyla, hem kendi özel ilişkimizi yaşamak hem de karşımızdaki insana ilişkimizi doğru lanse edebilmek kolay bir şey değil.


Bir gazeteciyle birlikte olmak da kolay olmasa gerek...

(Gülüyoruz) Hiç kolay değil. Çünkü konuştuğunuz şeylerde manşet ararlar. “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye giriverir konuya! Iceberg gibi tepede görünen kısmı alır. Dolayısıyla temelde, altyapısında kocaman bir ayrıntılar torbası haline gelir. Bu alışık olduğum bir şey değil. Ömür’le beraber farklı bir diyalog sistemi içine girdim. Bu yedi yıl içinde ondan çok şey öğrendim. Esprileri, bakış açıları, konuya yaklaşımları, sorgusallıkları, öğrenme açlığını giderebilme çabası inanılmazdır. Her türlü bilgi onda olmalıdır, bilgi her şey gibidir. 


Birbirinizi eleştirir misiniz?

Hem de nasıl! Kıyasıya eleştiririz. Ömür gazeteci olduğu için ona hak veriyorum. Ancak eleştirmeye ben de alıştım. Şimdi ben de onu eleştiriyorum. Tabii eleştiriler elbette yapıcı olmalı, yıkıcı olmamalı. Mesela bir konuyu yazıya aktarabilmek ve o yazıyı akıcı bir şekilde okunabilir nitelikte olmasını sağlayabilmek, konuya manşetsel olarak bakabilip onu insanların dikkatini çekebilecek boyuta taşıyabilmek farklı bir yetenek. Ömür’de bunu görüyorum. Ancak şarkı söylemek farklı bir konu. Gazetecilik kariyerini zedelemesinden korktuğum için eleştirmiştim onu. Ancak Ömür ne yaptığını bilen birisi. İnsan sevdiğini hep korumak istiyor, kendi doğrularına göre eleştiriyor onu. Ama elbette herkesin yürüdüğü bir yol var. Ömür’e her zaman destek olmaya çalışıyorum. 


Ferhat Göçer, Şanlıurfalı. Mutfakta kimbilir neler yapıyorsunuz?

Dostlarımı ağırlamayı seviyorum. Dostlarımla mangal partilerimiz mutlaka oluyor. Et severim. 


Eyvah! Ömür Gedik, hayvan haklarını savunan bir gazeteci ve siz et seviyorsunuz...

(Gülüyor) Arkadaşlarımızı evimize konuk edince, onlara ikramlar yapıyoruz. Ömür de seviyor ikramda bulunmayı, sofralar kurmayı. Doktor arkadaşlarımız, sanat dünyasından bazı dostlarımızla ayda bir mutlaka bizim evde bir araya geliyoruz. 

Haftasonu Dergisi/Yüksel ŞENGÜL

Fotoğraflar: Göksel MENTEŞOĞLU