Genel

Milli Parklar inşaat yatırımlarına açılacak!

Milli parklar, tabiat parkları, koruma alanları enerji, maden, turizm ve inşaat yatırımlarına açılabilecek...


23. Dönem TBMM'de  görüşülemediği için "kadük" olan Tabiat ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı,  bu dönemde tartışmalı değişikliklerle Genel Kurul gündemine girdi. Tasarıyla, mevcut koruma sistemleri (Milli park, tabiat parkı, tabiatı koruma alanı, tabiat anıtı) altındaki bütün alanların, başvuru üzerine "yeniden değerlendirme" yapılarak kullanıma açılmasına imkân sağlanıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda tek yetkili kurum oluyor. 

Koruyarak yaşatma ve geliştirme dışında, yenilenmesi ve yerine konması mümkün olmayan milli park, tabiat parkları, tabiat koruma alanları, tabiat anıtlarının (ki Türkiye'nin hidrosistemini oluşturan akarsu barındıran alanları dahil) kamu yararı gerekçesiyle ekonomik ve ticari kullanıma açılmasına imkân veren tasarının ekonomik boyutu, özellikle enerji, maden, turizm, inşaat sektörlerinin, sivil tepkilere ve yargının müdahalesine kadar yol açan yatırım eğilim ve girişimlerini  de doğrudan ilgilendiriyor.

Hazırlıkları 10 yılı aşkın süredir devam eden tasarı, son şekliyle, TBMM'nin muhalefet kanadı kadar sivil toplum örgütlerince eleştirilirken, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu'na karşı başlatılan kampanya da sürüyor. 105 sivil toplum örgütünün oluşturduğu "Tabiat Kanunu İzleme Girişimi" korumanın yerine, başta doğal SİT alanları olmak üzere tabiatı geniş anlamda kullanmaya imkân verecek düzenlemeler içerdiği gerekçesiyle tasarının çeşitli maddelerine karşı çıkıyor, düzeltilmesini istiyor. 

TOBB Enerji Sektör Meclisi'nin değerlendirmesiyse farklı: Net mevzuat, ciddi ve bilimsel düzenlemeler yapılması şartıyla, çevreye, turizme ve ekonomiye fayda sağlar.

 

Tabiat korunmayacak, baraj, turizm yatırımlarının önü açılacak

 

Ahmet Hüsrev Özkara  

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi Sözcüsü

 

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olarak taleplerimizi özetlemek gerekirse, bugüne kadar doğa koruma konusundaki kazanımlara sahip çıkılmalı, korunan alanı gözden çıkaracak hiçbir düzenleme yapılmamalı. Yeniden değerlendirme yaklaşımı genişletici olmalı, alanlar koruma statüsüne dönüştürülmesi, idarenin keyfine bırakılmadan, sivil toplum, bilim adamları ve yöre halkının fikirlerini dikkate alan katılımcı yaklaşımla bir kurul marifetiyle gerçekleştirilmeli. 

Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'ndaki 6 ncı madde ile, korumaya alınmış alanların statüsü değiştirilebilecek ya da ortadan kaldırılabilecek. 

Bu düzenleme sadece idarenin keyfine bırakılamaz. Bu durumda, yeniden değerlendirmeyle hidroelektrik santral, baraj, karayolu, maden arama ve işletme, turizm vb. yatırımların önü açılacak; bu alanlarda yasaya aykırı başlatılmış ve mahkeme kararıyla yürütmesi durdurulmuş faaliyetlerle ilgili davaların tamamı düşecek. 

Zaten, korunan alanlar adet, alan ve içerik olarak son derece yetersiz. Büyük  kısmı kağıt üzerinde. Ülkemizin ulusal ve uluslararası öneme sahip doğal, kültürel ve tarihi kaynak değerlerini ve çok çeşitli ekosistemleri barındırdığı dikkate alındığında, ülke yüzölçümünün en az yüzde 15 i koruma altına alınmalı.

8 inci maddede " Ekolojik etki değerlendirmesi sonucunda saha üzerindeki etkilerin olumsuz değerlendirilmesine rağmen alternatif çözümlerin bulunmaması ve üstün kamu yararının bulunması nedeniyle plan veya projenin uygulanması zorunlu ise ilgili bakanlıkça gerekli her türlü telafi edici tedbirler alır veya aldırır" deniliyor. Böyle bir düzenlemenin doğayı ve alanları yatırımlara ve insan tahribatına karşı korumak için hazırlanması gereken bir  tasarıda ne işi olabilir? Turizmin, madenlerin, taşocaklarının özel yasası var. Bu tasarı yasalaşırsa  2873 sayılı Milli Parklar Kanunu yürürlükten kalkacak. Korunan alanlar, güvenlik şemsiyesi kalkınca her türlü yapılaşmaya  konu olabilecek; nükleer, termik santral kurulabilecek, siyanürle altın aranabilecek, sülfürik asitle topraklar yıkanabilecek. 

Ekolojik taşıma kapasitesi, doğal varlıklarımızı nereye kadar kullanabileceğimizi gösterir. Tasarı yasalaşırsa hem bu alanlarda yapılacak yanlış uygulamaların denetimi hem de olumsuz sonuçların takibi mümkün olmayacak. Denetimden yoksun kalan alanlar elden çıkacak.

2011 yılında hazırlanan tasarıda, Ulusal Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma, Mahalli Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kurulları ile Bilim Kurulu vardı. Bu kurullar son tasarıda çıkarılmış, her şey bakanın iki dudağı arasında  bir tasarı düzenlenmiş.

Bugün için 119 sivil toplum örgütünün yer aldığı Tabiat Kanunu İzleme Girişimi bu oyunu bozmak için etkin mücadele yürütüyor. 

Başta işadamlarımızdan kültürel varlıklarımızın korunmasında gösterdikleri özeni, doğal varlıkların korunmasında da göstermelerini bekliyoruz. Santral, baraj, karayolu, maden, taş ocağı ve turizm vb. yatırımları gerçekleştirirken ekolojik taşıma kapasitesini gözetmelerini, istiyoruz.

Yenilenmesi  mümkün olmayan milli park, tabiat parkı, tabiat koruma alan ve anıtlarının, Türkiye'nin hidro sistemini oluşturan alanlar dahil, üstün kamu yararı gerekçesiyle ekonomik ve ticari kullanıma açılmasına imkân veren tasarıya enerji, maden, turizm, inşaat sektörlerini ve tüm halkımızı karşı çıkmaya çağırıyoruz.



Tabiat alanları küçülmeyecek


Erol Kaya 

AKP İstanbul Milletvekili-TBMM Çevre Komisyonu Başkanı

 

Tartışmakta olduğumuz tasarı 23. Yasama Döneminde TBMM'ye geldi, Çevre Komisyonu'nda kapsamlı çalışma yürüttü. Çevre Mühendisleri Odası, TEMA Vakfı, Doğal Hayatı Koruma Vakfı gibi kuruluşlarla kamu, üniversite ve "Tabiat Kanunu İzleme Girişimi" temsilcileri dinlendi. Toplantılara katılamayanlar görüşlerini yazılı ilettiler. Ancak, tasarı yasalaşamayarak kadük kaldı.

Tasarı bu dönemde  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığının ayrı bakanlıklar haline gelmesi nedeniyle revize edilerek TBMM'ye sunuldu. İki tasarı arasındaki farklar bu noktadan kaynaklanıyor. Toplantılara, Çevre Mühendisleri, Ziraat Mühendisleri,Orman Mühendisleri,Peyzaj Mimarları Odası,Tabiat Kanunu İzleme Girişimi gibi kurum, kuruluş temsilcileri katıldı. Tasarının maksadı, alanların küçültülmesi değil, bilakis bilimsel esaslara dayalı, sistematik bir statü altında toplanmasını sağlamak. Ayrıca, AB direktifleri dikkate alınarak yeni statüler tanımlandı. Milli parklar, tabiat parkları, tabiatı koruma alanlarının yanı sıra, habitat ve tür koruma alanı, özel koruma alanı ilânı yeni statüler olup bu statüler altında birçok yeni korunan alan ilânı gündeme gelecek.Tasarı, korunan alanlarda bölgelemeye dayalı planlamayı esas alıyor. Dolayısıyla, koruma ve kullanma dengesi gözetilerek Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından üst ölçek plan yapılacak. Planda kontrollü kullanım alanı olarak belirlenen küçük alanlarda imar planları önceden olduğu gibi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca onaylanacak.  

Tasarı ile, korunan alanların izleme sonuçları dikkate alınarak ve bilimsel gerekçeleri ortaya koymak şartıyla yeniden değerlendirilebilmesine imkân tanınmakta. Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Danışma Kurulu görevlerinin yönetmelikle tanımlanacak olması, bilim insanlarının katılım yollarını tıkadığı anlamına gelmemekte. 

Kamuoyunda dile getirilen eleştirilerden biri de, geçtiğimiz dönemki tasarıda yer alan Ulusal ve Mahalli Biyolojik Çeşitlilik Kurullarının bu tasarıdan çıkarılması. Kurulların kaldırılmasının nedeni, doğal SİT'lerin devrinin yeniden yapılanma kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredilmesi.... Tasarının kanunlaşmasıyla birlikte Milli Parklar Kanunu'nu yürürlükten kaldırılacak. Benzer hükümleri içeren kanunların tek kanunda bütünleştirilmesi uygulama açısından kolaylık sağlayacak. Milli Parklar Kanunu kapsamındaki tüm koruma statü ve tedbirleri tasarıya dercedilmiş olup, herhangi bir boşluğa sebebiyet vermeyecek. Bilâkis, Milli Parklar Kanunundaki boşluklar tamamlanmış olacak. Genel Kurul gündeminde görüşülmeyi bekleyen tasarının yasalaşması halinde, biyolojik çeşitliliği ve tabiatı koruma konusunda bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı ve günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir mevzuat yürürlüğe girmiş olacak.

 

 

'Korunan alandan nasıl para kazanırım' mantığı hakim


Ahmet Kenan Tanrıkulu 

MHP İzmir Milletvekili-Genel Başkan Yardımcısı

 

AKP bugüne kadar getirdiği düzenlemelerle doğayı korumaktan çok kullanmayı amaçlayan, doğal sitleri kaldıran, korunan alanların ilân ve yönetiminde bakanlık dışında hiçbir kişi ve kuruma söz hakkı tanımayan, katılımcılıktan uzak bir anlayış sergiledi. Tasarının gerekçelerinde AB üyelik sürecinde AB Habitat Direktifi'ne uyum sağlayacağı için önem arz ettiği belirtilse de, yanıltma söz konusu. Çünkü AB Habitat Direktifi ile tasarı açıkça çelişiyor. Direktifte koruma-kullanma terminolojisi yer almıyor. Diğer bir deyişle, direktif koruma, tasarı ise kullanma esaslı. Direktif, 'alanları korumak için üye ülkeler ekstra mali külfetin altına girsin' derken, tasarı 'korunan alanlardan nasıl para kazanırım' mantığı ile hazırlanmış olduğu görünümü veriyor. 

Diğer yandan tasarı Bakanlıklar arası tam bir çekişmelerin yaşanmakta olduğunu da bizlere göstermekte. 2011 yılındaki hükümetin çıkarmış olduğu Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile çevre konusu şimdiki Orman ve Su İşleri Bakanlığı uhdesinden alındı. Bu durumu bir türlü kabullenemeyen Orman ve Su İşleri Bakanı, sık sık mevcut Çevre ve Şehircilik Bakanlığını çevre konusunda eleştirdi. Aynı Bakanın uygulamalarında da bu tutumunu sürdürdüğünü görmekteyiz. Tabiat Varlıkları yasasında yer alan "ekolojik değerlendirme" düzenlemesi tamamen Çevre Kanunu'nu ve ÇED yönetmeliğini bay-pass ederek, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na bu konuda alan açılmak istenmekte. Çevre, tabiat, doğal varlıkların katledilmesine yönelik birçok sakıncalı madde barındıran tasarı yasalaşırsa; tür ve habitatları koruma bahanesi ile doğal alanların işletme yetkisi il özel idarelerine,  belediyelere, vakıf ve derneklere bakanlık onayı ile verilebilecek. Diğer yandan hidroelektrik santral projeleriyle, suların, derelerin çevresindeki yaşam alanlarını, doğayı, çevreyi talan anlayışı hız kazanacak.

 

Tabiatı korumuyor,  kullanıma açılıyor 


CHP'nin muhalefet şerhi 

TBMM Çevre Komisyonu Raporu-Özet)

 

Tasarının temel amacı, hızla yok edilen doğal yaşam alanlarının korunması olmalı. Tüm canlıların yaşam ve türünü devam ettirme hakkı ile doğanın ve tüm canlıların sahip olduğu içsel değer, başlı başına  koruma nedeni olarak görülmeli. Tasarı, hazırlık süreci ve doğanın korumasına yaklaşım açısından endişe verici. Aynı zamanda, elimizde kalan son doğal yaşam alanlarını kaynak deposu olarak görerek, doğayı korumaktan çok, kullanıma açmak ve bunu sürdürülebilir kılmak amacıyla hazırlanmış. Hazırlık aşamalarında ve TBMM komisyon süreçlerinde bilimsel çevrelerin, sivil kuruluşlarının ve koruma alanları çevresinde yaşayanların görüş ve önerilerinden yararlanılmamış, karar mekanizmalarına dâhil edilmediler. Tasarının olgunlaştırılma süreci bakanlığın bilgi ve kontrolünde sürdürüldu. Doğal zenginlik açısından öne çıkmış ve dünya ile paralel koruma altına alınmış milli parklarımızın, doğal sit alanlarımızın, yaban hayatı koruma sahalarımızın, uluslararası öneme sahip sulak alanlarımızın yatırımcıların arazi edinme ve işletme taleplerine karşılık elden çıkması mümkün hale getirilmekte.

Bundan sonra herhangi bir alanın koruma altına alınması, koruma altındaki alanın sınırlarının değiştirilmesi hakkında bilim insanları, uzmanlar, sivil toplum kuruluşları veya yöre halkı söz sahibi olamayacak. Tasarının bütününde,  doğa koruma çalışmalarını yönetip yönlendirebilecek, kurumlar arası çatışmaları çözebilecek bir düzenleme bulunmuyor, 'koruma' anlayışı yetersiz,  'kullanma' ya yönelik düzenlemeler ağırlıkta. Ülkemizde korunan alanların sayısı ve yüzey alanları zaten birçok Avrupa ülkesi ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle kabul edilen hedeflerin çok gerisinde. Ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 4'ü, 5'i civarında korunan alanların daha da artırılması, yeni korunan alanlar ilân edilmesi (en az  yüzde 15) ve etkili korunması gerekirken, "yeniden değerlendirme" adı altında mevcut alanların yasa güvencesinden mahrum kalması, ciddi sorunlar yaratacak.

 

'Danışma Kurulu' da uygulamaya katılmalı

 

Alpay Ünal 

TOBB Enerji Sektör Meclisi Başkan Yardımcısı

 

İkincil mevzuatın net ve uluslararası çevre normlarına uygun düzenlenmesi durumunda, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları ve tabiat koruma alanlarının ülkemize turizm, çevre ve ekonomik açıdan fayda sağlayacağını düşünüyoruz. Tasarı ile birlikte, mevcut koruma sistemlerinde yeniden değerleme ve sınıflandırma yapılmasını destekleme nedenimiz, uzun yıllar önce belirlenen ölçüt ve sınıfların, yeterlilik ve geçerlilik açısından bir an önce güncellenmesine duyulan ihtiyaçtır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bu konuda tek yetkili kurum olması, çok başlılıktan doğan sistem işleyiş aksaklıklarını ortadan kaldıracak. Ancak, 'Danışma Kurulu'nun tavsiye vermek dışında herhangi bir otoriteye sahip olmaması, bilimsel ve uluslararası normları uygulamak açısından problem yaratabilecek. Tabiat varlıkları alanlarının kullanıma açılarak ekonomik ve ticari faaliyetlere tahsis edilecek hâle gelmesinin, ancak ciddi ve bilimsel bir düzenleme sonucunda başarılı olacağı aşikârdır.


Dünya