Genel

Hamdi Akın ortağına 100 milyon dolarlık hisse devretti!

Hamdi Akın'a göre eşit ortaklık fedakarlık demek. bu yüzden Mersin Limanı ihalesinde düşük pay alan Singapurlu ortağına 100 milyon dolarlık hisseyi devretmiş

 Akfen Holding, kurucusu Hamdi Akın'in deyişiyle 'Türkiye'nin en önemli altyapı platformu'. Bünyesinde başta Atatürk Havalimanı olmak üzere hem yurtiçinde hem de yurtdışında inşasını gerçekleşti rip işlettiği birçok havaalanı, enerji santralları, işletmesini yaptığı Mersin Limanı, otel yatırımları ve su dağıtım işini barındıran Akfen bu girişimlerinin bir bölümünde ortaklarla çalışıyor. Bu ortaklıkların en büyük özelliği ise tarafların bu yapılarda eşit paylarla yer almaları. Doğuş Grubu, Alman TÜV Süd ile ortaklığındaki payını da geçen yıllarda İngiliz yatırım fonu Bridgepoint'e satarak çıkmış. Akın eşit ortaklı olduğu şirketlerin tümünde yönetim kurulu başkanı ve durumu 'Oralarda da şirketi mümkün olduğu kadar düzenli yürütmeye çalışıyorum' sözleriyle özetliyor.

Uzeyir Bey söylemişti
Hamdi Akın 'Eşit ortak olduğunuz şirketlerde sorun çıkarsa nasıl çözüyorsunuz' sorusunu ise şöyle yanıtlıyor:
'Üzeyir Garih rahmetlinin bana söylediği bir söz vardı. 1990'dan itiba ¬ren kendisiyle çok da yakın çalışmış ¬tım. Bursa Doğalgaz dağıtım işinde çalıştık Alarko ile birlikte. Onlar bizim yurtdışı malzeme tedarikçimiz-di. Daha sonra Samsun çarşamba Havaalanı'nı Alarko-Akfen olarak birlikte yapmıştık. O sırada rahmet ¬liye çok yakın olurduk. O derdi ki eşit ortaklık dünyanın en zor ortaklığıdır. Ortağından az bir payın varsa kork ¬ma. Patron, yani çoğunluk ne diyorsa sen ona göre davranırsın, rahatsın. Yüzde 60-70 sensen ya da 51 sen ¬sen sorumluluğun var, çok dikkatli olmak zorundasın ama kararı sen alırsın. Ama eşit olduğunuz zaman mutlaka ikinizden birinizin fedakar ¬lık yapması gerekir derdi.'
Hamdi Akın'ın eşit ortaklıkta 'fedakarlık prensibi'nin uygulanama-ması 1976 yılında kurulan iki ortaklı Akfen'i bir yol ayrımına getirmiş, Hamdi Akın, Akfen'i üniversitede asistanlık yapan bir arkadaşı ile bir ¬likte kurmuş. İki ortağın soyadlarının ilk iki harfi 'AK' ve makine mühendisi oldukları için de 'Fen' isimleri birle ¬şince 'Akfen' doğmuş. Akın kuruluş ¬tan 10 yıl sonraki yol ayrımını şöyle anlatıyor:
Akf en'de ortaklık bitti
'1986 yılında TEK'in çayırhan Termik Santralı'nda açtığı bir ihaleye girmek istedim. O zamanki boyutla ¬rımıza göre çok büyük bir işti. İhaleye girmek için banka teminat mektu ¬buna ihtiyacımız vardı. Ama malımız, mülkümüz yoktu. Onun iki, benim bir evim vardı. İpotek verelim dedim Ka ¬bul etmedi, benim kültürüm de yok dedi. O zamanın parasıyla 350 milyon liralık bir işti ve alırsak şirket çok hızlı büyeyecekti. İhaleyi alacağımıza inanıyordum, ama ikna edemedim.O zaman hisseni bana sat, ya benimkini al dedim. Hisselerini bana 10 taksitte 50 milyon liraya yani o zamanın 10 TIR parasına satıp ayrıl ¬dı. İhaleyi aldık, o kazandığımız ilk devlet ihalesiydi ve bize doping etkisi yaptı. O günkü şirket tabii ki bugün ¬kü gibi değildi ama. Fedakarlık ya ¬pılamadığı için de sürmedi. İhaledeki rakiplerimizden biri GAMA idi. Daha sonra boruları ürettirmek için pazar ¬lık yapmaya gittiğimde GAMA'dan Engin İnanç Bey kalktı elimi sıktı ve sen çok büyük adam olacaksın. Hem ihalede bizi yendin hem de boruları bize ürettiriyorsun' dedi.
Akın 'Siz de birçok şirkette eşit ortaksınız' yorumuma ise 'Evet onun için birinden birinin mutlaka fedakarlık yapması gerekir' diyor,
Anlattığına göre eşit ortaklıklarında hep bu prensibe göre hareket etmiş. Ortağından daha fazla çalıştığında bunu kendine hiç dert edinmemiş. çünkü o zaman hep Üzeyir Garih'in sözü aklına gelmiş ve hiçbir zaman daha fazla çalışıyorum, ben daha fazla şey hak ediyorum diye dü ¬şünmemiş. Sadece bu anlaşmanın, bu şirketin sürekliliği için gerek ve şart olduğunu düşünmüş. Onun için de eşit ortak olmasına rağmen hep daha çok çalışmış, Akın 'Böyle olunca da öbür ortağınız size ister istemez saygı duyuyor ve sizin vereceğiniz kararları da benimsiyor, O zaman ka ¬rarlarda da çok fazla ikilik çıkmıyor' diyor. 'Peki hiç ortağınız sizden farklı düşünse bile tamam dediği oldu mu' sorusuna ise yanıtı 'E oluyor tabii.

Örneğin Atatürk Havalimanı ile bir şey oturulup konuşulduğu zaman bizim Sani, TAV Havalimanları Holding A.şž. CEO'su, en ince detayına kadar vakıf olduğu için genelde onun bizi yönlendirdiği şekilde kararlarımızı almaya gayret ederiz' oluyor.

12 yıldır ters düşmedik'
Ama onun da yeteri kadar fikri olmadığı bir coğrafyada yatırım gibi sıra dışı olay gündeme geliyorsa ortaklar hep ž birlikte rakamlara ve dünyadaki gelişmelere bakarak karar alıyormuş. Hamdi Akın bu durumu şu sözlerle özetliyor:
'çok fazla uluslararası bir oyuncu olduğumuz için çok ciddi teklifler gelebiliyor. Hindistan'dan bir teklif geldiği zaman aman canım deyip elimizin tersiyle itemiyoruz artık. Ya da Brezilya'dan bir teklif geldiği zaman 'Bize iş vermezler' diye düşünmüyoruz. çünkü adamlar hakikaten ciddi geliyorlar. Böyle olunca da ciddi ciddi tartışmak zorunda kalabiliyoruz bazen. Bu bir ihaleyle ilgili bir şey olabilir, ya da Ankara ile ilgili bir şey olabilir. Resmi bir görüşme sonucunda halledilebilecek bir işi olabilir. Bütün bunları tabii bazen üst tarafta ortaklar arasında ortak akıl üretmek zorunda kalabiliyoruz şüphesiz.'
Hamdi Akın, Tepe ile 12 yıldır yürüttükleri eşit ortaklıkta en ufak bir tartışmanın, en ufak ters düşmenin söz konusu olmadığını söylüyor. Aynı şey Mersin Limanı'ndaki eşit ortakları Singapurlularla olan ilişkilerinde de ge-çerliymiş. 'Bu hep ortaklarınızın dedi ¬ğimi oluyor anlamına geliyor' şeklindeki sorumuza yanıtı ise 'Hayır böyle bir şey yok. Zaten biz yönetim kuruluna gir ¬meden hemen hemen tüm konularda mutabıkızdır. Konu yönetim kuruluna gelmeden hazırlık yaparız. Ortaklar da icraatın içindedirler ve olup bitenlerden haberdardırlar' oluyor.

Kahvaltıda neyi kabul etti
çok farklı kültürden gelen Singapurlu ortakla da ilişkiler karşılıklı fedakar ¬lık temeli üzerinde yürüyormuş. Akın bu konuda şu olayı anlatıyor:
'Singapurlularla da yüzde 50 eşit or ¬tağız. İhaleye girdik, 550 milyon dolara kadar eşit ortaktık. O paraya alsaydık 275 milyon dolar verip yarı hissenin sahibi olacaklardı. Yönetim kurullarından öyle onay aldılar. Ama bunun üzerinde bir şey olursa sen koyarsın dediler. Para koydukça da hissem artacaktı. İhaleye ben katıldım, sıkı rekabet oldu ve alabilmek için de 750 milyon dolara kadar çıktım. Alınca da anlaşmamızın gereği benim hissem yüzde 63, onların ¬ki de yüzde 37 oldu. Ve onların CEO'su ihaleden bir gün sonra atladı geldi ve bizimkiler yanlış bir iş yapmış. N'olur bunu düzeltelim ve 50-50 olalım dedi. Ona daha ilk günden hayır diyebilir, geri çevirebilirdim. Siz istediniz bu şartları, anlaşma imzaladık, bunu uygulayalım diyebilirdim. Bir sürü bahane bulabilirdim. Ama hiçbirini yapmadım ve onların isteğini bir sabah kahvaltısına kabul kabul ettim, Başlangıçta bir fedakarlık yaptık.'

Akın bu fedakarlığı karşılığında bedelde talep etmemiş ama 'Bunun karşılığında diyelim ki şartlar kötü olsaydı, 750 milyon dolardan payımıza düşeni yatırmakta zorlansaydık inanıyorum ki Singapurlular da bana yardımcı olurdu. O zaman tamam Hamdi Bey sana finansmanda yardımcı olalım diyebilirlerdi. Gerçi çok şükür öyle bir ihtiyaç olmadı' demekten de kendini almıyor. Ardın-       JS dan Danıştay'daki 1.5 yıllık hukuki süreçten Singapurluların neredeyse haberi bile olmamış. Akın o dönemi şöyle anlatıyor:
'Tabii soruyorlardı niye gecikiyor, nereden başlamıyor diye. Danıştay'daki takibimden, sarfettiğim efordan, yaşadığımız stresten hiç haberleri olmadı. Simdi bunları yaşadık diye 'Hepsini ben yapıyorum. Ortağımın hiçbir hakkı yok diye düşünür seniz işte o zaman eşit ortaklıkları götürmek mümkün değil. Ama işin sonunda bütün bunların geldiği noktayı ortaklılarınız görüyor I     ve takdir ediyor.Takdir ettikten sonra da sizinle beraber yürümeye devam ediyorlar'

TÜV'ü kapatmayalım diye yalvardı

Hamdi Akın, TÜV Türk'te de benzer bir örnek yaşadığını anlatıyor: 'İhaleyi aldık ardından Danıştay araç muayene istasyonlarının özelleştirmeye devrini iptal etti. Ortaklarım bunun üzerine yönetim kurulunda şirketi kapatma kararı aldı, dediler ki tamamdır. Muhalefet şerhi koydum, kapatmayalım diye yalvardım. Bu iş olacak dedim. İki buçuk sene sürdü hukuki sorunları takibim. Sonucunda da bu iş çıktı Danıştay'dan ondan sonra da dağıttığımız kadroyu tekrar kurduk. Zaten diğer ortakların hissesini almayı teklifi etmiştim. Bana 'yaptığımız masrafları alıp şirketi satmamız ayıp olur' deyip teklifimi de kabul etmemişlerdi. Dolayısıyla şirket de devam etti ve çok da başarılı oldu.'

Patron çocuğuna babasının şirketinde ne unvan verilir'
Akın'a göre buyuk holding islerdeki en büyük sıkıntılardan biri patron yaşarken kendisinden sonra gelecek kişinin olacağının tesbit edilmemesi. 'Bunun tespit edildiği holdinglerde sıkıntı olmuyor' diyen Akın bu konuda iyi örnik alarak Koç Holding'de Vehbi Kofiflefeaslayan süreci gösteriyor. Bu örnekten de Af ken Holding, veliaht atamasının kurucusunun yaşadığı bir dönemde yapılacağını anlıyoruz.
Akın'ın iki yetişkin çocuğundan biri holdingde çalışıyor, aynı za-manda yörif tim kurulu üyesi. Diğeri ise TAV'ın insan kaynaklarında çalışıyor. Bir unvanları yok çünkü babalan bunun nedenini 'Patron çocuğuna ne unvan vereceksin, Ezil-mesinler diye unvan vermiyorum. Unvan verdiğimde hep üzerlerinde birisi olacak' sözleriyle açıklıyor.

Referans / Ruhi Sanyer