Kent Haberleri

Mimar Sinan'ın izinde İstanbul!

Osmanlı mimarisine rengini veren Mimar Sinan'ın İstanbul'daki eserlerini adım adım gezmek kendi başına bir serüvendi..

Osmanlı mimarisine rengini veren Mimar Sinan'ın İstanbul'daki eserlerini adım adım gezmek kendi başına bir serüvendir. Sinan, şehri adeta dantel gibi süslediği yapılarla günümüz insanının gözünü kamaştırmaya devam ediyor. Bugün Ortaköy'den başlayıp Üsküdar'a uzanıp Sinan'ın eserlerine kısa bir göz atacağız... Mehmet Şimşek'in kaleminden...

9 günlük Ramazan Bayramı tatili şehrin sokaklarının görece olarak boş kalması anlamına geliyor. Böylesi zamanlar kenti gezmek, tanımak isteyenler için eşsiz fırsatlar sunuyor. "Bayram tatilinde ne yapalım" diyenler için sadece Osmanlı'nın değil aynı zamanda dünya mimarisinin doruk isimlerinden biri olan Mimar Sinan’ın bu şehirde inşa ettiği ölümsüz eserleri için "tadımlık’"da olsa bir rota çizdik. Gezimizin ilk gününü Ortaköy’den başlayıp Beşiktaş’a, Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçerek noktalayacağız. İkinci gün "tarihi sur içi’"denilen bölgeye geçip gezimize devam edeceğiz. Üçüncü gün ise Büyükçekmece'ye uzanarak gezimizi tamamlayacağız. 

Söylemek istediğim bir şey daha var: 

ÇEKÜL Vakfı tarafından 1997 yılında "Sinan’a Saygı Projesi" kapsamında yayınlanan oldukça hacimli literatürden faydalandığımızı söylemek hem mesleki hem de ahlâki bir sorumluluk olacaktır.  

Hazırsanız yolculuğumuza başlayabiliriz artık…

Ortaköy Meydanı’nda yapacağımız kahvaltıdan sonra hemen arkamızda bulunan Vezir Kara Ahmet Paşa’nın kahyası Hüsrev Kethüda tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış olan ve halk arasında “Ortaköy Hamamı” olarak Çifte Hamam’a göz atarak yolculuğumuza başlayabiliriz. Günümüzde lokanta ve gece kulübü olarak işletilen yapının taş örgüsü ve planı 16. Yüzyıl mimarisini yansıtıyor. İşletme sahibinden izin alarak mekânı gezme imkanımız var.

"Dünya durdukça, eserlerimi gören aklı selim sahiplerinin çabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni hayırlı dualarla anacaklarını umarım, inşallah"

YAHYA EFENDİ DERGAHI

Ortaköy’den Beşiktaş’a geçebiliriz. Yürümeyi tercih edenler için Yıldız Parkı’nın girişine gelmeden sağ taraftaki yokuşa kıvrılıp Yahya Efendi Dergahı’na tırmanmalarını tavsiye ederiz. Sinan’ın inşa ettiği bu yapı karakteristik özelliğini kaybetmişse de gerek çevresi ve gerekse Boğaz manzarası görülmeye değer. Dönemin padişahı Kanunu Sultan Süleyman'ın süt kardeşi olan ve devrin mutasavvıflarından Yahya Efendi'nin Boğaziçi’nin 4 manevi bekçisinden biri olduğuna inanılır.  Diğeri ise tam karşı yakada Üsküdar’da bulunan Aziz Mahmud Hüdai’dir. Diğer ikisi ise Beykoz’da bulunan Yüşa Türbesi ile onun karşısına denk düşen Sarıyer’deki Telli Baba’dır.

Buradan Beşiktaş Meydanı’na geldiğimizde Mimar Sinan’ın çağdaşı Barbaros Hayrettin Paşa için yaptığı türbeye göz atabiliriz. Türbenin bir Sinan klasiği olarak günümüze ulaşabilmiş olması da sevindirci. Barbaros türbesinin hemen karşısında bulunan  Sinan Paşa Camii de özgün eserlerden biri. Mimarımızın camide farklı bir tarzı benimsediği göze çarpıyor. Caminin çevresinde bulunan çay bahçeleri bir parça soluklanmamızı sağlayacaktır.

SİNAN’IN BİBLO ESERİ: MOLLA ÇELEBİ CAMİİ

Beşiktaş'tan Eminönü yönüne doğru yürüyerek Fındıklı’da bulunan bir başka "biblo" eser olan Molla Çelebi Camii’ne bakabiliriz. Bu da gün içinde göreceğimiz Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii gibi, Sinan’ın küçük ve naif yapılarından biri. Molla Çelebi Cami’den sonra Eminönü istikametine doğru yürüyoruz. Barbaros Hayrettin Paşa’dan sonra bir başka kaptan-ı deryanın, Kılıç Ali Paşa’nın yaptırdığı muhteşem cami, çeşme ve yanındaki hamama ulaşıyoruz. Caminin özellikle basık kubbesi ve diğer ayrıntılarının Ayasofya’ya benzerliği dikkatlerden kaçmayacaktır. Kılıç Ali Paşa Camii’nin hikâyesi de başlı başına ilginçlik taşıdığı için o konu başlı başına bir okumayı hak ediyor.

ÜSKÜDAR’A GİDER İKEN…

Rotamızı şimdi Üsküdar’a çevirebiliriz. Eminönü’nden veya geldiğimiz yönden tekrar Beşiktaş’a dönerek Üsküdar’a geçmemiz mümkün. Üsküdar Meydanı’nın sembol yapılarından Mihrimah Sultan Camii bu gezinin başlangıç noktası olabilir. Caminin içindeki karanlık dikkat çekici. Rivayete göre Mihrimam Sultan’ın bu yüzden Sinan’a sitem ettiği söylenir. Sinan da bunun üzerine suriçinde göreceğimiz Edirnekapı’da yine aynı isimle anılan Mihrimah Sultan Camii’ni göze batar bir şekilde "aydınlık" yaptığı rivayetler arasında...

Şimdi biz Üsküdar’daki Mimar Sultan Camii’nin içini gezip, avlusundan seyredilmeye değer Boğaz manzarasına baktıktan sonra Harem sahilinde bulunan Şemsipaşa Camii’ne yürüyebiliriz. Sinan’ın tıpkı Fındıklı’daki Molla Çelebi Camii’nde ortaya koyduğu ince işçilik burada da göze çarpıyor. Halk arasında "Kuşkonmaz Camii" olarak da bilinen (çok rüzgar aldığı için kuşların konmakta güçlük çektiğinden olsa gerek) yapıyı gezdikten sonra tekrar Üsküdar Meydanı’na dönebiliriz. Buradan Zeynep Kamil yönüne giden minibüslere binerek kısa bir süre sonra Sokollu Mehmet Paşa İlköğretim Okulu’nda inebiliriz.

BİR MUHTEŞEM YAPI: ATİK VALİDE SULTAN

Okulun arkasından Nurbanu Sultan tarafından Sinan’a yaptırılan muhteşem Atik Valide Sultan Camii’ne ulaşabiliriz. Sinan’ın bu engebeli araziye böylesine bir yapıyı kondurmaktaki başarısı onun dehasını kavramakta önemli bir yer tutar. Unutmadan belirtelim ki, Sinan aynı başarıyı Kadırga'da göreceğimiz Sokollu Mehmet Paşa Camii’nde göstermiştir. Üsküdar’daki Valide Sultan Camii’ni aceleye getirmeden ve mümkünse yapıyla ilgili yazılmış bir kitap eşliğinde gezmenizi öneriyoruz. Caminin hemen aşağısında bulunan ve uzun yıllar Toptaşı Cezaevi olarak hatıralarda kötü bir anısı olan yapıya göz attaktan sonra tekrar Üsküdar’a dönebiliriz. Üsküdar çarşı içinde yine Nurbanu Sultan tarafından yaptırılan Çifte Hamam bizi karşılayacaktır. Günümüzde Mimar Sinan Çarşısı olarak bilinen özgünlüğünü kaybetmiş olsa da görülmeye değer…

Üsküdar’ı  tamamladıktan sonra yarın tarihi sur içine giriş yapabiliriz artık…