Köşe yazıları

Hilmi Işıkören: İnşaatta marka olmak vicdani sorumluluk ve hukuki zorunluluk gerektirir!

İnşaat firmasının verdiği sözler çok hayatidir ve hukuki sorumluluk bir yana büyük bir vicdani sorumluluk gerektirir çünkü ortada somut pek bir şey yoktur sadece 'vaatler' vardır...

Gayrimenkul sektöründeki irili ufaklı inşaat firmalarının her biri aslında insanlara vaat ettikleriyle büyük sorumluluklar üstlenmiş şirketlerdir. Ülkemizde en büyük ve en önemli yatırım kararı bir inşaat şirketinin vaat ettikleriyle tanıtımını yaptığı yeni gayrimenkul projesinden bir kişinin konut satın almaya kalkışmasıdır diyebiliriz sanırım. İnşaat firmasının verdiği sözler çok hayatidir ve hukuki sorumluluk bir yana büyük bir vicdani sorumluluk gerektirir çünkü ortada somut pek bir şey yoktur sadece 'vaatler' vardır. 


Tutulan sözler, yerine getirilen vaatler inşaat firmasının kendini güvende hissetmesini sağlar, müşteriler ondan alışveriş etmekten memnun olur, çalışanlar mutlu olurlar. Böyle inşaat firmaları para kazanır, güzel işlere imza atarlar ve isimlerini markalaştırma yolunda büyük bir avantaj sağlarlar. Yeni işleri daha kolay alır, satışta daha az zorluk çeker, çalışanlarının yükselen performanslarıyla büyümeye devam ederler.


Zamanından önce yerine getirilen söz ve vaatler ise inşaat firmasına olan inancı yükseltir, hem müşterilerin hem de çalışanların inşaat firmasına sadakati artar. Böyle inşaat firmaları işlerini doğru yapmanın ötesine geçip doğru işler yapanlardır. Sözler verir ve bu sözleri zamanından önce yerine getirerek müşterilere hoş sürprizler yaparlar. İnsanlar sonu hoşluk olan sürprizlere bayılırlar. Üstelik etrafta bunu kolay kolay kimse yapmazken yapılan böyle bir jest müşterinin beyninde iz bırakır, kalbinde yer eder. Onlar için artık proje ve/veya konut deyince akla bu inşaat firması geldiği gibi, inşaat firmasını sevdiklerine, tanıdıklarına, dostlarına da tavsiye etmeye başlarlar. İnşaat firması yeni bir proje yapacağı zaman satın almak için ilk sıraya giren müşteriler kendileri olurlar, daha az pazarlık eder, daha az kapris yapar, ufak tefek eksiklikler için daha toleranslı davranırlar. İnşaat firmasının çalışanları açısından değerlendirdiğimizde ise çalışanların inşaat firmasına olan güvenleri ve inançları en üst seviyeye ulaşır, kendini güvende hisseden çalışanlar daha fazla risk alarak ellerinden gelenin üstüne çıkmak için yüksek performans göstermeye başlarlar. Sadakat seviyeleri de en üst noktaya gelen bu çalışanlara katılmak isteyen yeni çalışanlar inşaat firmasına başvurmaya başlar. Müşterilerine ve çalışanlarına verdiği sözleri ve vaatleri yerine getiren böyle inşaat firmaları gerçek markalardır. Bu markaların sahibi olan insanlar geceleri yastıklarına başlarına koyduklarında mışıl mışıl uyur, sabah gülümseyerek uyanırlar, kafaları ve vicdanları rahattır ve para kazanma konusunda dertleri hiç yoktur.


İnşaat firmalarının vaatleri ve sözleri aynı zamanda onların markalaşma yoluna ışık tutan yapı taşlarıdır. Söz vermek, vaat etmek sonra da bu sözleri ve vaatleri tutmak markalaşmanın temelindir. Türk insanı olarak heyecanlı, coşkulu, çalışkan, pratik zekalı tabiatımız gereği aksiyon kısmında çok iyiyiz. Ancak markalaşma uzun ve zorlu bir süreci içeriyor. Hedef odaklı ilerleme ve belirli bir stratejiyi sabırla sürdürebilme konusunda sıkıntılarımız var, hemen kısa yollara girip tabiri caizse bir çuval inciri berbat edebilme potansiyeline sahibiz. İşte markalaşma yolunda sözleri ve vaatleri olan inşaat firmaları için tüm bunlar büyük tehlike oluşturur. 


Eğer bir marka olarak başarılı olmanın tek yolu en iyi müşterilerine verdiği sözleri ve vaatleri yerine getirmeyerek onları mutsuz etmekten geçiyorsa o zaman bunun uzun vadede iyi bir strateji olup olmadığını o inşaat firmasının düşünmesi gereklidir. Son sözüm; "İnşaatta marka olmak vicdani sorumluluk ve hukuki zorunluluk gerektirir."