Sektörel

Konutlar satılıyor, evlilik yaşı yükseliyor, boşanmalar artıyor!

Yeni Söz Gazetesi köşe yazarı Lütfi Bergen bugün köşesinde "Konutlar satılıyor, boşanmalar artıyor" başlıklı yazısına yer verdi. İşte "Konutlar satılıyor, boşanmalar artıyor" başlıklı yazının detayları..

20-25 yıl önce müteahhitten aracısız taksitle konut-işyeri satın almak mümkündü. Bu geçmiş nesil bizden daha dindar değildir; fakat sözünün eri bir kuşaktı. Yokluk çekmişti. Bankayı bilmezdi.


Halk, 1974 Kıbrıs Barış Harekatını görmüş ve karartma gecelerinde metanetle birbirine kenetlenmişti. 26.07.1975'te Hürriyet Gazetesi'nin manşetinde “ÜSLERE EL KOYDUK” yazıyordu. Başyazı “Hürriyet” imzalı çıkmış ve “Türkiye için artık Amerika yok” başlığı kullanılmıştı.


O günler aynı zamanda “veresiye” günleridir. Akrabaların birbirine karz-ı hasen verdiği günler. İki katlı evin bahçesinde kiraz, dut, gül, kümes ve bereket vardı.


Türkiye, muhafazakârlaştıkça karz-ı haseni de, veresiye kültürünü de, bahçeli evleri de kaybetti. Küresel kapitalizme boyun eğdi. İnsan insana güvenmiyor. Belki o sebep: bakkallar gitti, bankalar geldi.


Türkiye'de yoksulluk giderek büyüyor. İnsanların içinde barınacakları ev için 10 yıl karı koca rehin alınması zaruret fıkhıyla geçiştirilemez.


80.000 TL peşin 40.000 TL kredi kullanarak daire satın alan bir tanıdığım tapu harçları, emlâk komisyonu gibi giderler dahil maliyetinin 160.000 TL'ye ulaştığını söyledi. Banka, çekilen 40.000 TL krediye on yıl için 72.000 TL geri ödeme istemişti.


Tüketici, peşin 120.000 TL'ye alabileceği konutun fiyatının krediyle 160.000 TL'ye yükselmesine şimdilik aldırmıyor. Meseleye şöyle bakıyor: “Zaten her sene artan miktarlı kira ödüyordum. Bankadan çektiğim kredinin aylık geri ödemesi ise sabit. Kredi çekmeden sahip olamıyacağım bir konutu “para kiralayarak” o an sahip oluyorum ve ondan istifade ediyorum!”


Eskiden “alırken kazanmak, indirim yaptırmak” denilen bir zihniyet vardı; şimdi “alırken pahalılandırmak” cari oldu.


Tüketici, gelecekte elde edeceği muhayyel kazanç için borçlandırılıyor. Buna “umut ticareti” de diyebiliriz. Bu umut ticaretinin gün geçtikçe daha çok insanı içine çektiğini görüyoruz: Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2015 yılı raporu'na göre 2009'da ipotekli konut satışı 22.726 adet iken 2015'te 434.388 adete yükselmiş.


Herkes birbirini konut kredisi çekmeye teşvik ediyor. Bu, müstakbel rantı garantileyecek emlâk değeri artışı anlamına geliyor.


Bir başka istatistik daha var.


Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2015 yılı ‘Evlenme ve Boşanma İstatistikleri' de yayınlandı. Evlenme hızının düştüğü, boşanma hızının arttığı, ilk evlilik yaşının da yükseldiği ortaya çıktı.


Evlenen çiftlerin sayısı yüzde 0,5 ve boşanan çiftlerin sayısı ise yüzde 0,7 artarken boşanma oranı evlenme oranından yüksek çıkmış görünüyor (2015'te 602 bin 982 çift evlenmiş, 131 bin 830 çift de boşanmış).


Boşanma oranlarının artması çok normal: 3 yıl otomobil borcu + 10 yıl konut kredisi borcu ödeyen karı koca hayattan ve birbirinden sıkılıyor. Bazı muhafazakârlar “kanaat ekonomisi” diyorlar. Borç ödeyen evsiz adam-kadınlara “kanaat” telkin etmek çok sathi bir söylemdir.


Türkiye'de ailenin tanımı yapılamadığı için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı amaçsız bir gemi misali açık denizde savruluyor. Kınalızâde, Nasreddin Tûsî-İbn Sina ise “ev”i “aile” içinde sayıyor. Klasik tanımda beş bileşenli aile şudur: “anne-baba, karı-koca, evlatlar, bacı-kalfa (ve üretim araçları), üretim alanı olarak ev.”


Günümüzdeki ise “aile”nin anlamı dört bileşenli tanımlandı: “Karı-koca, 2 evlat, ipotekli Toki konutu, ipotekli otomobil.”


Konutlar satılıyor, evlilik yaşı yükseliyor, boşanmalar artıyor.


Bugün konutun alınan krediyi gayrımenkul rantı üzerinden ödemesi üzerinden hesap yapanlar ev'i satılık bir değer gibi görüyor.


İnsanın evi satılık bir meta değildir. Haramın binası olmaz.


Ev kurmak-barınmak-mahremiyetin sığınağını inşa etmek haktır.


Hz. Peygamber (asv) Medine'ye hicret ettiğinde “evsiz- homeless” kalmamıştı.


Anadolu'da uygulanan tımar sistemi içinde de hiçbir aile ev sahibi olmak için borçlandırılmamıştır.


Nurettin Topçu “İş Hayatı” başlıklı yazısında “Büyük şehirlerin havasında, fâhişe gibi zehirleyici bir taraf vardır” diyordu. Anadoluculuk kentlerin büyümesine karşıdır. Kentleri boyalı fâhişeler saymaktadır.


Bugün “ev” denilen şey “ev” değil. Geleneksel fıkıhta “ev”, barınma ve mahremiyet alanıdır. Emlakçı-bankacı kapitalistler ev'i metalaştırarak “konut” yapmıştır.


Eşiğinden besmeleyle geçeceğin evi faizle mi satın aldın?


Yeni Söz Gazetesi