Sektörel

Konut alım satımlarına güvenlik belgesi şartı gelmeli!

30 Ekim’de İzmir’de meydana gelen depremde 114 kişi yaşamını yitirdi. Onlarca bina çöktü, birçoğu hasar gördü. Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği, yaşanan bu süreç sonrasında sivil bir inisiyatif harekete geçirerek, “Depreme artık yeter” diyor.

Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) “Depreme artık yeter diyelim” sloganıyla sivil inisiyatif hayata geçirmeyi planlıyor. 

30 Ekim’de meydana 6.9’luk İzmir Depremi’nin ardından Türkiye’nin bir kez daha deprem konusunda topyekün atması gereken adımlar olduğu gündeme geldi. Dünya'dan Leyla İlhan'ın haberine göre; çimentocular, sektörlerinin beton kalitesi için önemli yatırımlar yaptığına dikkat çekerken, yapı malzemelerinin satıldığı müteahhitlerin iş yapış şekillerinin de güvenceli hale getirilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Çimento sektörü ayrıca binaların kiralanmasından, satılmasına kadar tüm süreçlerde bulunan tarafların bir araya gelerek güvenliği sağlamak için adımlar atmasını, kamunun da buna öncülük etmesini istiyor.

TÇMB ve DÜNYA Gazetesi tarafından düzenlenen “Türkiye Ekonomisini İnşa Edenler” temalı Anadolu Buluşmaları’nın online panel serisinin ikincisi Kahramanmaraş ile yapıldı. Mena İletişim Ajans Başkanı Suat Özyaprak’ın moderatörlüğünde yapılan panele TÇMB Başkanı Dr. Tamer Saka, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Başkanı Şahin Balcıoğlu, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Hanefi Öksüz ile Yönetim Kurulu Başkanımız Hakan Güldağ ve Genel Koordinatörümüz Vahap Munyar katıldı. 

"Yeni binalara artık tereddütsüz girebilmeliyiz"

TÇMB Başkanı Dr. Tamer Saka, yaşanan İzmir Depremi sonrasında Türkiye’nin bir kez daha önemli adımlar atması gerektiğinin ortaya çıktığını vurguladı. Saka, depremlerin hem ekonomik, hem sosyal hem de güvenlik açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti. Atılan adımlara rağmen hala kolonları kesilmiş katlar, oturulamaz raporu verilmiş binalar olduğunun ortaya çıktığını dile getiren Saka, “Göz göre göre gelen bir felaketten bahsediyoruz. Bu konuda artık harekete geçmemiz lazım. Depreme artık yeter diyelim. Bir sivil inisiyatif başlatmamız lazım. Bu konuda gereken adımları atacağız” dedi. Saka, ilgili tüm tarafların bir araya gelerek yol haritası çizmesi gerektiğini belirlenerek, devletin ve belediyelerin attığı adımlara destek olmak gerektiğini kaydetti. TÇMB olarak bu konuda sorumluluk almaya hazır olduklarını söyleyen Saka, deprem açısından sıkıntılı olan binaların hem kiralama hem de hem de alım satım aşamasında gerçek durumu gösteren bir raporun zorunlu hale getirilmesi gerektiğini kaydetti. Bu bilgilerin geri dönüşüm konusunda mal sahiplerine önemli bir motivasyon sağlayacağını kaydeden Saka, “Bizler yapı malzemeleri unsuru olarak malzeme sattığımız müteahhitlerin iş yapış şekilleri konusunda bazı güvenceler elde etmeliyiz. Sektörümüz beton kalitesi konusunda ciddi adımlar attı. Burada eksiklerimiz varsa bunların giderilmesi lazım ve yeni binalara artık hiçbir tereddüdümüz olmadan girmemiz gerekir” açıklamasında bulundu. 

“Kur etkisiyle rehavete kapılmayalım”

Çimento sektöründe artan ihracata ilişkin de konuşan Tamer Saka, çimentonun esasen ihracata uygun bir ürün olmadığını belirterek, “En iyi şartlarda tonu 100 dolara satılır. Biz ise 30 dolara satıyoruz. Eğer çok uygun olsaydı Çin bunun ihracatını yapardı. Çünkü 4 milyar tonluk üretimin 2 milyarı Çin’de yapılıyor” dedi.

Bugün Türkiye’de 100 milyon tonluk üretimin 50 milyon tonluk bölümünün iç piyasada tüketildiğini belirten Saka, 50 milyon tonluk bölümünün de ihraç edilmek durumunda olduğunu söyledi. Saka, bu durumun da fiyat baskısı oluşturduğunu dile getirdi. Kur etkisiyle, gelirlerin arttığını ancak bu durumda sektörün rehavete kapılmaktan kaçınması gerektiğini vurgulayan Saka, şunları kaydetti: 
“Önümüzde bir problem yumağı var. Ayrıca pandemi de ortamı zorlaştırıyor. Avrupa her ne kadar ana pazarımız değilse de sıfır karbon politikaları nedeniyle yakından takip etmeliyiz. ABD’deki yeni siyasi atmosfer ile Afrika’daki salgının durumu çok izlenmiyor. Bunlar da bizim pazarlarımız. Bütün bu resme baktığımızda sektörün etrafında ciddi tehditler söz konusu.”

Kurun bugün sunduğu fırsatın da sürdürülebilir olmadığına dikkat çeken Saka, “Çünkü 1-2 yıl sonra kur kaynaklı büyük maliyetler ve önemli riskler olabilir. Bugünkü fırsatı kullanıp orta ve uzun vadeli planlarımız belirlememiz lazım” dedi.

“İç pazara kapanma şansımız yok”

Tamer Saka, yatırımda artık iç piyasanın dolduğunu en az 10 yıl boyunca yeni yatırıma ihtiyaç olmadığına dikkat çekti. “İç pazara kapanarak sektörlerimizi büyütme şansımız yok. Biz global marka yaratmalıyız. Global markanın ekonomik faydaları kadar siyasi faydaları da oluyor” diyen Saka, bu sebeple Avrupa’nın önemli çimento oyuncusu olan Türkiye’deki firmalarının yurtdışında terminal, değirmenler kurarak veya fabrika satın alarak gelirini çeşitlendirmesi gerektiğini belirtti. 

Çimento ihracatında artış yüzde 25

Çimento sektörünün temsilcileri, binaların kiralanmasından satılmasına kadar tüm süreçlerde olan tarafların bir araya gelerek güvenliği sağlamak için adımlar atmasını, kamunun da buna öncülük etmesini talep etti.  

-Gaziantep’in ihracatını ekim ayında yüzde 12.7 artırarak 800 milyon dolara çıkardığını ve rekor kırdığını söyleyen Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, “Kent olarak geçen yıl 7.6 milyar dolarlık ihracat yapmıştık. Bu yılsonunda ise 8 milyar doları aşarak 8.5 milyarlara gelmek istiyoruz” diye konuştu. 
Konukoğlu, başarılarında bahane yerine çözüm odaklı yaklaşımın ve bundan sonra yapacaklarını düşünmelerinin etkili olduğunu kaydetti. Önümüzdeki dönemde Kovid-19 salgını dışında bir sıkıntı görmediklerini dile getiren Konukoğlu, “Ancak Avrupa’dan gelen pandemi haberleri endişelendiriyor. Çimentoda ana pazarımız Amerika ve Afrika olsa da, tekstil gıda gibi Avrupa yoğun ihracat yapan bu sektörlerimizde belki hafif bir daralma olabilir. Ancak Çin’in devre dışı kalmasının faydasını görürsek belki de bu hafif daralmayı da görmeyiz” açıklamasında bulundu. Çimento ihracatının yüzde 25 artığını, 2018’den bu yana kapasiteleri kullanamayan hatta dönem dönem fabrika kapatan çimento sektörünün halihazırda kapasitenin tamamını kullandığını vurgulayan Konukoğlu, “Şimdi kur artışıyla, ihracat artışıyla bir toparlanma var, ancak genel olarak sektörün durumu iyi değil. Borsaya baktığımızda son 3 yılda kârlılıklarının nereden nereye geldiğini görebiliyoruz” dedi. 

Türkiye’de çimento üretimin 100 milyon tona ulaştığını fakat 82 milyonun kişi başı tüketiminin 550 kilo olduğunu ifade edeb Konukoğlu, “Hepimiz ihracata yönelmiş durumdayız. Ancak ihracattaki fiyatlar da düşük. Bugün Avrupa’nın hiçbir yerinde 80 euronun altında çimento yok. Amerika’da 120-130 dolar. Afrika’da 110 dolar, biz ise 30 dolara satıyoruz. Kömür ve elektrik ana hammaddemiz ve bunların hepsi dolarla. Geçen yıl 45 dolara aldığımız kok kömür şimdi 95 dolar civarında” şeklinde konuştu. 

“Uluslararası markalar alım için Çin yerine Maraş’a geliyor”

Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Başkanı Şahin Balcıoğlu şehrin potansiyelini değerlendirdiği toplantıda en büyük sektörlerinin tekstil olduğua dikkat çekerek “Sırasıyla çelik mutfak eşyası, gıda, kuyum ve kadın ayakkabı sektörlerinde öndeyiz. İstanbul’dan sonra en fazla altın işleyen kentiz ve kadın ayakkabısı konusunda Türkiye’nin ikinci üretim merkeziyiz. Türkiye kağıt üretiminin yüzde 20’sini biz karşılıyoruz. Çimentoda ise Türkiye üretiminin yüzde 10’unu iki büyük tesisle yapıyoruz” diye konuştu. 

Kentteki iki çimento fabrikasının 700 kişiye istihdam sunduğunun altını çizen Balcıoğlu, kent ekonomisine ise yıllık 1.8 milyar TL gelir sağladığını belirtti. Kovid-19 pandemisi sebebiyle nisan mayıs döneminde yüzde 54 azalan ihracatlarının haziranla birlikte toparlanma dönemine girdiğini belirten Balcıoğlu, “Şimdi hem istihdam hem de ihracat açısından mart ve şubat aylarının da üstündeyiz. Yılsonunda bunun artarak süreceğini düşünüyoruz” dedi. 

Pandemiyle birlikte Çin’de yaşanan bir miktar üretim kaybının kente yeni iş kapıları sağladığını ifade eden Balcıoğlu, “Uluslararası firmalar buraya gelip tek tek fabrikaları geziyor. Bu fırsatı kaçırmamak için gayret etmeliyiz, yoksa dünyada alternatifler var. O yüzden bizim bu süreci el birliği gönül birliğiyle birlikte yürütmemiz lazım. ‘Bizde yok ama şu firmamızda’ var deyip bu müşterilere sahip çıkmalıyız” diye konuştu. 

"Yeni binalar çok sağlam, topla tüfekle yıkılmıyor"

Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Hanefi Öksüz, İzmir Depremi’ne değinerek,  “Türkiye’de sorun inşaat sistemi yerine uygulamalardan kaynaklanıyor. Biz her depremde inşaat sektörünü güçlendirici önlemler alıyoruz. Ancak bunların takip edilmesi çok daha önemli. Çünkü yıkılan binaların kolonları kesilmiş, zayıf kum ve çimento kullanılmış. Benzer durum Van’da olmuştu. Ancak beton santrali kurulduktan sonra inşaatlar bir hayli sağlamlaştı. Şimdi yapılanlar o kadar güçlü ki Anadolu’daki tabirle tankla tüfekle yıkılacak gibi değil” açıklamasında bulundu. 

Kahramanmaraş’ta inşaat sektöründe büyük bir durgunluk yaşanması üzerine firmaların ihracat arayışına başladığını vurgulayan Öksüz, “Bu da faydalı oldu. İhracatımız epeyce arttı. Şu anda pazar sıkıtımız da yok” dedi. 

“Hızlı tren mi, OSB’lere giden yük treni mi” sorusunu ise Öksüz ise şu şekilde yanıtladı:

“Demiryolu uzun yolculukta çok faydalı iken kısa taşımacılıkta ise karayolu çok faydalı. Önemli olan yolu kısaltmak olduğu için Amanos Tüneli hem bizim için hem Güneydoğu hem de Doğu Anadolu için çok önemli. Gönül isterdi ki tünelden hem trenyolu hem de demiryolu geçsin.” 

Öksüz, şirketlerinin kağıt çimento, plastik, eğitim ve tarım gibi 8 sektörde 11 bin çalışanı olduğunu dile getirerek, artık şehrin ekonomisi için de sadece tekstilin yeterli olmadığını, farklı alanlarda yatırıma ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti. 

Öksüz, “Bu nedenle kağıt ve çimento önemli hale gelmeye başladı. Su potansiyeli yüksek olan şehrimiz termik santralleriyle Türkiye’nin enerjisinin önemli bir kısmını üretiyor” dedi. 

"Konut alım satımda güvenlik belgesi şartı aranmalı"

1999 depreminin deniz kumu kullanımı hatası ve nervürlü demir konusunda bir bilinç oluşturduğunu vurgulayan DÜNYA Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, “Ancak kontrollerde güçlü olmadığımız için yeni binalarda da kötü sonuçlar ortaya çıkıyor" dedi. Tekirdağ Malkara’da bir Türk şirketinin Japonya’ya kolon ve kiriş ürettiğini belirten Munyar, şöyle konuştu:

“Ülkemizde inşaatlarda demir telle buluşturulur. Japonya’da ise inşaat demirleri bir tüp sistemiyle bağlanarak daha yüksek bir dayanım elde ediliyor. Ayrıca Japonya’da kolon ve kirişlerin daha sağlam ayakta kalması için çelik halat kullanılıyor. Ayrıca orada binalarda kullanılan izolatörler depremin yönüne göre hareket ederek binanın salınımını azaltıyor. Böylece bina depreme karşı daha dayanıklı hale geliyor. Bizde ise izolatörler şehir hastaneleri ve stadyumlarda kullanılıyor. Biz de o teknikleri kullanarak insanlarımızın can kaybını en aza indirebiliriz.”

Ayrıca bilinci sürekli ayakta tutmak gerektiğini vurgulayan Munyar, deprem sigortası gibi alım satımlarda binanın güvenli olduğunu gösteren bazı tedbirlerin de alınması gerektiğinin de altını çizdi.

"Üretim ve ihracattan başka yolumuz yok"

Toplantıda Türkiye ekonomisini değerlendiren Yönetim Kurulu Başkanımız Hakan Güldağ, imalat sanayi tarafında olumlu bir gidişat olduğunu kaydetti. Güldağ, “Üretim ve ihracattan başka bir yolumuz yok. Bazı sektörlerimiz daha iyi performans gösteriyor. Otomotiv yüzde 90’lara varan bir kapasite kullanım oranlarına erişti. Ürünlerimizi Kapıkule’den Avrupa’ya götürmeye çalışıyoruz. İhracat değer olarak yüzde 5 artsa da miktarda yüzde 20’lere varan artış nedeniyle tatlı bir telaş içindeyiz. Bir an önce siparişlerimizi yetiştirmeye çalışıyoruz” diye konuştu. 

Güldağ, Çin’e alternatif olarak Türkiye, Bangladeş ve Vietnam’ın da ön planda olduğunu söyledi. “Türkiye’nin imalat tarafında durumu iyi” diyen Güldağ, şöyle konuştu:

“Kahramanmaraş’taki üretim durumu da iyi. Ancak yükselen kur sanayicimizi ve iş insanlarımızı ve özellikle KOBİ’lerimizi zorluyor. Türkiye’nin elinde Çin'e alternatif üretim merkezi olma fırsatı var. Eğer birlikte davranırsak müthiş bir fark yaratabiliriz. Bunu Denizli’de görüyoruz. Dün bizim kapısında yattığımız markalar gelip bizimle konuşuyor. Elimizde önemli bir üretim gücü var. Bunu fırsata çevirip artık Türkiye’yi ucuz olmaktan çıkarmak zorundayız.” 

Prof. Dr. Naci Görür: Devlet her binaya bir kimlik kartı şartı getirebilir!