Genel

Gökhan Aktan Altuğ: Uzay çağı binalar geliyor

2008 yılında patlak veren küresel ekonomik krizle birlikte dünyadaki mimari hizmetler sektöründe de dengelerin oldukça değiştiği belirten Mimar Gökhan Aktan Altuğ, bu alanda tam bir duraklama dönemi yaşandığını belirtiyor

Buna rağmen dünya mimarisinin bu gün çok iyi bir noktada olduğunu kaydeden Altuğ, 'Bugün dünya mimarisinde denenebilecek her şey deneniyor. Eskiden filmlerde seyrettiğiniz o uzay çağı binaları artık planlanmaya ve yapılmaya başlandı' diyor

Tago Mimarlık nasıl doğdu Ortağınız Tatsuya Yamamato ile nasıl tanıştınız ve birlikte çalışmaya nasıl karar verdiniz

Ben 1983 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra o tarihte yeni kurulan Anadolu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'de öğretim görevlisi olarak göreve başladım. Yaklaşık 6-7 sene orada çalıştım. Bu esnada master'ımı bitirdim, doktoraya devam ediyordum ki Tatsuya Bey'le (Yamamato) ile tanıştık. O da misafir hoca olarak gelmişti. O vesileyle tanıştık ve birlikte birkaç iş yaptık. Bu işlerden çok memnun kaldık, dostluğumuz ilerledi. Daha sonra da profesyonel olarak iş yapmaya karar verdik ve 1995'te ilk ofisimizi açtık Koşuyolu'nda. Bahçe içinde tek katlı çok güzel bir ofisimiz vardı. Müşterilerimizi bahçede ağırlıyorduk. Ellerimizle meyve toplayıp ikram ediyorduk. çok keyifliydi. O zamanlar ufaktık. 3-4 kişiydik. Kendimize çok vaktimiz kalıyordu. Keyifle yapıyorduk işimizi. Daha sonra artık piyasadan da talepler geldikçe büyümek zorunda kaldık.

Güncel projelerinizden bahsedebilir misiniz

şžu anda konut ağırlıklı olmak üzere pek çok proje yapıyoruz. Alışveriş merkezleri, iş merkezleri gibi. Aslında bunlar bugün gitseniz pek çok mimari ofiste size söylenecek şeyler. Ama biz bunların ötesinde daha çok yüksek binalar konusunda tecrübeliyiz. Yüksek binalar yapıyoruz. En son Karadeniz'in en yüksek otelini Batum'da yaptık. Bu yeni bir proje. Geçen hafta New YorkTimes'ta haberi yayımlandı. İsmi henüz belirlenmedi. Bu, Gürcistan hükümetinin desteklediği ve sahip çıktığı bir proje. Cumhurbaşkanı Mihail Saakasvili gittiği her yere projeyi de götürüyor. Yine aynı bölgede spor tesisleri yapıyoruz.

En son lansmanı yapılan projelerimizden biri de Dumankaya İnşaat'ın inşa edeceği Flex projesi oldu. O çok güzel bir proje. Ortak yaşam alanları çok zengin olan bir proje. Bir diğer güncel projemiz, İskenderun'daki bir alışveriş merkezi projesi. Adı Agora Alışveriş Merkezi. Fer Yapı'nın yakın zamanda lansmanı yapılacak olan I Tower projesi var. Soyak'ın ağırlıklı projelerini yapıyoruz. Örneğin Halkalı'daki projesi şu anda gündemde, izmir'de rezidans kuleleri ve alışveriş merkezi olmak üzere iki yeni projemiz var ama adlarını henüz açıklayamıyorum. Bu iki proje İzmir'in iki önemli bölgesinde olacak ve İzmir için büyük önem taşıyan iki proje. Cezayir'de projemiz var Sinpaş'la birlikte yaptığımız. Rezidans, alışveriş merkezi ve ofislerden oluşan bir karma bir proje bu da. Dubai'de iki tane büyük okul projemiz devam ediyor.

Yurtdışında 5 merkezde ofisleriniz var. Neden dünyada bu kadar yaygın bir iş alanı belirlediniz kendinize. Bu ofislerin açılış öyküsünü anlatır mısınız

2008'de de bir karar almıştık. Biz bu işi Türkiye'de yapıyoruz ama bizim hedeflerimiz başka. Biz bu işi dünya ölçeğinde yapalım istedik. Zaten Tokyo'ya gidip geliyordu Tatsuya Hoca... Orada bir takım meslektaşlarımızla görüşüyordu, birtakım işler konuşuyorduk ama yakın çevremize de hitap edecek bir organizasyona girdik. Tokyo ile birlikte Bükreş'te Kiev'de Almaata'da, Dubai'de ofisler açtık, bunları faaliyete geçirdik, lisanslarımızı aldık. Oradaki ofislerimiz de neredeyse buradaki ofisimiz kadar büyük ofisler oldu.

Yurtdışındaki projelerinizden bahseder misiniz Hangi ofislerinizde hangi projeleri çalışılıyor şu anda

Dubai'de iki okul projemiz başladı. Tokyo'daki ofisimizin aracılığıyla kurduğumuz bazı ilişkilerimiz var yerel ofislerle. Oradaki iş ortaklarımızla yapacağımız işler var. Mesela önümüzdeki sene Milano'da bir sergi/fuar binası yapacağız ödüllü Japon Mimar Yamashita ile birlikte.

Bükreş'teki ofisimizi ise AB standartlarında proje yapabilmek için üs olarak kullanıyoruz. Tüm Avrupa'ya da buradan yayılmayı planladık. Kiev de Rus standartlarına göre iş yapabilmek ve oralara yayılabilmek için tasarlandı. Dubai'den ise Körfez ülkelerine ulaşıyoruz. Almaata ofisimiz ise Kazakistan'da yapılan ibiş Otel projelerini tasarlıyor şu anda.
Avrupa'daki projelerimiz içinde Malta'da bir konut ve alışveriş merkezi projemiz var.

Son yılların en verimli, en çok iş yapan mimarlık ofislerinden biri olan Tago Mimarlık, Türkiye'deki diğer mimarlık ofisleri gibi rüştünü yurtiçinde ispatladıktan sonra yurtdışına açılan ofislerden biri değil. Aksine Tago Mimarlık, tam manasıyla çok uluslu bir mimarlık ofisi. şžirketin ortaklarından biri Mimar Gökhan Aktan Altuğ, bir diğeri ise Japon Mimar Tatsuya Yamamato.
şžirkete uluslararası unvanını kazandıran tek şey ortaklarından birinin Japon olması değil üstelik. İstanbul'daki merkezinin yanı sıra 5 ülkede faal ofisleri bulunan Tago Mimarlık, aynı zamanda Avrupa'da mimarlık hizmeti veren nadir Türk şirketlerinden biri. Bu özelliğiyle dünyadaki mimari gelişmeleri yakından takip eden Tago Mimarlık'ın ortaklarından Mimar Gökhan Aktan Altuğ ile mimarinin dünyadaki ve Türkiye'deki gelişimini konuştuk.

Kriz geldi, rekabet arttı

Tago'nun doğuşu ile birlikte Türkiye'deki ve dünyadaki gelişim hikayesinden yola çıkarak yeni mimari eğilimleri ve akımları anlatan Gökhan Aktan Altuğ'a göre, 2008 yılında patlak veren küresel ekonomik krizle birlikte dengelerin oldukça değiştiği mimarlık hizmetleri sektörü, tüm dünyada bir duraklama dönemi içine girdi. Avrupa ve Amerika'da düşen emlak fiyatları ve buna bağlı olarak gerileyen inşaat sektörünün bu ülkelerdeki mimarlarını, özellikle Türk mimarların yurtdışı pazarlarına olan belirten Altuğ, her şeye rağmen Türk mimarlarının yurt dışı mimarlık hizmetlerinde önemli bir aşama kaydettiğini söylüyor.

Filmler gerçek oluyor

Dünya'daki ekonomik krize ve mimarideki duraklamaya rağmen dünya mimarisinin bu gün çok iyi bir noktada olduğunu kaydeden Mimar Gökhan Aktan Altuğ, 'Herkesin istediği her bilgiye kolaca ulaşabileceği bir çağdayız ve dünya mimarisinde denenebilecek her şey deneniyor' diyor. Bu gelişim sonucu dünyanın her yerinde çok ilginç binaların ortaya çıktığını ifade ed9n Altuğ, filmlerde seyrettiğimiz 'uzay çağı binaları'nın yapılmaya başlandığını vurguluyor.

Yurtdışında sil baştan

Küresel kriz yurt dışındaki ofislerinizin işlerini nasıl etkiledi.

Oralardaki işlerin büyük bir kısmı kesildi. O yüzden oralarda küçülmeye gittik. Ama hala faaliyetteler. Yurtdışındaki projelerimiz hala devam ediyor. Sanırım 2012'den itibaren oradaki tempomuza tekrar kavuşuruz. Genellikle oralarda yerel müşterilerimizle çalıştığımız için orada ufak da olsa birtakım işlerimiz oluyor.

Krizden önce öyle bir duruma gelmiştik ki bulunduğumuz yerlerde bir iş olduğunda mutlaka davet edilen iki üç firmadan biri olmuştuk. İngiliz ve ABD firmalarının yanında mutlaka biz de davet ediliyorduk projelere. Tabi kriz global ölçekli olunca bizi davet eden kadrolarda değişti. Bizim tekrardan kendimizi tanıtmamız gerekiyor oralarda. Ama biz her zaman koşturmaya hazırız. Belki daha başka fırsatlar da çıkabilir karşımıza, hiç belli olmaz. Biz bu mesleği daha geniş bir coğrafyada daha iyi imkanlarla yapmak istiyoruz.

Dünyada mimarlık nereye gidiyor Türkiye bunun neresinde

Dünyada mimarlık aslında bugünlerde pek bir yere gitmiyor. şžu ekonomik koşullarda pek fazla gelişme yok. Ama her şeye rağmen şunu söyleyebiliriz ki bugün artık herkes her şeye çok rahatlıkla ulaşabiliyor o yüzden herkes her şeye ulaşabiliyor. Denenebilecek her şey deneniyor. Bunda bilgisayarın kullanımı da büyük avantaj sağlıyor. Tabi bunlar denenirken öne çıkan çevreci binalar oluyor. Bunlar da tasarlanırken binaların kendi kendine yetebilir olması bir kıstas, bir değer olarak çıkıyor karşımıza. Tamam bina şık güzel ama onun yanında he kadar çevreci, ne kadar etrafına saygılı onu da tartıyoruz.

Peki arazi rantlarındaki hızlı artış nereye götürüyor mimariyi

Dünyada çoğalmayan tek şey toprak. Yer darlığı ve nüfusun özellikle gelişen bazı ülkelerde hızla artması sizi daha kompakt, daha küçük yapılara zorluyor. Uzakdoğu'da mesela mutfağı olmayan konutlar var. Türkiye'de de bir yatırımcı böyle konutlar yapacağını açıkladı ama bence Türkiye'de henüz erken.

Eskiden o karikatürlerde gördüğünüz ve ya filmlerde seyrettiğiniz o uzay çağı binaları artık planlanmaya ve yapılmaya başlandı. Size çok uzak gibi görünen birçok bina şu anda yapılıyor.

Jetgiller çizgi filmindeki gibi bir direğin tepesinde duran binalar mı bunlar

Tabi tabi... çok enteresan binalar. Mesela Singapir'da üç binanın üstten birleştirilmesiyle yapıyan bir yapı var. O esin kaynağı oldu. şžu anda birçok böyle bina yapılıyor. Örneğin iki kule bina yapılıp tepelerde bir yeşil alanla birleştirilip oralara bahçeler yapılıyor.

'Türkiye'de çevreci bina yok'

Peki bu enerji verimliliği konusunda Türkiye ne aşamada Birkaç Leed sertifikalı bina yapılıyor ama...

Evet Leed sertifikalı bina yapılıyor ama 'Ne yaptın' diye soruyorsunuz bakıyorsunuz ki çatıda yağmur suyunu toplamış
sarnıca koymuş. O su zaten bir günde bitiyor. O açıdan gerçek anlamda çevreci yapılmış bir bina yok. Bu sertifikayı gerçek anlamda almak için bir çalışma yapmak çok ciddi bir yatırım gerektiriyor ve bu yatırımı yapacak Türkiye'de bir proje ben göremiyorum. Devlet bile şu anda kendi binalarında o yaırımı yapamıyor. Bunlar hep maliyete yansıyacağı için bunları müşteriye anlatmakta zorluk çekecekleri için yatırımcılar bu tür şeylerden uzak duruyorlar açıkçası. Biz Avrupalı yatırımcılar gibi değiliz. Yatırımcıların bu tercihini bir anlamda tüketicinin alım gücü tetikliyor ama yatırımcılar da biraz az kazansın. Bakın bugün en zenginler yine inşaat firmaları öyle değimli...

Ama inşaat şirketlerinin yatırım ve bilanço süreleri çok uzun ve bir yatırıma başlarken 6 ay sonra ne olacağını bilemiyorlar ki ruhsat alma süresi bile 2-3 yıla yayılan projeler var...

Tabi, biz de sorun şu zaten: Avrupa'da planlama aşaması çok uzun sürüyor. Sonra yapım aşaması çok hızlı gerçekleşiyor. Bizde ise çok hızlı bir planlama var ama yapım aşaması uzadıkça uzuyor. Terslik burada.

'Türkiye'de tarzı mimar değil mevzuat belirtiyor'

Sizden bir proje talep edildiğinde, arsa yani kumaş elinize geldiğinde nasıl bir proje yapacağınıza kim karar veriyor Müşteri mi, siz mi

çok öyle müşterilerimizin kumaşı alın, burada şöyle bir şey istiyorum demek gibi bir şansları olmuyor. Bunu söyleyecek müşteri de bize gelmiyor zaten. Ama kumaşı nasıl değerlendireceğimizi, kaç metre kumaştan ne yapabileceğini söyleyen bir kanun ve yönetmelikler var. Bazen biz şunu soruyoruz: Biz mimar mıyız, matematikçi miyiz çünkü biz bu imar şartlarında biz tabi yatırımcıya da bazı sorumluluklarımız var ekonomik olarak. İşin öbür tarafına baktığımız zaman yatırımcıya da kazandırmak istediklerimiz var. Yönetmeliğin söyledikleri var. O şartlarda biz o binaları aslında çözmek yerine 'biz buraya bu binaları nasıl sığdırırız' diye düşünerek yapıyoruz, ister istemez biz bu binaları matematiksel olarak en az zararla nasıl yerleştiririz diye düşünüyoruz. Emsaller çok yoğun. Böyle olunca tabi işin içine rant da giriyor ve kentin her yerinde estetikten yoksun binalar yükseliyor. Bunlar gecekondudan beter. Gecekonduları dönüştürürsünüz de bu kocaman gecekonduları ne yapacaksınız şžehrimizin bir çok bölgesinde, büyük, devasa, hiçbir yönetmeliğe hiçbir emsale uymayan inşaatlar yapılıyor. Her gün televizyonlarda bunların reklamları çıkıyor. Onları nasıl engelleyeceksiniz, mümkün değil. Mimar ne yapabilir ki öyle bir durumda. Hiçbir şey yapabildiğini zannetmiyorum. Ama neticede biz elimizdeki kumaşı nasıl biçeceğimizi, nasıl keseceğimizi, nasıl'birtarz yapabileceğimizi büyük bir ölçüde yönetmelikler belirliyor Türkiye'de . Aslında yurtdışında hep yaptığımız ama Türkiye'de özlemini çektiğimiz biraz daha rahat bırakılmak bu konularda. Mimarın fikrinin biraz daha önünün açılmasını, biraz daha değer verilmesini, şehir öl ¬çeğinde projelere bakılmasını istiyoruz ama bunları daha maalesef aşabilmiş değiliz.

Flex için çok çalıştık diyorsunuz. Neden

Müteahhit firmaya projeyi bir türlü beğendiremedik. Farklı projeler denedik. Fakat orada istediğimiz projeyi kütlelerle çözmek değil, yönetilmeye uygun binalar değil, bir yaşam oluşturmak istedik. Aynı şekilde Cadde projesinde de tica ¬retle hayat nasıl karışır birbirine diye düşünüp onun tecrübesini yaşamıştık. Burada da buraya gelecek, evini home ofis olarak kullanacak genç nüfus çok talep edecektir diye düşünüyorum orayı.

Flex, yaşaması kolay bir proje oldu. İsteyen istediği zaman müşterisi ile orada buluşup ağırlayabilir, yemeğini yiyebilir, isterse müşterisi ile toplantı yapabilir. İsterse yukarı çıkıp romanını yazabilir, projesini yapabilir. Yeri geldiği zaman da bunların hepsinden sıyrılıp yukarı da, terasta havuzda oturup keyfini de sürebilir.

Flex'te nasıl bir tasarım yaptınız

Orada, tasarımda ne yaptı. Tabi o dinamik çizgileri yansıtmaya çalıştık. Blok anlayışından farklı bir takım çizgiler, boşluklar ve doluluklar yakalamaya çalıştık. Her konutta nefes almak iste diğinizde çıkıp kullanabileceğiniz balkonlar var. İnsanlar burada kişiye özel bahçeler yaratıp kendi sebzelerini yetiştirebilecekler. çok özel bir hedef kitlesi var. Yalnız yaşayanlar ve çocuksuz aileler. Hani iki kişi birlikte bir hayata başlıyor ve geleceklerini hazırlamak için normal işlerinin ve mesleklerinin dışında evde de çalışmaları gerekiyor ya... O zaman işte bu evler bir anda ofis gibi oluveriyor.

çok odalı ve geniş evler iyi değil. Kişileri birbirinden koparıyor. Herkes kendi odasına çekiliyor, ilişkiler kopuyor. Biz küçük konut üretmeye başladığımız zaman Dumankaya ile birlikte bizi herkes yadırgadı ama dünyada gidiş böyle. Bizim yurtdışında yaptığımız işlerde de ilk başta tepki gördü ama çağımızın gereği bu. İnsanlar evlerinde az vakit geçirmeye başladılar ve bu geçirdikleri vakitte de temizlikle ve etraf toplamakla uğraşmak istemiyorlar. Küçük konutlar, ihtiyaçların karşılandığı ama her türlü konforun olduğu konutları tercih ediyorlar.

'Gayrimenkul şirketleri kiralık konut işine girmeli'

Sizce Türkiye'de konut sektörü nereye gidiyor Geleceğin trendleri neler olacak

insanların ihtiyaçları sürekli değişiyor. çocuk oluyor, iş pozisyonunuz değişiyor ve her seferinde hayatınız değişiyor. Her değişiklikte başka ev mi satın alacaksınız Bence insanlar artık kiralık evleri tercih edecekler. Artrk evin içine eşya almaktan bile istemeyecekler. Eşyalı olacak. Bu gün işiniz burada ise burada kiralayacaksınız eşyalı bir şekilde, otel gibi... Yarın başka bir yerde çalışmaya başlayacaksınız, belki şehir bile değiştirebileceksiniz, gideceksiniz ihtiyacınıza göre en konforlu konutu kiralayacaksınız. Siz artık küçük bir yatırımcı değil kiralayıcı olacaksınız. Daha büyük yatırımcılar daha büyük mekanları alıp size yatırım olarak kiraya verecek. Büyük yatırımcıların bir an önce bu işe başlaması lazım. Nasıl siz hazır giyimde hızlı tüketime geçebileceğiniz ürünleri seçiyorsunuz, modası geçince tüketip atıyorsunuz. Konutta da böyle olmalı. çocuğunuzun geleceğinin nerede olacağını bilmiyorsunuz. Bugün burada belki yarın Londra'da...

İşte bu ihtiyaca cevap veren aynı zamanda güvenlik, teknik servis, sigorta gibi hizmetlerin verildiği bir kiralama sistemine büyük şirketlerin bir an önce el atması gerekiyor.
İndergi