Mimarlık

Mimar Hakan Yürüoğlu, Four Seasons Oteli anlattı!

Bir otelde yaşamayı hiç düşündünüz mü? Mimar Hakan Yürüoğlu San Francisco'da Four Seasons Oteli içindeki rezidansı tasarladı ve otel yaşamını anlattı


Artan şehirleşme ve insanın günlük hayatta işine ayırdığı zamanların artıp özel hayata ayırdığı zamanların giderek kısalması daha rahat ve hazır hizmet alınabilecek yaşam alternatiflerini de beraberinde getiriyor. Bu da yaşanılan mekân seçimlerinde hem mimari hem de alınan hizmetin öneminin daha da artmasını beraberinde getiriyor. Apartmanlardan sitelere oradan da rezidanslara taşınan yaşamlar artık metropollerde otelin içinde rezidans yaşamını da beraberinde getiriyor. Mimar Hakan Yürüoğlu'nun, San Francisco'da Alamosa Design Associates ile birlikte tasarladığı Four Seasons San Francisco Tower'ın 31. katında yer alan Mac ve Helen Whiting çiftine ait konut projesi de bu yaşam tarzının en güzel örneklerinden biri oluşturuyor. Yürüoğlu, ülkemizde The Marmara Residences, Swiss Living, Ritz Carlton Residences, Mandarin Oriental Residences, Rixos Suites gibi uluslarası alanda kendini kanıtlamış işletme markalarının sunmaya başladığı Mixed Used (karma kullanım) projelerin Amerika'da yıllardan beri tercih edildiğini söylüyor. 


MUTFAK VE BANYO KÜÇÜK TUTULDU 

Yürüoğlu, günlük yaşamda kendine az zaman ayırabilenlerin tatilde otel odasının her gün yeniden yapılması keyfini ya da gömleklerin ütülenip dolabınıza asılmasının verdiği rahatlığının bu rezidanslarda sunulduğunu söylüyor. Aynı şekilde her sabah otoparka indiğinizde yıkanmış bir arabayla karşılaşmak ya da misafirlerinizi evinizin alt katındaki ala carte restaurantda ağırlamanın büyük bir keyif olduğunu anlatıyor. Yürüoğlu, 'Bir evi tasarlarken, proje sahibi ile üzerinde en detaylı konuştuğumuz yerler mutfak ve banyolar olur' diyor. Ancak, Whiting Residence gibi otel bünyesinde yer alan bu tarz konutlarda normal uygulamalardan farklı olarak mutfak evin en önemsiz ve en kompakt mekânı hakine geliyor. Çünkü otel içindeki rezidanslarda yemek genelde dışarıda yeniliyor. Yürüoğlu, otel içinde yer alan restoranların günün her saati konut sahiplerine yemek servisi yapmasından dolayı mutfağın küçük bir detay haline geldiğini söylüyor. 


HEM İTALYAN HEM KALİFORNİYA HAVASI 

Yürüoğlu, "Ne dolapları dolduran yüzlerce parçalık porselen ya da çatal-bıçak setleri var, ne de bunları yıkamanızı gerektirecek bir bulaşık makinesi. Bu nedenle 300 metrekarelik konutun içerisinde mutfağa sadece 12 metrekarelik alan ayırdık. Bu da sadece hazırlık ve servis tezgahı olarak düşünüldü" diyor. Otel içindeki bu rezidans projesinde evin en önemli bölümü olarak ise salon düşünüldü. 120 metrekarelik salon içerisinde son derece yalın mobilya seçimi dikkat çekiyor. Bir yandan koleksiyoner kimliği ile öne çıkan konut sahibinin daha önceki İtalya seyahatlerinden aldığı Venedik sandalyeleri kullanılırken bir yanda Mies Van Der Rohe'nin Barcelona Chair'lerine yer verilmiş. Yürüoğlu, proje için özel tasarlanan vatoz balığı derisi ile yapılan sehpaların, aydınlatma armatürleri ve bronz kapıların eşlik ettiğini söylüyor. Salonda kullanılan doğal taş aynı zamanda bir aydınlatma kaynağı olarak da fonksiyonel görev görüyor. Yürüoğlu, ev sahiplerinin Uzakdoğu seyahatlerinden satın aldığı ipek ve ipek taftalar ile üretilen aksesuarlara da evde yer verdiklerini anlatıyor. Uzakdogu ipekleri, İtalyan sandalyeleri ve dünyanın çeşitli yerlerinden toplanan sanat eserleri bu evde biraraya getirilmiş. Mimar bu uluslararası eşyaların yanı sıra Kaliforniya havası estirebilmek için Redwood Ormanları'ndan her sene sınırlı sayıda çıkarılan ağaç köklerinden salon ve yatak odasına özel üretim sehpalar da yaptırdıklarını da söylüyor.

Sabah