Genel

Raif Dinçkök Kültür Merkezi'ne iki yılını verdi!

Üniversiteyi bitirdiği yıl kaybettiği büyükbabası Raif Dinçkök adına yapılan 'sanayi tipi' kültür merkezine 2 yılını veren Akkök şžirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Ayça Dinçkök, 'Açılıştan bir gün önce fikrimin bekareti için kendimi kampa aldım' dedi..

Üniversiteyi bitirdiği yıl kaybettiği Dinçkök adına yapılan 'sanayi tipi' kültür merkezine 2 yılını veren Akkök şžirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Ayça Dinçkök, 'Açılıştan bir gün önce fikrimin bekreti için kentlimi kampa aldım. Eli sanki her an omzumdaydı. Artık sırtım yere gelmez' dedi.

Yalova'da 12 Mayıs'ta açılan Raif Dinçkök Kültür Merkezi'nde Akkök şžirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Ayça Dinçkök'ün iki yıllık emeği var. Yapıldıktan sonra belediyeye bağışlanan alanın açılışı için kampa giren Dinçkök bir gece önce haber izlemeyi, gündemi, her şeyi bir kenara bıraktı. Sadece müzik dinleyip büyükbabasıyla olan anılarına odaklandı. Açılışta yapacağı konuşmaya kadar da ağzını bıçak açmadı. Kendi deyimiyle 'Fikirlerinin  bekaretini muhafaza etti. 'Açılışta büyükbabasının elini omzunda hissederek iki dakikalık bir konuşma yaptığını dile getiren Dinçkök, 'Birtakım kalpleri tutabildiysem iyi oldu. Ona böyle bir şey verdiğim için bundan sonra sırtım yere gelmez' dedi. Ayça Dinçkök 'Bina gibi bina' istemeyince 3 milyon dolar bütçesi olan kültür merkezi 8 milyon dolara taamlanabildi. Ayça Dinçkök'ün 1994 yılında, üniversiteden döndüğü yıl vefat eden Raif Dinçkök ile köklü bir bağı var. Kimse yanında sigara içemezken bu özgürlüğünü bile kazanan Ayça Dinçkök, büyükbabasının 23 yaşında evlenmesini istediğini ama kendisinin hep 'Ben evlenmeyeceğim' yanıtı verdiğini anlatarak başlıyor konuşmaya... Bugün bile dedesinden gelen 'Sen üniversiteyi bitir. Yeni bir iş kurup seni başına geçireyim' teklifini unutamıyor: 'Hayatı kazandığı parayla yeni iş yaratmaktı. O yüzden bana onu teklif etti.

Aslında hayatındaki en önemli şeyi teklif etti. 'Ev alayım, araba alayım' da diyebilirdi. Ama o bana çalışıp para kazanacağım, büyüteceğim birşey vermek isted...' O gün büyükbabasına ben gelince olan işlerde çalışırım' diyen Dinçkök bu teklifi ömür boyu unutmadığına dikkat çekerek, 'O bana fabrika teklif etti. Ben de ona bir kültür merkezi hediye edyorum. Onunla çalışabilmiş olmayı çok isterdim' dedi.

2 SENEM GEçTİ

Ayça Dinçkök 'Vakit mutlu olduğun zaman çok çabuk geçer' diyerek dönüp baktığında sanki projeye sıfır vakit harcamış gibi hissetse de 2 senesi bu projeyle iç içe geçmiş, önce dış proje seçimi yapılmış. Ama projeler çizilmeden önce Ayça Dinçkök mimarlara gönlünden geçeni anlatmış: 'Ben dört duvar istemiyorum. Dışarıdan okul, yurt ya da otel gibi gözükmesin. Sanayi gibi gözüksün.' Bu tarz bir bina isteme nedenini kendisini sanayiyle beslemesi ve hep üretimin içinde olmaktan hoşlanmasına bağlayan Dinçkök şöyle devam etti: 'Ailem 1952'denberi sanayici. Ben fabrika binalarını severim. Makineleri, çalışan insanları, o titreşimi severim. Bana bir toz atılmış herhalde. Ben öyle mutlu oluyorum, inşaatı, çamuru, çalışanı severim. Durağanlıktan hoşlanmam.' Sonunda 4 proje içinden çok bariz bir şekilde Emre Arolat'ın çizdiği proje
seçilmiş.

'MADONNA OLMAK İSTERDİM'

Ayça Dinçkök'ün mesleki hayali ilk Olarak sekreter olma isteğiyle başlamış. Sekreterden izin alıp 'Ömer Dinçkök'ün ofisi, Buyrun..' demek çok hoşuna gidermiş. Babasının sekreteri olma hayali büyüdükçe ve araba kullanmaktan hoşlandıkça yerini babasının şoförü olma arzusuna bırakmış. Sonraki hayaller ise diğer bütün küçük kızlarınınkine benzer. Önce öğretmen, sonra arekolog, daha sonra her daim bakımlı bir pop yıldızı, model ve Madonna olmak istemiş. Ama sıra üniversite seçimlerinde geldiğinde isteği mimar olmak olsa da babasından gelen 'Olmaz, işletme okuman daha iyi olur' yorumu üzerine bu hayalinin üstünü örtmüş. Dinçkök 'çocuk piyano çalmak ister, ailesi onu döver çalmasın diye. Sonra 50 yaşında piyanonun önüne geçer ya. Benim için kültür merkezi de öyle oldu. içimde kalan her şeyi, tüm yaratıcılığımı buraya yansıttım' dedi.

Hayatta bir şekilde her zaman mutluluğu bulduğunu, onu mutlu edenin iş olmadığını ifade eden Dinçkök şöyle devam etti: 'Hayatta beni mutlu eden şey iş değil. Ben mutluluğumu kendim yaratırım. Bunlar benim kurduğum fabrikalar değil ama Aileme destek oluyorum, insanlarla kontağımla yaptığım işi yapmak istediğim işe dönüştürüyorum.


Bu yaştan sonra mimarlık zor

Dinçkök 'Bundan sonra mimarlık okur musunuz'; sorumuza şu ceabı verdi: 'Araştırdım ama bu yaştan sonra çok zor o işler. Emre'ye 'Beni işe al' dedim. 'Senin gibisini bulsak iç mekanlarda kullanırız' dedi. Ben de espri yaptım. Beğendiğim işler olursa çalışırım' diye.' Proje bitmiş olsa da şimdi ofisinde sürekli resimlerine baktığını resimlere bakarken de çok heyecanlandığını anlatan Dinçkök, 'Projenin dışını Emre yaptı. Ama içinde benim emeğim de çok. işin en zevkli yanı Emre'yle birlikte çalışmak oldu. çok kaynaştık. O da izin verdi bu kaynaşmaya. Kolay kolay izin vermez mimarlar ama o da keyif aldı. Arada tatlı tatlı itişsek de çok eğlendik. Projede bir büyük (450 kişilik) bir de küçük (150 kişilik) konser salonu, sergi alanları var. Blokların üstlerinde de hem sergi alanı hem de kafe olacak yerler var.'

Habertürk/Ayşegül Akyarlı Güven