Sektörel

Mimar ve Mühendisler Grubu afet yasasının yeterince tartışılmadığı kanısında!

Mimar ve Mühendisler Grubu, “Afet riski altındaki alanları dönüştürülmesi” hakkındaki kanununun aceleye getirildiği ve yeterince tartışılmadığı iddiasıyla yasa hakkındaki kanaatlerini açıkladı

Türkiye uzun zamandır yeni anayasa yapmak için uzlaşı arayışındadır. Bir türlü sağlanamayan uzlaşıdan dolayı son 10 yılımızı anayasa tartışmalarıyla geçirdik. Bugüne gelene kadar Osmanlıdan Cumhuriyete çeşitli çalışmalar yapıldı ve daha iyisi için arayışlar sürmektedir. Son 13 yılda önümüzdeki 30 yılda yıkıcı bir deprem olacak, hazırlanmalıyız tartışmalarıyla her Ağustos depreminin yıl dönümün de birkaç gün tartışarak geçirdik. Son Van depremi bir daha kapımızı çalana kadar bu konuda ciddi hiçbir tartışma yapılmadı, konu adeta bir medya malzemesi olarak gündemimizde bulundu.

Artık ciddi bir dönüm noktasına geldik konu depreme dayanıklı binalar yapmak değil önümüzdeki 100 yılın konut politikalarının ve 3 neslin yaşayacağı yaşama alanlarının imarını sağlayacak şehirlerimizi dönüştürmek eksenine oturmuş bulunmaktadır.

Kentsel dönüşüm anayasa yapmak kadar önemlidir. Sonuçları itibariyle en az anayasa kadar hayatımız etkiler, şehirler geçmiş bugün geleceğimizin yaşandığı, hayat alışverişimizde sürekli soluduğumuz hatıralımız ve hayallerimizin mekânıdır. Toplumun bütün kesimleri için yaşamsal bir alan olan mekân, mimari ve şehir bizi biz yapan ekonomiden siyasete, kültürden sanata kadar her etkinliğin yaşam alanıdır. Yaşadığımız altyapıdan trafik soruna, yeşil alanlardan tarihi mekânın korunmasına kadar bütün alanlar şehircilik politikalarının bir uzantısıdır. Şehre bir yaşam alanı olarak baktığımız zaman değerler üzerinden konuşuruz, yalnızca ekonomi üzerinden baktığımızda ranttan konuşuruz bu yapıp ettiğimiz her şeye sirayet eder. Şehirlerimizi “herkes için şehir anlayışı” ile 7 den 70’e bütün kuşakların bir biri ile buluştuğu, anlaştığı, kaynaştı, sevgi ve bilgilerini paylaştığı mekanlar olarak, insan ölçekli ve insan yüzlü olarak tasarlamalıyız.

“Afet riski altındaki alanları dönüştürülmesi” hakkındaki kanun bu kapsamda aceleye getirilmiş ve yeterince toplumda tartışılmamış bir yasadır. Yasa meclise sunulan haliyle bir arsa üretim yasası şeklin de görülmekte kentsel dönüşümün nasıl yapılacağı ve nasıl şehirler inşa edileceği ile ilgili hiçbir madde içermemektedir.

Nasıl bir şehirleşme sorusuna cevap aramadan oluşturulacak her türlü afet merkezli kanun yaklaşımı bizi çıkmaz bir sokağa getirecektir. En az anayasa çalışmaları üzerinde çalıştığımız kadar şehirleşme ve sorunları ve çözümleri üzerine konuşmalıyız. Bu konu oldubittiye getirilemeyecek ve bir bakanlığın sorumluluğuna bırakılamayacak kadar yaşamsaldır. Evet deprem yakın bir gerçek ancak üzerinde fazla çalışma yapılmadan ve tarafların katılımı sağlanmadan yapılacak şehirleşme, sorunları daha büyük sosyal deprem ve krizler davetiye çıkarabilir. Yarın geç olmadan bilimsel bir yöntemlerle bütün sosyal tarafların katılımıyla konuyu tartışmalıyız.

Türkiye de şehirleşmede altyapı, ulaşım, sosyal donatı alanları, bina kalitesi ve depremlerden dolayı ciddi şehirleşme sorunları yaşanmaktadır. Halkımızı daha sağlıklı, güvenli ve huzurlu şehirlerde yerleştirmek için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir. Büyük küçük birçok şehrimiz benzer sorunlarla karşı karşıyadır ve yaşam kalitesi her geçen gün düşmekte ve insanlarımız için şehirde hayat çekilmez hale gelmiştir. Deprem gerçeği de önümüzde durmaktadır. Bir yandan yaşlanmaya başlayan nüfusumuzun gerçeğini göz önüne alarak çocuk, özürlü ve yaşlıların şehrin imkânlarından yararlanmasını da sağlayacak şekilde daha huzurlu ve üretken, çevresi ve tarihi değerleriyle daha barışık şehirler inşa etmeliyiz.

Bunu yaparken halkımıza büyük ekonomik yükler getirmeyecek şekilde kentsel dönüşümü veya yeni şehirleşme alanları oluşturmayı sağlamalıyız. Ülkemizin sosyal barışını sağlayacak, ekonomimizi çalıştıracak, daha sağlıklı, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir şehircilik için deprem ve afet gerçeğini bir fırsata çevirmeliyiz. Bu konuda toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla yeni düzenlemeler yapılmalıdır. İnsanların yaşam alanlarıyla ilgili yapılacak değişimlere katılma hakkı sağlanmalıdır. Bunu yaparken kendi şehircilik mirasımız ve dünyanın geldiği şehircilik anlayışından yararlanmalıyız. Sosyolog, psikolog, şehir tarihçisi, kamu idarecisi, iktisatçı, mimar, mühendis ve şehir plancılarının katkılarıyla demokrasimizi yükseltecek, toplumsal uzlaşıyı sağlayacak şekilde şehirlerimiz tasarlamalıyız. Çevre, insan ve ekonominin iyi harmanlandığı bizi bugünden geleceğe taşıyacak daha sürdürülebilir ve yaşanabilir şehirler için birlikte çalışmalıyız.

TOKİ nin birbirini tekrar eden, mimari ve estetikten yoksun aynılaştırılmış binaları şehirlerimiz için hiç de uygun değildir. Bütün şehirlerimiz kimliksiz, birbirinin kopyası ve birbirini tekrar eden mekânlar oluşmaya başlamıştır. Toplum olarak adeta akıl tutulması yaşadığımız şehirlerimizi tekrar inşa ederken mimarimizi ve şehirciliğimizi tekrar ihya etmeliyiz. Şehirlerimizi gelecek nesillere daha nezih, daha estetik, daha az katlı, sosyal donatı alanları daha büyük ve erişilebilir, geniş yeşil alanların kent dokusu içinde yer aldığı, bulunduğu coğrafyanın sunduğu imkanların iyi kullanıldığı, fiziksel topografyaya saygılı mekânlara çevirmeliyiz.

Belediyeler bugün geldiği noktadan daha geriye getirilmemelidir. Demokrasimizin yerel ayağı olan belediyeciğimiz geliştirecek uygulamalar arttırılırken katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla şehirlinin karar süreçlerini katılımı sağlanmalıdır. Yıkıp daha iyi ve sağlamını yapacağız anlayışla insanların yaşadığı kültürel çevrenin inşasında merkezci ben bilirim anlayışından uzak durulmalıdır. Odalar, üniversiteler ve STK’ lardan daha fazla yararlanarak toplumu ve demokrasimizi oluşturan bütün kurumların süreçte daha işlevsel rol almasına imkan sağlanmalıdır.

“Önce insanlar şehirleri inşa eder, sonra şehirler de insanı inşa eder” gerçeğini aklımızdan çıkarmayarak hırsa ve tamaha şehirlerimizi teslim etmemeliyiz. Bilimsel, kültürel ve insani değerler üzerine medeniyet taşıyıcısı şehirleri inşa etmede bu yasal düzenlemeyi bütün kesimler olarak fırsata çevirmeliyiz.

Mimar ve Mühendisler Grubu

ÂFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI
Mimar ve Mühendisler Grubu’nun Kanun Değerlendirmesi

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Yasa adından da anlaşılacağı gibi ana felsefesini “afet” ve “dönüşüm” kavramlarına dayandırmaktadır. Yasa koyucu toplumda son yaşanan Van depremi ve son büyük deprem olan 17 ağustos 1999 depreminin hatırlattıklarıyla beraber sağlıksız yapı stokunun meydan getirdiği yaşanılan mekânların güvensizliği üzerinden kendisini ifade etmeye ve yasa için gerekli hukuki altlık oluşturmayı öngörmektedir. Kentsel dönüşümün yapılması için gerekli olan arazinin temini ve bu temim için gerekli bütün işlemler tanımlanmaktadır. Deprem eksenli olarak riskli alanlardan ve bu araziler üzerindeki riskli yapılardan bahis etmektedir.
Yeni şehirlerimizi kuracağımız rezerv alanlarda ve dönüştürülecek mevcut arazilerde İstanbul da yapıldığı gibi “mikro bölgelendirme” çalışmasını yapmalıyız. Kapsamlı Afet Yönetim Sistemin bileşenleri olan, sel, heyelan ve yangınları da deprem için alınan önlemlerin içine koymalıyız. Kanunu bütüncül bir şehir yönetimi felsefesine oturtmalıyız.
Kanun metninin hiçbir bölümünde yapılacak kentsel tasarımı ile ilgili bir açıklama yoktur. Daha çok arsa üretmeye ve mülkiyetlerin tespitine yönelik bir anlayış görülmektedir. Mevcut olan yapı stokunun getirdiği sorunları yaşıyoruz yeni imar durumunda şehirli insana sağlanacak imkânlarla ilgili hiçbir madde yasada yoktur.
Yasanın tanımlar kısmında uygulamadan birinci derecede sorumlu makam olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ( Bakanlık) bulunmaktadır. Bakanlığın birinci derecede uygulama birimi olarak TOKİ görülmektedir. İşlerin yapımı aşamasında bakanlığa yardımcı birim olarak TOKİ nin yanında “İdare” den bahsedilmektedir. İdare olarak, Büyük şehir belediyeleri ve bağlı ilçe belediyeleri, diğer illerin belediyeleri ve il özel idareleri tanımlanmaktadır.
İKİNCİ BÖLÜM
Uygulama Hükümleri
Tesbit, taşınmaz devri ve tescil
Madde 3.1 riskli yapıların tespit işlemleri idarelere verilmektedir. İdarelerin teknik yetersizliği veya toplumdan gelecek tepkilerden dolayı yapamaması durumunda bakanlık bu yetkiyi TOKİ ye verebilmektedir. Verilen sürelerde tespitlerin yapılmaması durumunda bakanlı yine devreye girmektedir. Belediyeler bakanlığın bir alt birimi olarak vazife görmekte kamudan seçim yoluyla aldığı yetki elinden alınmış ve iradesiz hale getirilmiş bulunmaktadır. Belediyeler mahalli olarak konuya en yakın seçilmiş birimler olarak daha etkin bir görev içersinde bulunmalı ve yerel demokrasinin temel unsurları olarak yetkilendirilmelidir. Bu konuda kanun bakanlığı belediyelerin üzerinde otorite olarak göstermektedir.
Madde 3.2 de riski yapıların idarece tespitinden sonra hak sahiplerine bilgi verilmeden ve açıklama yapılmadan 15 gün gibi bir kısa sürede tapuya kaydı yapılmaktadır. Vatandaşın kendi mülkü hakkında bilgi sahibi olmasının önüne geçilmektedir. Bitmiş bir iş bilgi olarak verilmektedir. Risk tespitinden sonra vatandaş bilgilendirilmeli ve daha sonra kaydı tapuya yapılması sağlanmalıdır. Anayasal bir hak olan mülkiyetten kaynaklanan bireysel hakların kullanılmasında vatandaşın mağdur edilmemesi sağlanmalıdır.
Madde 3.3, 3.4 ve 3.5  lerde özellikle büyük şehirlerde arsa üretiminin önünde engel olan askeriyeye veya diğer kamu kurumlarına ait araziler ilgili kurumlar ve maliye bakanlığınca bakanlığın tahsisine açılmaktadır. Bu alanlar yeni yerleşim alanları veya rezerv alan olarak değerlenmesi sağlanacaktır. Şehirlerin merkezinde veya hemen yanından olan bu geniş arazilerin yoğun yapılaşmayı azaltmada ve yeni kamuya açık sosyal donatı alanı olarak açılması uygun olacaktır. Bu şehir için önemli arazilerin 3. Şahıslara gelir temini için satılmasının önüne geçilmesi sağlanmalıdır. Şehirdeki üretilen yeni arazilerin kamunun kullanımına açık yaşam alanları üretiminde kullanılması konusunda hassasiyet gösterilmeli, nerede is yok seviyesine gelen sosyal donatı alanları, şehir içi yeşil alanlar ve kent parkları oluşturmada imkâna çevrilmelidir.
Madde 3.6 de meralar, yazlık ve kışlaklar bulundukları bölgelerde havyacılığımız için önemli ekonomik ve sosyal yaşam alanlarıdır. Bunların arazi üretiminde kullanılmasın da özel hassasiyet gösterilmesi gerekir. Bu araziler yoğun kent yapılaşmasını rahatlatmak ve her vatandaşımızın hakkı olan daha az katlı ve bahçeli evlerde yaşaması için arsa üretiminde değerlendirilmesi sağlanmalıdır. Vatandaşımız hiç hak etmediği yoğunlukta ve kimliksiz şehirlerde yaşamak zorunda değildir. Bu konuda bölgenin topografya, iklim ve yerel malzemesini önceleyen yeni-klasik mimari anlayışla kimlikli şehirler geliştirmede üretilen araziler kullanılmalıdır. Kesinlikle gelir arttırıcı bir anlayışla kamuya ait bu araziler soysal dokumuzu da bozacak bir yapılaşmaya açılmamalıdır.
Madde 3.7 de riskli alanlarda olan ancak sağlam olan binaların uygulama bütünlüğü açısından kanun hükmine alınmasından bahsedilmektedir. Bu binaların çoğu 1999 depremi sonucu yapılan ve büyük kısmı da vatandaşın kredi yoluyla aldığı konutlardan oluşmaktadır. Uygulama bütünlüğü açısından bunların değerlendirmesi durumunda vatandaşın içine düşeceği mağduriyet devlet tarafından nasıl karşılanacaktır Zaten ciddi bir kredi yükü altında konut sahibi olan vatandaşın bu kanununu uygulanmasından dolayı uğrayacağı ekonomik kayıplar nasıl karşılanacaktır. Bunlar konusunda kanunda belirsizlikler bulunmaktadır.
Madde 3 de arazi temini ve şehir inşası sırasında tarihi, kültürel ve doğal çevrenin korunmasında uygulanacak yöntem ve gözetilecek kanunlarla ilgili atıflar yapılmamıştır. Türkiye’nin zenginliği olan bu değerlerin korunmasında, hızlı bir kentsel dönüşüm süreci geçireceğimiz yasanın uygulanmasında gerekli hassasiyet gösterilmelidir. Özelikle uzun bir tarih dönemimde oluşmuş ve bulundukları şehirlerin kimlikleri olmuş şehir siluetlerinin korunması konusunda “bütüncül şehir silueti” anlayışı getirilerek geleceğe bu değerlerimiz taşınmalı, bugünün riskleri adına tarihi ve kültürel mirasımız kurban edilmemelidir. Bu büyük dönüşümden çevre, tarih ve kültürel dokuyla uyumlu yeni bir şehir anlayışı çıkarılmalıdır.
Tasarrufların kısıtlanması
Madde 4.1 de bakanlık ve ilgili idare riskli alanlarda proje ve uygulamalar süresince her türlü imar ve yapılaşmayı geçici olarak durdurur denmektedir. Geçici olan bu sürenin en fazla ne kadar olacağı tanımlanmamıştır. Bu yasanın çıkması durumunda hangi alanları riskli alan ve yapı olduğu belirsiz olacağından devam etmekte olan veya tasarlanan bütün inşaatlarda yapılaşma duracağından ekonomik hayatta ciddi bir belirsiz olacaktır. Hayatın devam ettiği gerçeğinden bakarsak alınacak bu karar ülke ekonomisine ciddi zara verecektir. Piyasalarda bir şekilde oluşmuş bütün fiyatlar da dalgalanmalara sebep olacaktır. 
Madde 4.3 de de riskli alanlarda ve yapılarda meydan gelecek elektrik, su, doğalgaz gibi hizmetlerin verilmemesi veya ilgili kurumlarca durdurulması talep edilmektedir. Bu durumda büyük bir kargaşa çıkacaktır. Yapılacak işlerin bir tedrici yet içinde bilgilendirmeler ile yapılması gerekir. Vatandaşın yaşayacağı rezerv alanlardaki konutların teslimi veya kiraya çıkması sağlanmadan, hizmetleri alacağı mekânlar tahsis edilmeden yapılacak bu tür işlemler hayat kalitesini düşürecek, kaosa neden olacak ve hizmetleri veren idarelerle vatandaşı karşı karşıya getirecektir. Toplumsal barışımız sağlamakta güçlük çektiğimiz bu günlerde yeni çatışma alanları oluşturmamaya özen gösterilmelidir.
Tahliye ve yıktırma
Madde 5.1 ve 5.2 Riski yapılarda tahliye yapılması durumunda buralarda ikamet eden malik ve kiracılara veya gecekondu yaparak riskli yapıya sahip olanlara “kira yardım yapılabilir” denmektedir. Devletin kendi inisiyatifi ile yaptığı bir dönüşüm esnasında mağdur olan her vatandaşın kira yardımı devlet tarafından karşılanması sosyal devlet olmanın ve elinden ikamet hakkı alınan vatandaşın mağdur edilmemesi açısından “kira yardımı yapılacaktır” şeklinde olmalıdır.  Bu durum iş yeri ve konut için geçerli olmalıdır.
Madde 5.3.ve 5.4 de ifade edilen riskli yapının yıkılması için verilen en az 30 gün süre yetersiz bir süredir. Yıkım işlemlerinin vatandaşça yapılmaması durumunda idarece, idarede yapmazsa bakanlıkça yapılacağı belirtilmektedir. “Yıktırma işlemleri yapılmadan önce vatandaşa gerekli yer tahsis bilgisi bildirilecek, tahliye ve yıkım giderleri bakanlıkça ilgili bütçeden karşılanacaktır.” denmelidir. Vatandaşı gelecekle ilgili belirsizliğe sokmayacak şekilde işlemler sırasıyla yapılmalıdır. Kira yardımı veya rezerv alanlarda bedelsiz ikamet ettirilmesi bilgisi vatandaşa yıkımla ilgili bilgi verilmeden önce net olarak verilmelidir
Uygulama işlemleri
Madde 6.1 de binaların yıkılması durumunda arsa üretimi aşamasında her türlü mülkiyet hakları kaldırılarak muvafakat aranmaksızın tapu kayıtları yapılır denmektedir. Bu durumda tespit edilen tapu kayıtlarından vatandaşın bilgilendirileceği bir yazılım ortamı oluşturularak vatandaşın e-devlet kapısından ilgili kayıtlara erişime sağlanmalıdır. Vatandaşa en az 30 gün olacak şekilde itiraz hakkı verilmeli ve bundan sonra mevcut durum esas alınmalıdır. Yapılacak düzenlemelerde 3 de 2 çoğunluk şartı yeterlidir. Ancak yeni binaların üretiminde mümkün olan bütün yerlerde emsallerde artış yapmadan mümkünse konut olarak yapılan yerlerde emsaller düşürülerek daha yaygın, yatay ve sosyal donatı alanları arttırılmış bir şehirleşme yapılmalıdır. Kamudan tahsis edilecek arsalar ve meralar bu işlem için kullanılmalıdır. Kat karşılığı veya hâsılat karşılığı yapılacak imar düzenlemelerden, sosyal dokuyu bozacak veya kentsel yoğunluğu arttıracak uygulamalardan uzak durulmalıdır.  Yapılan konutlara vatandaşın katılımı sağlanabilir devlet faizsiz 20 yıla kadar kredi imkânı vatandaşa oluşturmalıdır. Bu süre içersinde vatandaşa konut mülkünün kullanım hakkı verilmelidir ve devletçe ipotek konulmalıdır. Vatandaşın daha önceden mülkü üzerine geçirmesi istemesi durumunun da konut maliyeti, tespit, tahliye, yıkım bedeli ve diğer sosyal donatı bedeli fiyata giydirilerek % 25 geçmeyen ilave bir bedel artışıyla vatandaşa peşin olarak istediği zaman satılabilir olmalıdır. Bu durumda isteyen vatandaşa evini kendi mülküne geçirebilecek ve yapım sürecinde finansmana katılımı sağlanmış olacaktır.
Madde 6. 2 de üzerinde bina olan mülk sahiplerinin 30 gün içinde  3 de 2 çoğunlukla anlaşması aranarak binalarda gerekli tahliye ve yıkım işlemleri yapılmalıdır bunun sağlanamaması durumunda bakanlıkça “acele kamulaştırma” yoluna gidilir  ve bu konuda TOKİ veya idare yetkilendirilir denmektedir. Yasanın uygulanmasının gerekçelerin “gönüllülük aranacaktır” ilkesine aykırı bir durum söz konusudur. Bu maddeyi kanun koyucu kafasında tasarladığı dönüşümü ister gönüllü ister gönülsüz olmak koşuluyla vatandaşlara dayatıyor anlamına gelir, bu demokratik, adil hukuk devleti ilkelerine aykırıdır. Bu uygulamada belli bir ada büyüklüğünde anlaşma sağlanamayan parselde uygulamanın bütünlüğü acısından acil kamulaştırma yapılabilir mantığı yürütülebilir. Bu oran % 10-15 gibi bir oran olarak ada büyüklüğüne oranlanarak belirlenebilir. Bu durumda vatandaşın mağdur olmayacağı bir kamulaştırma mümkün kılınabilir.
Madde 6.3 de anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine veya kiracılarına veya en az bir yıl ikamet edenlere “dönüşüm gelirlerinden kredi veya mülkiyet ve sınırlı aynî hak sağlayan ve usul ve esasları Bakanlıkça belirlenen konut sertifikası verilebilir.”  denmektedir.  Burada tanımlanan konut sertifikasından ne kast edildiği belirtilmemektedir ve kanunun hiçbir yerinde açıklama bulunmamaktadır. Yine ayın maddede dar gelirli ve gece kondu bölgelerinde yapılacak uygulamalardan dolayı borçlandırma yoluyla “kira yardımı yapılabilir” denmektedir. Hem maliklere veya kiracılarına veya dar gelirli gece kondu sahiplerine kira gelirleri devlet tarafından karşılanmalıdır veya bu kişilere rezerv alanlardan uygun bir yer geçici iskân için tahsis edilmelidir. Bu sosyal hukuk devleti olmanın gereği ve devletin yaptığı zorunlu kentsel dönüşümden mağdur olan halkın hukukunu korumadan dolayı doğan bir hakkıdır. Bu uygulamada halkın devlete olan güveni sağlanmalı, sürdürülebilir bir sosyal ve ekonomik kalkınma esası olarak alınmalıdır. Bu değişimi toplumsal barışımızın sağlanması için bir fırsata çevirmeliyiz.
Madde 6.4 de sosyal devlet olmanın gereği işletilerek bölgelere göre bina maliyetlerinin bir kısmını düşürme, sosyal donatı ve alt yapı giderlerinin devletçe karşılanması ilkesi benimsenmiştir. Uygulamada adaleti tesis etme açısından doğru bir yaklaşımdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Dönüşüm Gelirleri ve Diğer Hükümler
Madde 7 de kanun amaçlarını gerçekleştirmek için dönüşüm gelirlerinin sağlanacağı kalemlerle ilgili bilgiler verilmektedir. Buradan anladığımız işin başlangıcında ciddi bir gelir imkânı bakanlığın uygulamaları için sağlanacaktır.
İhale usulü
Madde 8.1 de uygulamada işlerin yapılması için 4734 sayılı kanunu uygulanacaktır. 21.b maddesine göre yürütülecek yapım ihaleleri davet usulü belli firmalar arasında yapılacaktır anlamına gelmektedir. Türkiye de büyük bir ekonomi oluşturacak kentsel dönüşüme daha çok firmanın katkı yapması için firma yeterlilikleri tekrar düzenlenerek şeffaf ancak hızlı bir ihale usulü bu kanunu yürütmek acısından düzenlenmelidir. Üretilen toplumsal ekonomik değerin daha adil ve sürdürülebilir kılınması için ihalelerin şeffaf ve izlenebilir olması sağlanmalıdır.
Madde 8. 3 de riskli yapıların tespit, tahliye ve yıkılmalarında vatandaşın direnç göstermesinin suç olacağı belirtilmekte ve 5237 sayılı kanunu atıf yapılmaktadır. İşlerin yürütülmesi sırasında işin suç üreten bir mekanizmaya dönüşmemesi gerekir. Vatandaşın mülkiyeti üzerinde yapılacak değerlendirmelerde bilgi hakkına saygı gösterilmelidir. İşin bitiminde mülk sahiplerinin nereden ve nasıl mülk sahibi olacağı kesinlikle işin başında belirtilmelidir. Belirsiz bir yerden yer verilmesi büyük huzursuzluklara kapı açabilir. İş önce proje hakkında bilgilendirme, sonra nerede iskân edileceği yer nasıl olacak, rezerv alandan faydalanma veya kira ödeme miktarı belirtilmeli ve kentsel dönüşüm yapılan yerlerde hak sahiplerine mülklerinin ne zaman teslim edileceği konusunda bilgiler her projede önceden verilmelidir. Bunun yapılması durumunda halkın gönüllü katılım sağlanmış ve gereksiz tartışma ve çatışmaların önü kesilmiş olur. Bu dönüşümde halkın güvenlik kuvvetleriyle karşı karşıya gelmemesi için bakanlık ve idare gerekli hassasiyeti göstermelidir.

SONUÇ:
Ülkemizin şehirleşme problemlerini çözmede yeni kanun çalışmalarını bir fırsata çevirmeliyiz. Halka ilave ciddi bir yük geçirmeden şu anda bir adreste mukim olan herkes için sürdürülebilir bir yaşam anlayışı ile işi yürütmeliyiz. Evi olsun olmasın, kiracı veya gece kondu sahibi bütün vatandaşlarımız mağdur etmeden ve onları potansiyel bir suçlu durumuna getirmeden şehirlerimizi dönüştürmeliyiz. Kamuoyunun desteğini almadan bir oldubittiye getirilecek her türlü faaliyet akamete uğraya mahkûmdur. Bu işlerin yürütülmesinde belediyelerimizin ve diğer ilgili kurumların işin içinde sahibi gibi çalışması sağlanmalı ve toplumsal barışımızı sağlayacak bir kentsel dönüşüm oluşturulmalıdır. Dönüşüm gönüllü olarak insanların bulunduğu mekânda sağlanmalıdır. Kamuoyunun desteği ve güveni alınmadan sağlıklı yürütülecek bir çalışma yoktur. Dolayısıyla yürütülen çalışmaların tekrar gözden geçirilmesi uygun olacaktır.

Mimar ve Mühendisler Grubu