Sektörel

Türkiye'nin alt yapıda en hızlı geliştiği dönem!

Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarı olan Ali Saydam bugünkü yazısında başta otomotiv ve inşaat olmak üzere çeşitli sektörlele gelişen Türkiye'yi değerlendirdi. Saydam, yazısında ülkenin alt yapılarını anlattı.

Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, yeni havalimanı, Kanal İstanbul, tüp geçit, hızlı tren ağları, tüm şehirleri birbirine bağlayan havaalanları, ihracat-ithalat makasının kapanması, hızlı büyüme, başta otomotiv ve inşaat olmak üzere çeşitli sektörlerde rekor gelişmeler ve nihayet dünyaya adını yazdıracak Osman Gazi Köprüsü… Hepsi birer gurur tablosu. Türkiye Cumhuriyeti'nin alt yapıda en hızlı geliştiği dönem. Dünyada bize agresyonun artmasından da ne kadar doğru yolda olduğumuz belli.


Peki problem ne? Neden terör eşittir İslam, İslam eşittir Türkiye, Türkiye eşittir terör, terör ve Türkiye eşittir Recep Tayyip Erdoğan, Tayyip Erdoğan eşittir terörü destekleyen lider?… Neden tüm Hıristiyan Batı dünyası deli gibi bu denklemi destekler? Neden İngiltere'de BBC haberine göre Tayyip Erdoğan'a hakaret şiiri yarışması düzenlenir?


Neden Türkiye G20 içinde yer alırken dünya soft power (yumuşak güç) indeks sıralamasında yani üst yapı üretimleri konusunda, yani kültür meselelerinde, yani itibar konusunda sondan ikinci sıradadır? Aslında Türkiye'yi ve onu temsil eden Sayın Cumhurbaşkanı'nı koruyacak olan ısı kalkanının direnç gücünü belirleyen bu itibar meselesi doğru dürüst yönetilebilseydi yukarıdaki tablo çok daha farklı olabilirdi.


Bundan kısa bir süre önce Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal uzun çalışmalar sonrasında geniş kapsamlı bir kültür paketi açıklayacaklarını duyurduğunda içten içe sevinmiştim. Bu konuda beklediğimiz o kırılma noktasına mı gelmiştik yoksa?


Heyhat; gelin bakın ne oldu? Osman Gazi Köprüsü töreni, aynı günün sabahında açıklanan Kültür Eylem Planı'nı gölgede bıraktı ve tüm televizyon kanallarındaki tüm haber bültenlerinde 8 başlıkta 32 eylem planı içeren paket, sevgili Orhan Gencebay, Yavuz Bingöl, Metin Şentürk görüntüleri eşliğinde en küçük parçalarına bölünüp manasından koparılarak sunulup geçiliverdi. Eminim Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal'ın da içi cız etmiştir. Çünkü sayın Bakan'ın vaadi de bizlere ekranlardan sunulan haline hiç benzemiyordu.


Aylardır üzerinde çalışılan hükümetin kültür politikasının televizyonun sıradan eğlence programlarına irca edilebilmesinin tek nedeni, iki büyük aksiyonun aynı güne sıkıştırılması olabilir mi? Yoksa çelişki daha mı derindir?


Küçümsenen 'halkla ilişkiler stratejileri', hele de üzerinde sıkı ve titizlikle çalışılmamışsa, “Kültür paketi kesinlikle Körfez Geçiş Köprüsü Töreni gibi olağanüstü önemdeki bir etkinlikle aynı günde açıklanmamalı” diye diretilmemişse, sonradan 'Nerede hata yaptık?' diye geri dönülüp bakıldığında fonksiyonlarını turnusol kağıdı gibi açığa çıkartıverirler. Demek ki neymiş? Halkla İlişkiler, sandığınızdan çok daha önemli bir uygulamalı disiplinmiş.


Yeni Şafak sitesinde yayınlanan 'Kültürel Kalkınma Eylem Planı' tablosu Perşembe sabahı açıklanan kültür paketinin çok net bir özetini veriyordu. Hatırlatalım:


1-İstanbul Kültür Merkezi inşa edilecek. (Bu bir alt yapı meselesidir. Önemli olan bunun içinin nasıl doldurulacağıdır.)

2-Türkiye Kültür Şehirleri Programı başlatılacak. (Hangi milli kültür politikası temelinde oluşturulacak?) 

3-Özel tiyatrolara destek yüzde yüz artırılacak. (Hangi tiyatroya, hangi oyuna hangi nedenle verilecek bu destek?)

4-Telif hakları müjdesi. (Bu iyi işte) 

5- Sanatçıların emekli olması kolaylaştırılacak. (Bu bir alt yapı meselesidir.) 

6-Gençlere maddi destek. (Bu da bir alt yapı meselesidir.)

7-Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda 600 kişilik kadro açılacak. (Bu kadronun hangi stratejiyle ne yapacağı çok önemli.) 8- 18 müze açılacak. (118 tane daha açsanız eğer münderecat ve iletişim bihakkın yapılmazsa o müzelerdeki objeler birbirlerine bakar dururlar.)


Türkiye'de bugüne kadar hiçbir iktidarın üstesinden gelip de sağlam payandalara dayandırılmış bir 'Milli Kültür Politikası' (ülkenin en esaslı yumuşak gücü) henüz oluşturulamamıştır. Buna karşılık, köprüler, yollar, havaalanları vs. gibi alt yapı yatırımlarının 'kas gücü' (hard power) anlamında özellikle AK Parti hükümetlerinin kat ettiği yol tartışılmaz bile. Ve hemen unutmadan eklemeliyim ki, AK Parti hükümetlerini iktidar yapan fabrika ayarlarının bağlantı vidaları da 'alt yapı'da değil bizzat 'üst yapı'daki (kültür ve değerler) tutarlı söylemidir.


Türkiye'deki iktidarların bir türlü gerçekleştiremediği 'Milli Kültür Politikası'nın özü, Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerinin duygu haritasından ve bu medeniyetlerin içinden geçen kültür ve değerlerin tümünde olanca canlılığıyla vardır. Mevlana'dan Itri'ye, Şeyh Galip'ten Neyzen Tevfik'e, Nazım Hikmet'ten Necip Fazıl'a, Sezai Karakoç'a kadar bu liste uzar gider… 'Milli Kültür Politikası' derken, herhangi bir partinin kültür-sanat programındaki bazı paragraflardan değil, farklı dünya görüşlerinden itirazları boşa çıkartacak, üzerlerine tartışma götürmeyecek kadar doygun bir milli mutabakattan söz ediyorum.


Sayın Başbakan Davutoğlu'nun Perşembe sabahı 'Kültür Eylem Planı'nı açıklarken sözünü ettiği “Toplumları diğer toplumlardan, medeniyetleri diğer medeniyetlerden ayıran estetik bilincinin toplumsal algıya yansıması” ifadesinde 'Milli Kültür Politikası'nın işaretlerini net olarak görmek mümkün. İşte o derinlikli politikadır ki, Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerinin içindeki estetik bilinci toplumsal algıyla buluşturur. 12 bin yıl öncesine Urfa'daki Göbeklitepe'ye kadar uzanan, sonrasında hüküm süren tüm kadim medeniyetlerin yaşadıkları topraklara bıraktıkları o estetik bilinci, günümüze notalarla, resimlerle, camilerle, Sümela'yla, semazenlerimizle, duygularla, sayısız araçla taşır. Her biri yüksek sanatın yansımasıdır ve tek başına bırakıldığında küsüp saklanan bu sanatların, bu özgün kültür örneklerinin hiç biri devlet olmadan ayakta kalamaz.


Milli Kültür Politikası'nın annesi de babası da devlettir ve bu çerçeveden bakıldığında 'Opera büyük devletlerin yumuşak gücüdür” diyen Kültür Bakanımız yerden göğe haklıdır.


Üst yapının, devasa yatırımların kas gücünü de üst yapının kültür politikasından, duygular dünyasından, estetikten, ilimden irfandan mahrum bıraktığınızda oluşan boşluğu sadece popüler kültüre terk etmiş olursunuz. (Ki yüksek sanat, popüler kültürden çekip aldığı, damarına rastladığında ehlileştirip özgürleştirebildiği, zamana dirençli kıldığı, klasikleştirebildiği çok sayıda örneklere de sahiptir.)


Milli Kültür Politikası'nı AK Parti iktidarlarının oluşturabileceği yolundaki sezgilerimizin gerçekleştirilmesinde üst yapı meselelerine ve Algılama Yönetimi'ne hak ettiği değeri veren siyaset adamlarının önemli rolü olacağından yana kuşkumuz yok. Kara propogandayla gerçek 'Algılama Yönetimi'ni birbirine karıştırmayan, siyasi iletişimin esaslarını biraz merak eden siyasetçinin, 'yumuşak gücün' hem dünya hem ülkemiz için mana ve ehemmiyetini en kısa sürede kavramalarını dilemekten başka yapacak bir şey yok. Siyasetin iletişim boyutundaki gri, bulutlu tablo nedeniyledir ki, Kültür ve Turizm Bakanımızın beyanatları bizi umutlandırmıştır.


Alt yapının üst yapıyı dövmesine başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Başbakanımız da, Kültür Bakanımız da izin vermezler inşallah.



Ali SAYDAM/Yeni Şafak