Kim Kimdir?

Yavuz Semerci: TOKİ'yi kurtarırken hukuk çiğnenir mi?

Habertürk Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci, TOKİ'nin hukuku nasıl çiğnediğine değindi  

TOKİ'yi kurtarırken hukuk çiğnenir mi?
DOSTUM anlattı. "Olur mu öyle şey" dedim...
Oluyormuş! Hem de kanunla...
Kanun yaparak, "Mahkemeye karar nasıl dikte ettirilir veya kişi ve kurumların davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkı nasıl yok edilir" diyorsanız, karşımızda çok güzel bir örnek var.
9 Mart 2010 Resmi Gazetesi'nde yayımlanmış. (Adı şöyle: Arsa üretimi ve değerlendirilmesi hakkında Kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun...)
Birkaç maddesi var.
Ek 14'üncü madde diyor ki:
"Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'na devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığından ve ortaklıklarından hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz..."
Bir başka maddede şu yazılı:
"Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi tarafından Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'na devredilen varlıklardan ve bu varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış akitlerden doğan yükümlülükler nedeniyle Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'na ve ortaklıklarına karşı yargı mercilerinde açılmış veya husumet yöneltilmiş devam eden davalar ile icra takipleri ek 14'üncü madde hükmü uygulanarak sonuçlandırılır."

Demokrasi açığımızı kapatmak için gece gündüz çalışan TBMM, şubat sonunda çıkardığı yasayla Emlak Bankası nedeniyle Toplu Konut İdaresi'ne açılmış ve açılacak tüm alacak ve icra takiplerini düşürüvermiş. Kendini yargı yerine koymuş ve hükmü vermiş...
 
İyi de bu kanun niye çıkarılmış?
Belli ki Toplu Konut İdaresi bir yerde sıkışmış. Nerede?
Meğer sorun büyükmüş.
1985 yılında Yapı Kredi Bankası, Tercüman Gazetesi'nin sahibi rahmetli Kemal llıcak'ın sahibi olduğu 4.5 milyon metrekarelik araziyi, kredilerine karşılık satın alır. Bu araziler, yapılacak konutların yüzde 12'si karşılığında Selim Edes'e verilir. Edes batar. İşi Emlak Bankası devam ettirir. Emlak Bankası da tasfiyeye girince, araziler Toplu Konut İdaresi'ne devredilir. Yapı Kredi Bankası ise bu araziler üzerinde yapılan konutların yüzde 12'sinin kendisine ait olduğu iddiasıyla mahkemelerden kararlar çıkartır. Yer neresi mi? Ataşehir. Üzerinde binlerce konut var.
Yargı belki de son noktayı koyacak ve diyecek ki: "Ey Toplu Konut. Bu arazinin sahibi ile Emlak Bankası bir sözleşme imzalamış. Bu sözleşme, bu varlıklar sana devredildiği zaman da geçerlidir. Borcunu öde." Tam tersi bir karar da çıkabilir elbette.
Ayrıca başka davalar da olabilir. Örneğin, bir vatandaş arsasını konut karşılığı Emlak Bankası'na vermiştir. Banka tasfiye sürecine girdiğinde arsa Toplu Konut İdaresi'ne devredilmiştir. TBMM şimdi vatandaşa diyor ki: "Yaptığın sözleşme hükümsüzdür. Bir bardak soğuk şu iç haklarına..."
Yani, Meclis'te yüzlerce milletvekili, yargıya "Arkadaşlar kanun çıkardık. Önceki sözleşmeler hükümsüzdür ve Toplu Konut İdaresi haklıdır. Bu yönde karar ver" demiştir. Sizce bu kanuna evet diyen milletvekilleri, neye evet dediğini biliyor muydu?

Özetle, kanun devleti olduğumuz açık. Hukuk devleti miyiz işte bu tartışılır.
Yasama, kanun çıkararak geçmiş ticari sözleşmeleri yok hükmünde sayabiliyorsa, yargıya vereceği kararı dikte ettirebiliyorsa ve kişilerin adil yargılanma hakkını kısıtlayabiliyorsa durum biraz karışık demektir.
Yavuz Semerci/Habertürk