Eğitim

Lido'ya ilk görüşte aşık oldum!

Büyükada´ya ilk ayak bastığım gün  gördüm onu

Tüm ihtişamıyla oturuyordu karşımda, çeşitli engellemeler neticesinde, belki de çokta profesyonel olmayan ellerde kalan natamam bir görüntüsü vardı. Eskiden kalan şanlı günleri adeta yüzünde asılı kalmış, tatlı bir hüzün ruhuna yayılmıştı. İlk görüşte aşk derler işte öyle bir şey geldi o anda başıma. Deli bir rüzgar gibi girdi kanıma, duramadım sabredemedim hemen el sıkıştım.

Zannınız gibi maşuk olan olgunluk demini yaşayan bir bayan değil ama, eskiden anlı şanlı günler yaşamış, sonradan bürokratik engellemeler neticesinde yıllarca kaba inşaat hali ile kirlilikte kalmış mazinin meşhur lido´suydu karşımda duran.

Benim gibi İstanbul aşkıyla taşan bir mimara, elbette şehrine yakışır proje geliştirebilecek mekanlardır aşkı hatırlatan. Yoksa liseli duygularla ilk görüşte beni böylesine çarpabilecek başka bir şey olmasa gerek.Yıllar sonra ilk defada olsa, Büyükada sokaklarında dolaşırken Lido´da  yakaladığım hüznün adaya yayılı olduğunu gördüm. Sanki eski ışıltılı elbiselerini tozlu dolaba asmış, arada bir cesaretle kapısını aralayıpta bakan Marika hanımı görür gibi oldum. Yıllar bedenini eskitse de o gene ruhuyla mağrur ve gururlu idi. Kişilerden öte, çoğu köşkler de terk edilmiş, tabiatın her şeyi aslına döndürme ısrarına boyun eğmekteydi. Sokaklarda dolaşırken eski günleri görmesem de rahatlıkla hissedebiliyordum. Zemin katta temiz bir tülün ardında yaşlı bir bayan ak düşmüş saçlarını geriye eliyle, hafifce kamburlaşmış bedenini görmezden gelmek istercesine antika büfenin aynasında topluyordu. Sokaklara renk veren neşeli çocuklar gitmiş, onları arayan gözlerle bakan yaşlı hanımlar beyler kalmıştı; sanki ne zaman gelecekler derler gibiydiler. Bir çöküş ve değişim romanının sayfalarını aralar gibiydim. Yıllarını İstanbul´a adamış onun nadide şehir kültürüne yemesi içmesiyle, adaplı mahalle yaşamıyla çok tat katmış bir neslin son bireyleriydi onlar. Plansız modernleşme adına,  ekmek parası siyaseti uğruna akın akın gelen Anadolu insanımıza bir eğitim alanı olması gereken sokaklar, gelen yığınları gerektiği gibi hissetmeden oraya buraya saçan idareciler sayesinde,  bugün gelene uymak istemedikçe aykırılaşan bir hal almış durumdaydı. Ne yeni olabilmişti ne eskiyi unutabilmişti, ağzını açıpta bir çift tembihte bulunabilecek cesareti bile kalmamıştı Marika hanımın.

Bu mekanlar kaybedilmemeliydi,  var olan ile sonradan gelenin kavuşmasından çok daha görkemli bir neslin çıkması gerekirdi ancak nafile. O sokaklarda bu cümleden uzak nice enstantaneler gördü bir saatin içinde bu gözlerim. Romanın yazarına bağırasım, kendimi duyurasım  geldi, böyle gelmiş ama neden böyle gitsin ki, `Okuduğum bu sayfadan sonra değiştir romanın gidişatını.´, her şey zaten senin elinde değil mi? Eğer ben Erzincan´dan 1969 yılında İstanbul´a gelipte bu şehirden aldıklarımla, bu şehire kendimden verebilecek bir seviyeyeye geldiysem, o at arabasını süren hemşerimin onca yıldır bu sokakları benden milyon kez fazla dolaşıpta benim hissettiklerimi hissetmeyişine bir dur demek geldi içimden. Neydi bunun yolu elbette: ` MİMARİ´.

Tüm kültürlere ve dönemlere 3 boyutlu hal veren ve 4. boyutunda da ruh veren bir sanat ve teknik karışımın adıydı o. Benim mesleğim ve doğru hisler bir araya geldiği vakit, belini kıramasa da bu kötü gidişin,en azından sonsuzluğa duyutulan bir çığlık olabilirdi. Diğer seslenişleri çağırabilse, gerçek bir yeniden doğuşu başlatabilirdi. İşte bu sebeple ilk görüşte aşık oldum Lido´ya. Akmerkez´de bir alışverişte lizet hanım bana güvenle `. Benim çocukluğum o havuzun kenarında geçti,  lütfen oraya eski ruhuna layık bir eser yap !´ Orada gezinirken eski havuzun mavi mozaikleri bana eski günleri yansıttı, güzel İstanbul beyefendileri ve hanımefendileri geçti gözümün önünden, ilk kayık yarışları, eski plaj ve deniz. O zamanlar adadan İstanbul´a bakış bile başka idi, karşı tepeler de ada gibi istila edildi, yeşilin yerine sonradan abuk subuk çatılı binalar geçti. Bu manada gelene dur demenin imkanı yok ise, o zaman o sana şekil vermeden,  geleni doğruya yönlendirmek gerekirdi çok başından. O havuza girenler o zamanlar geleni hakir görmese sevebilseydi ilk günden, o sevgiyle şekillenecekti yeni yaşam eskinin içinden.  Ayasofya´yı incelemeden nasıl yapardı Selimiye´yi koca Sinan...

Mimar Serdar İnan

İlgili haber

İnanlar İnşaat, Büyükada´ya `Terrace´ yapacak!