Mimarlık

Prof. Dr. Deniz İncedayı: Mimarlık niteliklerini kaybediyor!

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nin genel kurulu bu hafta sonu yapılacak

 

Türkiye'de mimarlık mesleğinin hali pürmelalini, oda seçimlerinden neler beklediğini Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı, aynı zamanda Dünya Mimarlar Birliği Başkan Yardımcısı Yüksek Mimar, Prof. Dr. Deniz İncedayı'yla konuşuyoruz.   Mimarlar Odası İstanbul Şubesi seçimlere giderken odanın başkanı olmak nasıl bir şey D.İ.- Meslek odası yönetimine talip olmak çok gurur verici. Farklı bakış açılarını ortaya koyması bakımından farklı listelerin çıkması da olumlu. Bu dönem de sanıyorum farklı adaylıklar olacaktır. Mimarlar Odası 58 yıllık bir geleneği sürdürüyor. Toplum yararına nasıl bir mimari üretebiliriz çerçevesinde çalışıyoruz. Bizler toplumcu demokrat çağdaş mimarlarız. Üstelik toplum yararına mimarlık çalışmalarının bu dönem çok önem kazandığını düşünüyoruz. Çünkü büyük kentler, özellikle de İstanbul yoğun mimarlık faaliyetlerine açılmış durumda.   Bir sürü yanlış projeye dava açtınız; bir çoğunu durdurdunuz. Ama göründüğü kadarıyla o yanlış projeleri siyasiler çok destekliyor. Siyaseten hiç baskı altında kalmıyor musunuz D.İ.- Bazı projelerin yanlışlığını gördüğümüz için itiraz ediyoruz. Bizim tavrımız hiçbir şey yapılmasın değil. Hiç kuşkusuz olumlu projelerin yapılmasını istiyoruz. Ancak ortaya çıkan yanlış projeler çok da şeffaf süreçlerle gündeme gelmiyor. Kararlar alındıktan sonra bu projeler önümüze geliyor. Bizler o aşamada eleştirel pozisyonda kalıyoruz. Düşünce ya da projenin geliştirilmesi aşamasında sürece katılamıyoruz. Aslında projelerin daha katılımcı bir yöntemle, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, uzmanların katılımıyla ortaya çıkması sürece daha olumlu katkı sağlayacaktır. Biz bu projelerin yarışmalar yoluyla olmasını destekliyoruz. Rant amaçlı ya da özelleştirmeyi destekleyen projelere kamu yararı adına itiraz ediyoruz. Tabii ki yasal süreçleri de başlatıyoruz.   Taksim Meydanı projesi gibi mi D.İ.- Tek başına bir proje gibi duruyor. Koruma meselelerinde de parsel bazında bakıldığında yanlış uygulamalar gündeme getirilebiliyor.   Yani Taksim Meydanı projesi de yeni bir rant kapısının açılması mı D.İ.- Onun işaretlerini alıyoruz. Proje birdenbire ortaya çıktı. Elimizde belgeleri yok. Taksim ve çevresi erken Cumhuriyet döneminde İstanbul'un planını yapan Fransız mimar Henri Prost tarafından iki numaralı park alanı olarak belirlenmişti. Bu yeni projenin meydanın kimliğini değiştirici bir etkisi de olacak. Yeşil alan açısından olumlu yanlarını desteklemektense rant amaçlı yeni tesisler getiriliyor.   Bu yanlış projeleri yasal yollardan durduruyorsunuz ama o zaman da yapılaşma duruyor... D.İ.- Tersine katkı alıyoruz. Çünkü mimarlar da yanlış projelere, örneğin Bizans Büyük Sarayı kalıntıları üzerine otel inşaatı yapılmasına tepki duyuyorlar. O ve AKM'nin yıkımı durduruldu. Biz önemli kamusal değerlerin kayba uğrayacağı gerekçesiyle itiraz ediyoruz. Ancak yasal süreçlerin çok uzun sürmesi nedeniyle itiraz ettiğimiz bina bitiyor. Davayı kazansak bile bir şey yapılamıyor.   Gökkafes'te olduğu gibi mi D.İ.- Evet. Dava kazanıldı. Yasadışı yapılaşma olduğu kanıtlanmasına ve yıkım karan olmasına karşın yıkılması mümkün olmadı.   Peki, sizin bu çalışmalarınıza kamuoyu tepkileri nasıl oluyor D.İ.- Olumlu oluyor. Kamuoyu tepkileri bu süreçlerin durdurulmasını sağlayabiliyor. Doğrusunu yaptırabiliyor. En önemlisi o. Ama o yönde biraz tıkanıklıklar var. O eleştirileri hayata geçirebilmek kültürel olarak çok kolay olmuyor. Batı toplumlarında böyle değil. Orada insanlar çevre korunması ve toplum yararına daha duyarlı davranıyor.   Leyla Tavşanoğlu / CUMHURİYET