Sektörel

İklimin şekil verdiği sınırlı alanların projeleri!

Mimarlar iklim şartlarının şekil verdiği bazı projelerde alan kullanımına özen gösteriyor

Katar'da çöl gülünü olabildiğince geniş alan üzerine yayıyor, Norveç'te ise kayalıklar arasında butik oteli de olan bir kütüphane inşa ediyor.
Son dönemin mimarları projelerinde iklim şartları ve sahip oldukları alanların etkin bir şekilde kullanımına önem veriyor. Örneğin Norveç'te dağ evlerine bazı ilginç dokunuşlarla şehrin ortasına kamu binası olarak getiriyor ya da Katar çölünde sahip oldukları geniş araziyi bir çöl gülünden esinlenerek istediği gibi kullanıyor.

Çevreye de saygılı
Çocuklar için yapılan bir gelişim merkezinde yumurta şekillerinden esinlenerek dikkat çekerken çevreye saygılı en az karbon salımına da özen gösteriyor.

Bazen ise yaratıcılıklarında sınır tanıyamayarak kayalıklar arasında bir kütüphane yapıp James Bond filmlerine sahne hazırlayabiliyor. Ancak mimarlar her zaman sevimli detaylardan yola çıkmayabiliyor. İç karartıcı siyahlar içinde İspanya gibi bir güneş şehrinde yapılan Salyangoz biçimindeki eğlence parkı buna iyi bir örnek. Her ne kadar içideki eğlence dışındaki karartıyı unuttursa da...

Metropole yeşil çözümü
Ünlü mimarlar Londra gibi büyük metropollerde de yine yaratıcılklarında sınır tanımıyor. Metropolde arazi üretmek zor olunca bahçeli projeler yapamayan ve yeşili istedikleri gibi kullanamayan mimarlar buna da bir çözüm buluyor ve projelerin teraslarını ve ortak kullanım alanlarını yeşil alanlara dönüştürüyor. Bazen terasları ağaçlandırıyor bazen ise asansörden bir bitki sarkıtıyor. Yaratıcılk konusundaki en cesur örneklerden birini ise Norveç'te kayalıklar arasındaki içinde butik oteli de olan kütüphane projesi oluşturuyor.

Londra'nın dikey bahçeleri
Londra'nın en prestijli semtlerinden biri olan Mayfair, doğa ile mimarinin buluştuğu en ilginç mimari projelerden birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Studio Seilern Mimarlık tarafından tasarlanan bu proje doğa ile mimarinin içini dışına çıkaran bir proje olarak tanımlanıyor. Arazi geliştirmenin en zor olduğu şehirlerden biri olan Londra'da metropolün içinde bahçeli projeler yaratılamayınca projenin içine bahçeler eklendi. İçinde otelden alışveriş caddesine rezidanslardan ticaret merkezlerine kadar farklı kullanım almalarını içeren karma bir kullanımdan oluşan projede binaların teraslarında sarkan yeşilliklerle yaratılacak doğal bahçe açık karma kullanımlı projede bir ilki temsil edecek. Shepherd Caddesi'nden girildiğinde projenin rezidans bölümüne giriş yapılacak.Proje dikey bahçeleri ile de sınırlı metrekarede yaratılan projeler için örnek oluşturacak.Kasım 2010'da yapımına başlanacak proj Mayıs 2012'de tamamlanacak.

Salyangoz Park'ta eğlence
Bir aktivite parkı ancak bu kadar iç karartıcı olabilirdi. İspanya'nın güneyindeki Torrevieja bölgesinde inşa edilen projenin mimarı Toyo Ito tasarım aşamasında bir salyangozdan yola çıktı ve ortaya dış görüntüsüyle iç karatıcı, içindeki parklarıyla ise eğlenceli bir eser çıkardı. İspanya'nın güney sahil bölgesinde yapılan projesinin inşası bazı sahil kanunları nedeniyle her ne kadar durmuş olması da projesinin 2011 başlarında tamamlanması hedefleniyor.21. yüzyılın altın mimarilerinden biri olarak adlandırılan proje yakın zamanda İspanya'nın da ilginç mimari örneklerinden birini temsil edecek.

Katar'ın çöl gülü
Mimarlar kalabalık şehirlerde alternatif projeler üretirken Katar gibi çöllerin ağırlıkta olduğu ülkelerde ise boş alanı olabildiğince yaratıcı kullanmaya özen gösteriyor. Çöl gülü adını taşıyan bu proje ise Katar'ın yeni Tarih Müzesi olacak. Ünlü mimar Jean Nouvel tarafından hayata geçirilen proje Katar ile Körfez'in geleneksel kültürünü modern bir mimari içerisine yerleştirmeyi hedefliyor. Sidney'deki Opera Binasının bir başka versiyonun anımsatan bu yapı çöl gülü çiçeğin keskin yapraklarından yola çıkılarak tasarlandı ve rengini de çölü altın renkli kumlarından aldı. Minar Nouvel tarafından modern bir kervansaray olarak da yorumlanan yapı 86 bin metrekare lik galeri, ile 220 kişilik oditoryumdan meydana geliyor.

Çocuklar yumurtalarda eğitim alacak
Avrupalı mimarlar sadece ticari ve konut değil eğitim ve sağlık projelerinin mimarisinde de yenileri denemeye bayılıyor. Almanya'nın küçük kentlerinden biri olan Bühlau'daki çocuk gelişim merkezi de bu örnekler arasında geliyor. Tepeden bakıldığında yan yana dizilmiş yumurtaları andıran bu proje sadece mimarisi değil sorumlu ve sürdürülebilir mimari anlayışıyla da bir örnek teşkil ediyor. Binanın çocuk gelişim merkezi olması nedeniyle mimarisinde en az karbon salımı hedefleyen ayrıca yağmur ve atık suları geri dönüştüren bir teknoloji kullanımına özen gösteriliyor. Yumurta formu verilen projenin içine yeşil alanlar da serpiştirilmesi dikkat çekiyor. Ayrıca camları olmaması nedeniyle dışarı ile ilişkisi minimum seviyede bulunan projede bahçelerle yeşil alan kullanımı hedeflenmiş. Proje içindeki yumurtaların bir kısmı gelişim merkezi, bir kısmı keşif alanı bazıları uyku odası olarak kullanılıyor.

Kendi ayakları üstünde duran kamu binası
Norveç'in Oslo şehrinde ahşaptan yapılan bu ilginç yapı binaların da kendi ayakları üzerinde durabileceğine bir örnek. AWP + Atelier Oslo Mimarlık şirketleri tarafından hayata geçirilen Lantern projesi kamu alanlarının mimarisinde adeta bir manifesto özelliği taşıyor.1.2 milyon euro yatırımla yapılacak ve çatısı dört büyük meşe sütununu oluşturduğu proje aslında eski gotik bina mimarisinden yola çıkarak ahşap bir örneğini oluşturuyor. Soğuk iklimi nedeniyle mimaride her türlü malzeme kullanımına imkan vermeyen bir coğrafyada yapılan Lantern projesi dağ evlerinin şehir içindeki bir örneğini oluşturuyor. Tek farkı ise uzun ayaklar üzerinde durması ve dışındaki cam cephesi.

Kayalıklar arasında kitap sevgisi
Uçurumun dibindeki bu proje en zor coğrafi alanların bile etkili bir mimari anlayışla nasıl kullanılacağına örnek. Norveç'te hayata geçirilen proje dünyada eşi benzeri olmayan bir kütüphane projesi. Snohetta of Alexandria Library adını taşıyan bu kütüphanenin ziyaretçilerinin kitap sevgisinin dünyadaki gerçek temsilcileri olacağı ise kesin. Mimarlarına göre James Bond filmlerine en çok yakışacak projelerden biri olan bu proje dik kayalıklar arasında 96 metre uzunluğunda inşa edildi. Konumu nedeniyle içerisinde butik bir oteli de bulunduracak Snohetta adını ise arasına sıkıştığı dağlardan alıyor.
Dilek Taş / Sabah Emlak