Kent Haberleri

Kubadabad Sarayı turizme kazandırılacak!

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın Beyşehir Gölü kıyısında yer alan yazlık sarayı Kubadabad, kazı ve konservasyon çalışmalarının ardından turizme kazandırılacak.

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın Beyşehir Gölü kıyısında yer alan yazlık sarayı Kubadabad, kazı ve konservasyon çalışmalarının ardından turizme kazandırılacak. Kazı çalışmasını 35 yıldır sürdüren Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Rüçhan Arık, yaptığı açıklamada, farklı binalardan oluşan bir külliye halindeki sarayda bugüne kadar yürüttükleri kazılarda birçok yapıyı ortaya çıkardıklarını söyledi. Kubadabad’ın bilinen en eski milli saray olduğunu belirten Arık, “1235 yılında yapılan saray, sadece Anadolu için söylemiyorum, İran, Irak ve Suriye gibi bütün Selçuklu coğrafyasından günümüze kalmış planı ve özellikleri bilinen tek saraydır. Selçuklu dönemine ait nadide hazinelerimiz arasında yer alan Kubadabad’ın, gerekli değer verildiği takdirde turizmi hareketlendirerek, Türkiye’ye ekonomik katkısının büyük olacağını düşünüyorum” diye konuştu. Kazılar sırasında, nispeten daha sağlam halde günümüze ulaşan iki köşkü, “Büyük Saray” ve “Küçük Saray” olarak isimlendirdiklerini anlatan Arık, sarayın mimarisi ile ilgili şu bilgileri verdi: “Bu iki binayı birbirine bağlayan bir iç sur ve ara yol var. Küçük Saray’ın hemen yanında günümüzde bilinen ‘tek göl tersanesi’nin kalıntılarını çıkardık. Bu da yepyeni bir olaydır. Tersane de yine iç kalenin içerisinde yer alıyor. Diğer yapıların hizmet binaları olduğunu tahmin ediyoruz. Sarayın bir de av bahçesi var, burada av partileri düzenlenmiş. Kazılarda çıkan çinilerde kuş figürleri ve av sahnelerinin de olduğunu görüyoruz.”


Topkapı ve Edirne saraylarının öncüsü

Arık, sarayın mimari özellikleri ile Topkapı ve Edirne Sarayı’na benzediği için öncü kabul edilebileceğine işaret ederek, şöyle devam etti: “Site içerisinde ortaya çıkardığımız ‘Büyük Saray’ ve ‘Küçük Saray’, artık mimari özellikleri ve çeşitli fonksiyonları belirlenmiş iki yapı olarak göze çarpıyor. İçerisinde çinili hamamlar, alçı kabartmalı dolapları olan ‘harem’ odaları ve tersane binası olan bu saray, aslına uygun olarak, restorasyon-konservasyon ilkelerine uygun şekilde ele alınırsa, turizme kazandırılabilir. Bu konuda Konya Büyükşehir Belediyesi sanıyorum bir çalışma yürütecek. Büyükşehir Belediyesine sonsuz teşekkür ediyoruz. Yıllardır çalışmalarımıza destek veriyor. Önemli bir kültürel varlığımızı daha turizme kazandırma adına bu iş birliğinin devam etmesini diliyoruz.” Kubadabad’daki saray ve köşklerde birçok hamamın bulunduğunu aktaran Arık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hemen her köşkün bir hamamı var. Büyük Saray ve hamamındaki çinileri ortaya çıkardık. Beyşehir Gölü’nün ortasında ‘Kız Kalesi’ dediğimiz adadaki, saraya bağlı köşkte sultanlar kalıyordu. Bu köşkte de küçük bir hamam var. Bundan da anlıyoruz ki Selçuklular, temizliğe ve suya fevkalade önem veriyorlardı. Zaten Kubadabad kazılarında bütün site alanını ağ gibi dolaşan bir su tesisatının alt yapısını gösteren künklerle karşılaştık.”


Saadettin Köpek, sarayın planını çizdi

Arık, tarihçi İbn-i Bibi’nin kitabından edinilen bilgiye göre, Alaaddin Keykubat’ın, sarayın planını Selçuklu vezirlerinden Saadettin Köpek’e çizdirdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Saadettin Köpek, tarih kitaplarında yetenekli ve sanatkar bir kişi olarak yer alıyor ancak aynı zamanda çok zalim bir yönetici. Sarayda yaşayanlar ondan çok çekmiş, hatta önemli, bilge kişilerin ölümüne de neden olmuş. Keykubat ölünce yerine geçen oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev, bir plan yaparak Saadettin Köpek’i Kubadabad’ta öldürtüyor. Cesedini de bir kafes içerisinde surlardan birine astırıyor. Ama bu kez de kafesin ipi kopuyor, aşağıdan geçen bir kişinin ölümüne neden oluyor. Keyhüsrev, bunun üzerine ‘Şu zalime bak, ölüsü bile başkalarına zarar verdi’ diyor.”


Beyşehir'in Sesi