İmar

Hazine arazi ve emlak üzerinde imar yetkisi neredeyse tamamen Maliye Bakanlığın'da!

Hazine arazi ve emlaki üzerinde imar yetkisi neredeyse tamamen Maliye Bakanlığına verildi. Maliye Bakanlığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazları farklı projeler için değerlendirebilecek.

Maliye Bakanlığı Teşkilat Yasasında Vergi Denetim Kurulu ile ilgili değişikliği öngören kararnamenin içine mutat üzere "torba yasa" manipülasyonu ile sessiz sedasız bir madde sokuşturulmuştu. Bu madde ile Hazine arazi ve emlaki üzerinde imar yetkisi neredeyse tamamen Maliye Bakanlığına verildi. Maliye, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazları farklı projeler için değerlendirebilecek; plan değişiklikleri belediyeler 3 ay içinde onaylamazsa Milli Emlak re'sen onaylayabilecek. 

Bir Maliye yetkilisi değişikliğin nedenini şöyle izah etti: Bugün İstanbul'da Boğaz a nazır birçok kamu binası bulunuyor. Kamu kuruluşları, bu binalar yerine, yine kent içinde farklı bir bölgede de faaliyetini sürdürebilir. Boğaz a nazır kamu binalarının bulunduğu alanların bir bölümü, imar planı değişiklikleriyle otel alanına dönüştürülüp, astronomik bedellerle satışa çıkarılabilir. 

İşte şimdi, Kuzey Ormanları, HES'ler, kentsel dönüşüm ve özelleştirme rezaletlerinden sonra sıra Boğaz'daki eğitim-öğrenim, kültür ve aydınlanma yuvalarına geliyor... 


'MEKTEB İ ŞAHANE KULELİ'

Gözleri şimdi, tarihi, Şehr-i İstanbul'un fethedildiği 1450'li yıllara dayanan. önce kışla, 1846'dan itibaren de Askeri Lise olarak hizmet veren, 7 asırlık tarihi dokusu, yaklaşık 200 yıllık askeri okul geçmişiyle Boğaz'ın nadide gerdanlıklarından Kuleli de... Kuleli, Galatasaray, Kabataş gibi asırlık irfan yuvalarını değerlendireceklermiş... Telaşa lüzum yokmuş, nereden çıkıyormuş efendim Kulelinin Brunei Sultanına saray olarak satılması falan... Henüz düşünmekteymişler hazretler... Tartışmanın ne sakıncası varmış, geri kafalı olmamak lazımmış. (Ne yazık ki 4-5 yıl önce konuyu Aydınlık ta gündeme getirdiğimizde(l) bazı dostlar da böyle tepki vermişlerdi...) Müze falan da yapabilirler miş... Bunlar zaten "Yaşayan Müzeler" beyler... Ne hikmetse, hep böyle başlıyor bu iş bağlamalar... Bunların yöntemi bu..."Kurbağayı kısık ateşte pişireceksin"... Asıl niyet, boğazın tümü ile bol yıldızlı otellere peşkeş çekilmesi. Oralarda bu ülkenin çocuklan okuyor beyler... Onlar sizin o bol yıldızlı otellerinize giremezler... 


KURTLAR SOFRASI... 

Bunlann gözünü toprak doyurur, dostlar. Bunlara, toplumsal, ulusal, tarihi değerlere saygı ve özen gösterme gibi erdemler bir şey ifade etmez. Akıllarındaki tek şey birilerine trilyonlarca liralık rantlar sağlayıp, bundan çimlenmek... Her şeyi satıyorlar... Mayın temizleme bahanesi ile ülkenin en değerli topraklannı ve onurunu bile piyasaya sürdüler. Şimdi de tarihini, kültürünü piyasaya sürüyorlar... İstanbul gibi tarihi kentlerin kimliğini, fiziki ve sosyal dokusunu oluşturan nostalji, vefa. 

kadir, kıymet bilirlik gibi duygu ve birikimlerden. Allah vergisi güzelliklerin ayırdında olmaktan o denli yoksunlar ki... Tarih bilinci. kültür, duygu, güzellik fakiri bunlar... 


YAŞAYAN MÜZELER

Örneğin İngiltere'de Eton Kolejini, geçmişi 8. yüz yıla uzanan Oxford'u ya da Cambridge'i; Fransa'da Sorbon'u, İtalya' da La Sapienza'yı satmaya, otel yaptırmaya bir kalkın bakalım, değil İngiltere, Fransa ya da İtalya bütün Avrupa ayağa kalkar. Çünkü buralan irfan yuvalan olmaları yanında, tarihsel fiziki mekânları, kokulan. ağaçlan, bahçeleri, yemekhaneleri, yemekleri, havuzlan, spor alanlan ile yaşayıp; giderek tarihi, görsel güzellik ve değerleri olan "Yaşayan müzelere dönüşmüşlerdir. 


NE YAPMALI? 

Kendisini almaya geldiklerinde arkasında kimseyi bulamayan rahibin fıkrasını biliyorsunuz değil mi? 

Kabataş Lisesi, Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi ve Yüksek Denizcilik Meslek Okulu dernekleşerek. bir platform oluşturmuşlar. Galatasaray Üniversitesi ise zaten örgütlü. 

O halde sesli düşünürsek: -Başta Kuleli mezunları olmak üzere İstanbul ve özellikle Boğaz daki Kandilli Kız Lisesi gibi diğer bilim, eğitim ve kültür yuvalan da kendi platform ya da derneklerini oluşturmalı, -Bunlar dayanışma ve işbirliğine giderek güçlü ve yaygın tepki gösterecek kamuoyunu oluşturmak için Gezi örneğinde olduğu gibi bir üst platformda birleşmelidir. 

Yazık, aksi takdirde kuzular kurda teslim edilmiş... 

(l)Umruk; "Yaşayan Müzeler", AYDINLIK 21.06.2009 


Aydınlık Gazetesi/Dr Noyan Umruk