Mimari Tasarımlar

Kaliteli eğitim için nitelikli mimari gerekli!

Öğrenim mekanlarına yeni bir soluk getiren 2015 Genç Mimar Ödülü sahibi PAB Mimarlık, erken kayıt döneminin başladığı şu günlerde velilerin okul seçimi yaparken hangi mekansal unsurlara dikkat etmeleri gerektiğini özetledi.

Ulusal ve uluslararası ödüllere sahip mimari projeleri ve özellikle öğrenim mekanları üzerine yaptıkları araştırmalarıyla dikkat çeken PAB Mimarlık, nitelikli mimarinin kaliteli eğitim için en önemli koşullardan biri olduğunu savunuyor. Disiplinler arası bir tavırla, eğitimci ve sosyal bilimci uzmanlarla işbirliği içinde mekan ve öğrenim ilişkisi üzerine araştırmalar yapan PAB Mimarlık kurucu ortakları Pınar Gökbayrak, Ali Eray ve Burçin Yıldırım, ilk ve orta öğrenimde erken kayıt döneminin başladığı şu günlerde okul araştırması yapan velilere seslenerek, okul seçimlerinde mutlaka yapısal ve mekansal unsurlara dikkat etmeleri gerektiğini dile getiriyor:


“Çevreye saygılı bireyler yetiştirmek, çevreye duyarlı yapılar inşa ederek, dürüst binalar içerisinde verilen eğitimlerle mümkün olabilir. Okul yapılarının kent içerisinde, günlük hayatın bir parçası olacak şekilde kurgulanması ve öğrencilerin okul yapılarıyla duygusal bir bağ kurabilmesine ve aidiyet duygusu kazanmalarına olanak tanınması gerekiyor. Sosyal donatıları zengin, sürekli yaşayan bir okul, ders dışında da öğrenciler için bir çekim merkezi oluyor ve eğitim, öğrencilerin gündelik hayatlarında bir devamlılık haline geliyor. Bu bağlamda okul, aynı zamanda çevresini dönüştüren bir katalizör görevi de görüyor.”


“Okul yapısı doğa ile bütünleşik olmalı...”

Öğrenimin sınıf dışına çıkarılarak alternatif çalışma alanları üretilmesi gerektiğini savunan PAB Mimarlık, doğanın yapıyla farklı kotlarda ilişkilendirilerek, yeşil ile bütünleşik bir okul yapısı elde edilmesi gerektiğinin de altını çiziyor. Böylelikle öğrencinin doğa ile iç içe yaşayarak çevre duyarlı bir birey olarak yetişmesine olanak tanınırken, bir yandan da farklı kotlarda iç ve dış mekan ilişkileri kurularak, fiziksel aktivitenin ve sporun günlük hayatın bir parçası haline gelmesi mümkün kılınıyor.


Öğrencilerin hem okulda hem de sosyal hayatlarında çok az hareket ettiğini, vücutlarını yeterince çalıştırmadıklarını ve bu sebeple de okullardaki açık alan tasarımlarının öğrencileri hareket etmeye teşvik etmesinin sağlıklı ve spor yapmaya eğilimli bireyler yetiştirmek için çok önemli olduğunu söyleyen PAB ortakları, okul yapılarında olması gereken standartlara şöyle dikkat çekiyor: ‘‘Okul yapılarında kat adedi, yaş gruplarına göre belirlenmeli ve ortak sosyal alanlar yaratılarak öğrencilerin deneyim alanları artırılmalıdır. Öte yandan eğitim yapılarında kapalı alan kişi başı 10 m², açık alan ise 7-10 m² arasında, dersliklerde ise kişi başı minimum 1,5 m², optimum 2 m², ideal olarak 2,5 m² olacak şekilde oluşturulmalı. Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı'nın istatistiklerine göre Türkiye'de derslik alanları kişi başı ortalama 1,2 m²...’’


“Eğitim yapıları fonksiyonlarına göre bloklanmalı...”

Öğrenme mekanlarının, eğitim ve öğretimi desteklemesi için eğitim ve tasarım alanında uzman farklı grupların bir araya gelerek oluşturduğu, Londra merkezli First Education Alliance’in Türkiye ve yakın coğrafyadaki temsilcisi ve ortağı olan PAB Mimarlık, eğitim yapılarının fonksiyonlara göre bloklanabileceğini de söylüyor. Böylelikle kümelenebilir birimler koridor mesafesini azaltarak sirkülasyon alanlarının daha etkin kullanılmasını sağlıyor ve küçük eğitim alanları yaratarak, öğrenci ve öğretmen arasında daha yakın ilişki kurulmasına imkan tanıyor. Kısalan koridor mesafesi öğrencilerin kendilerini biteviye uzanan bir koridorda küçük hissetmeleri yerine, kavrayabildikleri kendi boyutlarına yakın bir hacim içerisinde daha rahat olmalarını sağlıyor.


Tek odaklı ve tek yönlü eğitimi kırarak, öğretmen etrafında tanımlı kürsünün dikte ediciliğini ortadan kaldırıp öğrenciyi merkeze koyan, öğrencilerin birbirinden öğrenebildiği, daha katılımcı olduğu ve öğretmenin yönlendirici bir rehber olarak öğrencinin yanında durduğu bir öğrenim modelini savunan PAB Mimarlık, mekanın hareketli mobilyaları, donatıları ve boyutlarıyla bu modele imkan tanıyabilmesinin önemine dikkat çekiyor.


“Renk öğesi doğru kullanıldığında konsantrasyonu arttırır...”

Mekan tasarımında renk öğesi de konsantrasyon sağlayacak ya da dağıtacak temel girdilerden birisi olarak tanımlanıyor. Örneğin, derslikte tahtanın asılı olduğu duvarda farklı bir renk tonunun kullanılması öğrencilerin odaklanmalarını sağlayan bir etkiye dönüşüyor.


Duyuların devreye girmesinin çok yönlü eğitimi desteklediğini, koku, tat, ışık, renk ve malzemenin tasarıma dahil edilmesinin görsel odaklı ve hızlı tüketilen algı dünyasını derinleştirdiğini belirten PAB Mimarlık, projelerinde kullandıkları şeffaf malzemelerle mekanlar arasında farklı geçirgenlik düzeyleri kurgulayarak, açık, yarı açık ve kapalı mekan dengesinin iyi kurulduğu iletişim kurulabilen, ulaşılabilir ve katılımı teşvik edici alanlar yaratıyor. PAB ekibi, bu bakış açısıyla tasarladığı Gökçeada Lise Kampüsü projesinde meslek lisesi dersliklerini, kullandıkları şeffaf malzemelerle koridordan geçenler için görünür kılmış. Böylelikle farklı sınıf düzeylerindeki meslek lisesi ve anadolu lisesi öğrencilerinin etkileşim alanları artırılmış.


“Okul öğrencinin mekanı dönüştürmesine fırsat vermeli...”

Eğitimin sosyal bir aktivite olduğunu savunan PAB Mimarlık, öğrenci ve öğretmenlerin ders saatleri dışında da bir araya gelebilmesi, öğrencilerin birbirlerinden öğrenebilmeleri için enformel toplanma alanlarının okul yapılarında büyük önem taşıdığına da vurgu yapıyor. Koridorlarda hareketi yavaşlatarak, niş ve mobilyalar ile karşılaşma noktalarının oluşturulması, ders dışı buluşma alanlarına imkan tanıyarak öğrencilerin sosyalleşebilmesini sağlıyor ve öğrenim için alternatif mekanlar üretilmesine olanak tanıyor. Öte yandan öğrencilerin de mekanı dönüştürmesine fırsat vererek okulda üretmesini ve sergilemesini sağlamak; öğrencinin sosyal bağlılıklarını artırarak okula karşı aidiyet duygusunu güçlendiriyor ve öğrenim sürecini önemsemelerini sağlıyor.


PAB Mimarlık, eğitim modellerinin esnetilmesi gerektiğini şu sözlerle anlatıyor: “2016 yılında anaokuluna başlayan bir çocuk 2038 yılında üniversite çağına gelecek. Öğrenciler için 2028 yılında ihtiyaç duyacağı zihinsel, bedensel ve sosyal araçları dikkate alarak, kalıplaşmayan, sürekli devingen olan bir eğitim modeli kurgulanması gerekir. Öğrencinin ihtiyaç duyacağı melekeleri yaratıcılık, beceriklilik, sorumluluk duygusu ve adaptasyon yeteneği olarak özetleyebiliriz. Bu melekelerin içselleştirilerek kazanıldığı bir eğitim modeli geliştirilmeli diye düşünüyoruz. Devingen eğitim modelleri esnek, öğrenciyi merkeze koyan ve öğrenci katılımını esas alan yöntemlerle mümkün kılınabilir. Günümüzde giderek daha fazla önem kazanan interaktif ve katılımcı eğitim modellerine cevap vermekte yetersiz kalan konvansiyonel okul yapılarını düşündüğümüzde, fiziki mekanlar ile eğitim sistemi arasındaki doğrudan ilişki daha da belirginleşiyor. Özellikle devlet okullarında uygulanan proje konseptinin artık ne iklimsel koşullara ne de demografik ihtiyaçlara cevap veremediği günümüzde, ekonomik ve alternatif çözümlere gidilmesi geç kalınmış bir mecburiyet...”