Kent Haberleri

İzmir depreme ne kadar hazır?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer, deprem hakkında, "Genel olarak Türkiye depreme hazırlıksız. Ama bizde toplanma alanlarının hiçbiri AVM yapılmadı. En azından birçok yerle karşılaştırıldığında, bizde daha iyi bir hazırlık olduğundan bahsedebiliriz" diye konuştu...

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Habertürk'ten Kübra Par'a konuştu. 

"90 YIL ÖNCE ATATÜRK KADINLARI PİLOT YETİŞTİRİP UÇURMUŞ, BİZ BUGÜN KADIN OTOBÜS ŞOFÖRÜ YAPTIK DİYE ÖVÜNÜYORUZ"

İzmir’de başkan olarak ilk 6 ayınız nasıl geçti? “İlk 6 ayda bu yapılabilirdi ve yaptım” dediğiniz neler var?

Aslında birden çok şey sayılabilir. İlk olarak, mazbatayı aldığımız ertesi gün en az oy aldığımız yere giderek başladık. Kiraz’ın Dokuzlar Köyü. 300 seçmenin oy kullandığı sandıkta 17 seçmen bize oy vermişti. “Demek ki burada bir problem var” diye düşündük ve oraya gittik. Aslında taleplerinin son derece makul, mütevazı olduğunu gördük. O talepleri hızla yerine getirdik. Bugün oraya bir sandık konsa bambaşka bir sonuç çıkar. İnsanların çok büyük talepleri; ulaşılmaz, erişilmez beklentileri yok. Mesele bunları hangi öncelikle ele aldığınızda kilitleniyor. Bizim önceliğimiz hep köylerdekiler, yukarı mahallelerdekiler olacak. Kadifekale’de bir üretici pazarı açtık. Bu da oranın kaderini değiştirecek girişimlerden biri. Yine arka mahallelerden olan Toros’ta bir masal evi açtık.

Masal evi nedir?

Masal evi, hem kreş hem de anne için işlik. Özellikle eşi vefat etmiş, hapiste, engelli, hasta, yani yalnız anneler için açtığımız bir kreş. Bir yandan çocuğun eğitimi sağlanmış oluyor, bir yandan da anne gelir elde etmeye başlıyor. Şu an kefen bezi dikiyorlar. Bunlar büyük şehir belediyesinin zaten aldığı malzemeler. Dolayısıyla hem çocuklarına bakılıyor hem kendileri para kazanıyor. İzmir, Amazon kraliçesi Simirna’nın ismini taşıyor. Dolayısıyla ruhunda, köklerinde, iliklerinde kadınlık var. Kadının kentte daha çok söz sahibi olmasını istiyoruz. O yüzden, “Kadın eli değecek” diye bir mottomuz var. 300 tane süpürgeci aldık, onların 150’si kadın.

Sokak temizliği için mi?

Evet.

Galiba inşaat mühendisliği okuyan kadınlar için de bir şeyler yapıyormuşsunuz.

Kesinlikle. Otobüslerimizde kadın şoför istihdam etmeye başladık. Şu an 17 olan sayıyı 100’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bunlar dünyanın birçok yerinde var ama nedense Türkiye’de pek yok.

İlk tepkiler nasıl oldu? Örneğin kadın şoförlerin kaba davranışlarla karşılaştıkları oldu mu?

Tam tersine, kadın toplum hayatına entegre oldukça toplumu ıslah ediyor. Kadınlar gerçekten erkeklerin davranış biçimini değiştiriyor, iyileştiriyor. Mesela erkek şoförler kıskanıyor, çünkü vatandaş otobüse binerken kadın şoför olunca “Günaydın” diyor. Kadınlar hayatın içinde ne kadar çok yer alırsa hayat o kadar iyileşiyor. İzmir’de kadınların çok geniş bir özgürlük alanı hep olmuştur ama şimdi bunu perçinlemek, Türkiye’ye örnek bir model haline getirmek istiyoruz. O nedenle kadınlarla işimiz bitmedi, daha yeni başlıyor. 90 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk pilot yetiştirmiş, kadınları uçurmuş. Biz bugün otobüs şoförü kadın yaptık diye övünür haldeyiz.

İzmir bir yanıyla da ideolojik olarak kendini seküler-Kemalist olarak tanımlayan insanların şehri olarak biliniyor. Muhafazakâr kesimin size yaklaşımı nasıl? Sizi “diğerlerinin” belediye başkanı olarak görüyorlar mı? İzmir’de kutuplaşma var mı?

Olmasın diye çok uğraşıyorum. Mutlaka vardır, olmamasına imkân yok. Türkiye o kadar çok kutuplaştırıldı ki İzmir bundan muaf olamaz. Ama en öncelikli işimin o kutuplaştırmayı kırmak olduğunu düşünüyorum. Söylemlerime, ağzımdan çıkan laflara özen gösteriyorum. Herkesi kucaklayacak işler yapmaya çalışıyorum. 300 sandıkta 17 oy aldığım köye gitmemin sebebi o. “Biz sizin düşmanınız değiliz. Biz aslında sizin hayatınızı iyileştirmek istiyoruz”u anlatmak için gittim ve nitekim bu anlaşıldı. Elbette muhafazakâr bir köydü, elbette Cumhuriyet Halk Partisi’ni düşman gibi görüyorlardı, çok uzaklardı. Ama siz onlara dokundukça, onların hayatını iyileştirdikçe bu ezberler bozuluyor. Türkiye’deki siyasi arenanın, insanların yaşam tarzını çok sığlaştıran bir rol üstlendiğini düşünüyorum. Bizi birbirimizden ayıran bu siyasi şeylerden çok daha fazla birleştiren sebep olduğunu düşünüyorum. Bizim o sebepleri hatırlatmamız, hatırlamamız lazım ki yüz yüze kaldığımız bu uluslararası krizler, ekonomik krizler daha az tahribatla atlatılabilsin. O nedenle bu siyasi ayrışmaların tuzağına düşmemek gerekiyor. Gerçekten bizi birleştiren çok daha fazla şey var.

"BÜTÜN İZMİRDE EVLERİN DEPREME DAYANIKLILIĞINI BELEDİYE TEK TEK KONTROL EDECEK"

Türkiye, İstanbul depremini konuşuyor ama uzmanlar İzmir’i de çok büyük bir tehlikenin beklediğini söylüyor. Yapılaşma, kentsel dönüşüm İzmir’de ne durumda? Nasıl önlemler alıyorsunuz?

Genel olarak Türkiye depreme hazırlıksız. Ama bizde toplanma alanlarının hiçbiri AVM yapılmadı. En azından birçok yerle karşılaştırıldığında, bizde daha iyi bir hazırlık olduğundan bahsedebiliriz. Bu deprem bizim için de uyarı oldu; biz de hem hazırlıklarımızı gözden geçirme fırsatı bulduk hem de “Daha ne yapabiliriz?”e kafa yorduk. Erken uyarı sistemlerinin alımına başlıyoruz. Bununla ilgili üniversiteden hocalarımız bir çalışma yürütüyor.

Şehir genelinde bir deprem öncesi uyarı sistemi mi?

Bunlar aslında birtakım ölçümler yapan aparatlar, yeraltındaki hareketliliği ölçen sistemler. Depremi bir süre öncesinden haber veren bir sistemden bahsetmiyoruz ama o hareketliliği ölçüp uyaran aparatlar. Uzmanlar bunları kentin belli noktalarına yerleştirecekler. Bu tahminleri uzmanlar okuyup değerlendirecek. Ayrıca konunun uzmanlarıyla, deprem konusunda farkındalığı artırmak ve insanların bu konudaki duyarlılığını tazelemek için bir deprem sempozyumu yapmayı planlıyoruz. Deprem çantası hazırlamayı, depremde ilk anda neler yapılması gerektiğini özellikle çocuklara ve gençlere hatırlatacağımız bir çalışmayı başlatacağız. Yine depreme dayanıklılık konusunda daha önce Balçova ve Seferihisar ilçelerinde Büyükşehir’in başlattığı bir çalışmayı diğer ilçelerde de yapacağız.

Neydi o çalışma?

Bina bina inceleme yapılacak.

Bu normalde halkın bir ücret ödeyerek yaptırdığı bir işlem. Siz belediye olarak bunu üstlenecek misiniz?

Evet. Zaten benden önceki dönemde Büyükşehir Belediyesi Balçova ve Seferihisar ilçelerinde yapıldı. Ben o dönem Seferihisar belediye başkanıydım, bu çalışmanın nasıl yapıldığını biliyorum.

Bütün İzmir’de yapacak mısınız?

Evet, bütün İzmir’de yapacağız. Zaman alacak, ama yapacağız.

Ulaşım konusunda gece seferlerini başlatmışsınız. Metro ne alemde?

Metro iyi gidiyor, Narlıdere metrosu vaktinde bitecek. Buca metrosuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı’ndan onay geldi. 2020 içinde onun ihalesini mutlaka yapacağız. Çiğli tramvayı onay bekliyor, o gelirse onu da yapacağız. Üstelik bunları hep kendi kaynaklarımızla yapacağız. Ama burada ulaşımda çok başlık var, çünkü İzmirlinin en büyük şikâyeti trafik ve ulaşım. O nedenle çok ciddi çözümler üretmemiz gerekiyor. Bazı noktalarda trafiği yeraltına alacağız. Akıllı trafik uygulamalarını artıracağız. İZUM adlı bir merkezimiz var ve Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Tam bir akıllı şehir uygulaması. Sensörlerle, kameralarla bir merkezden kentin bütün trafik ışıklarını yönlendirmek mümkün. Yeni güzergâhların nasıl ve nerede açılması gerektiğinin tespitini yapmak da yine bu uygulamayla mümkün. Ama daha önemlisi, bisiklet ve yaya ulaşımını geliştireceğiz. Bir de Körfez’i çok daha iyi kullanacağız. Şu an Körfez’in kent içi ulaşımdaki payı yüzde 3 civarında. Bunu önümüzdeki 5 yıl içinde, yeni vapurlarla, yeni güzergâhlarla, yeni hatlarla yüzde 14-15’lere çıkarmayı hedefliyoruz. Yeni taşımacılık modelleri geliştirmeye çalışıyoruz. Küçük teknelerle, deniz taksilerle bu ulaşımı çok daha hareketlendireceğiz ve renklendireceğiz.

Halk buluşmaları yapıyormuşsunuz.

Seçilen temada, kimin ne görüşü varsa onu özgürce ifade etmesini ve herkesin birbirini duymasını sağlıyoruz. 800 kişilik bir salonumuz var. Şimdiye kadar Kültür Park, ulaşım ve tarım üzerine buluşmalar gerçekleştirdik.

"İZMİR’İ DE SEFERİHİSAR GİBİ ‘YAVAŞ ŞEHİR’ YAPABİLİRİZ"

Seferihisar’da bir yavaş kent öncülüğü başlatmıştınız. İzmir’de de aynı şey yapılabilir mi? Böyle bir hedefiniz var mı?

Aslında Cittaslow (yavaş şehir) ağı, 72 kriterle, nüfusu 50 binin altında olan kentlerde uygulanıyor. Ancak, büyükşehir belediye başkanı seçilmemden sonra bu network’ün genel başkanı İzmir’e bir ziyaret gerçekleştirdi ve “Uzun yıllardır sürdürdüğümüz ‘Cittaslow Metropol’ hazırlığı vardı. Bu çalışmayı artık sonlandırıyoruz. Koordinatörlüğünü sen üstlenir misin?” dediler. Bunun benim açımdan çok heyecan verici bir yanı var, çünkü Barcelona, Paris ve Brüksel’in talip olduklarını biliyorum. Bu bana şöyle bir şey yaşatacak: Paris Belediyesi’ne gidip, “Sayın başkan, şunlar olmamış, şunları şöyle yapın” diyeceğim! (Gülüyor) Bu tabii ki çok gurur verici bir şey ama yavaşlık aslında bir felsefe. Zamanın ruhunu yakalamak, doğanın ritmiyle uyumlu olmakla ilgili bir felsefe. O nedenle aslında ölçeğin büyüklüğü, küçüklüğünden ziyade kentin önceliklerinin ve zamanın ruhunu yakalamakla ilgili yapacaklarının öne çıkarılmasını mümkün kılan bir network. O nedenle metropollerde de uygulanabilir. O kadar hızlı yaşıyoruz ki hayatı ıskalıyoruz. Geçmişteki birikim yokmuş gibi hayatımızı sürdürüyoruz. Hayat bizle başlayıp biten bir şeymiş gibi yaşıyoruz. Cittaslow’un da felsefesinin temelinde önce geçmişin birikimini bugüne taşımak ve buradan geleceği aydınlatmak var. O nedenle bu felsefenin üç temel sütun üzerinde oturduğunu söyleyebiliriz. Bir tanesi doğayla barışıklık, diğeri geçmişin kültürünü, tarihini, lezzetlerini bugüne taşımak, üçüncüsü de bunları bilim ve sanatla birleştirerek bir gelecek haritası çıkarmak.

İzmir çok göç alan bir şehir. İşi gücü bırakıp İzmir’e yerleşme akımı hakikaten var. Buna altyapı olarak hazır mısınız?

Tabii ki hazırız.

Peki teşvik ediyor musunuz? Çünkü bazı şehirler tam tersine kontrollü bir göç ister.

İzmir’i İzmir yapan şey farklılıkların bir arada olması. İzmir yüzlerce yıl boyunca dilini, dinini, kültürünü bilmediği insanların birlikte ekmek üretip paylaşmayı başardığı bir kenttir. Sefarad Yahudileri 1492’de İspanya’dan kovulduklarında İzmir onlara kapılarını açmış. Biz hâlâ Sefarad kültürünün boyozuyla güne başlıyoruz. O farklılıklar bizi zenginleştirmiş. Dolayısıyla, doğadaki gibi bir mono kültür istemiyoruz. Bizim kampanya sloganımız “Çok renk, çok ses, çok nefes”. Bu nedenle dışarıdan gelen hiç kimseye kapımız kapalı değil. Tersine, İzmir’in göç rakamlarına bakarsanız son 10 yılda istikrarlı bir artış var. 10 yıl önce 50 bin kişi göçüyormuş İzmir’e, bu artarak 2018’de 120 bine gelmiş. Bunun bir de tersi var; İzmir 10 yıldır göç veriyor.

Peki, bu göçün sosyolojik farkı var mı?

Gidenlerin çok büyük bir bölümü iyi eğitilmiş, donanımlı, dil bilen, üniversite mezunu gençler. Dolayısıyla, bırakın göçü durdurmayı, buradan gidişi de durdurmayı hedefliyoruz. Bu gençlerin İzmir’de kalmasıyla İzmir’in dinamiklerinin çok daha farklı çalışacağına inanıyorum. O nedenle onları burada tutmak için de bir yığın şey yapacağız.

Deprem yönetmeliği sonrasında yapılan binalarda inşaat kalitesi yükseldi!