Dış Piyasalar

Özbekistan'da AVM ve inşaat yatırım yaptılar, pişman oldular!

Maskeli silahlı kişiler şirketlerini bastı; malları yağmalandı. Sıradan gerekçelerle şirketlerine fahiş cezalar kesildi... Tamamına yakını aylarca tutuklu kaldı, işkence ve dayağa maruz kaldı

 

Cezavinde çıktılarında tüm malvarlıklarına el konulmuş halde sınırdışı edildiler. "Özbekistan'da cehennemi yaşadık" diyen Türk yatırımcılar konuştu.   28 milyonluk nüfusu ile Orta Asya'nın en büyük pazarı konumundaki Özbekistan, 2010 yılı sonundan bu yana Türk yatırımcılar için 'kaynayan kazan' konumunda. Konu ile ilgili benzer sorunlar yaşayan çok sayıda firma yaşadıklarını anlattı. Hikayeleri benzer...   Önce çeşitli bahenelerle şirkete el konuluyor, sonra tutuklunıyorlar. Aylarca tutuldukları hapishanelerde en yakınındakileri dahi göremezken, içeride dayak ve işkenceye maruz kalıyorlar.   Özbekistan'da yatırımlarına el konulması yanı sıra beş parasız Türkiye'ye sınırdışı edildiklerini söyleyen Türk yatırımcılar şimdilerde, umutsuzca, el konulan varlıklarını kurtarma arayışında.   Dava açmak için girişimde bulunan firma sahiplerinin yanıtını en çok merak ettiği konu "Bizim oradaki mallarımıza el konulduğunda, aylarca hapishanelerde tutulduğumuzda Hükümetimiz neden bize sahip çıkmadı" yönünde. Özbekistan'da benzer durumlarla yüzyüze kalan Türk yatırımcılar başlarında geçenleri hurriyet.com.tr'ye anlattı:   Ağabeyimi aylar sonra görebildim   Fikret Güneş (40): "Özbekistan’daki en büyük Türk yatırımı bizimdi. Turkuaz Grup olarak Orta Asya’nın en büyük marketini kurduk. 2 Mart 2011 günü Taşkent’deki AVM’mizi bin kadar maskeli silahlı kişi bastı ve 7-8 gün ofiste tutulduktan sonra, hapishaneye konulduk. Orada yaşadıklarımı Allah başka kimsenin başına getirmesin. Ağabeyim başka bir cezaevinde tutuluyordu. 7 ay ağabeyimi göremedim. Yedi aydan sonra ilk kez mahkemede karşılaştık. O karşılaşma anında yarım saat ağlamaktan bir şey diyemedim. 4 AVM’miz, 18 şirketimiz gitti. Bin 200 kişi yanımızda çalışıyordu. Hepsi gitti. Canımızı zor kurtardık."   Malımız gitti, canımız da gidiyordu   Vahit Güneş (47): “Ben bir süre Özbek istihbaratının binasında tek kişilik hücrede tutuldum. Kaba dayak işkencenin haddi hesabı yoktu. O kadar ağır işkenceler yapıyorlardı ki, onların her istediğini söylemek zorunda kalıyorduk. Çoğu zaman ölümü düşündüm. Söylemeye dilim varmayacak şeyler yaptırmak istediler. O kadar çok acı şey yaşadık ki… İnsanların çığlığı kulaklarımda hâlâ...Fakat, ne hükümetimiz ne devletimiz bize sahip çıkmadı. Malımız gitti, canımız gidiyordu. Onlarca şirketin başına benzer şeyler geldi. Hükümetin bu konuda kılını kıpırdatmaması bizi hem üzüyor hem de düşündürüyor.”   42 araçlık TIR parkımıza el koydular   Fikret Dağlı (Dağlılar Nakliyat): “2007’de Özbekistan’da yatırım yapmaya başladık. İki yıl sonra orada bir şirket kurduk. 42 kadar TIR’ımız vardı. Bina yaptık ev aldık. TIR şoförleri dışında 15 kadar işçimiz vardı. Sudan bahanelerle Ağustos 2011’de üzerimize gelmeye başladılar. Garajımıza baskınlar olmaya başladı. En sonunda 25 Ağustos 2011’de tutuklandım. 6 ay tutuklu kaldım.   Geçtiğimiz 5 Ocak’da serbest kaldım ve sınır dışı edildim. Arabalarımız işimiz evlerimiz hepsi orada kaldı. Toplam zararımız 6 milyon dolar. Şimdi Hatay’da tekrar işlerimizi toparlamaya çalışıyoruz. Fakat orada onlarca işadamımızın başına benzer şeyler gelmesine rağmen bize sahip çıkılmaması trajik bir durum.”   Malımız gitti, kuru bir ceketle kaldım   Cüneyt Kahküllü (45): “Türkiye’deki sayılı holdinglerin ürünlerini Özbekistan’da satıyordum. Mobilya ürünleri, ev dekorasyon ürünleri satan üç mağazam vardı. Bin 800 metrekare alanda satış mağazam vardı. Bizim mağazalara da Şubat 2011’de el konuldu. Orada bir çalışanımız vardı; onu zor kurtardık. Zararım 10 milyon dolar seviyesinde. Şimdi işin kötü yanı, orada sattığımız malların bir kısmını Türkiye’den firmalardan borç almıştık. Oradaki varlığımıza el konulunca buradaki borçları da ödemekte zorlandık. Buradaki evimi, arabalarımı sattım. Yine de 300 bin dolar borcum kaldı. Kaldım kuru ceketle..."    Sınır ihlali için 9 ay tukulandım   Mehmet Memoğlu (40): “29 Ocak 2010’da Tacikistan’dan Kırgızistan’a gitmek istedim. Özbekistan’dan transit olarak geçmek istedim. Fakat beni aldılar. Normalde kendi yasalarına göre sınır ihlalinden beni sorgulayıp sınır dışı etmeleri gerekirdi. Özbek istihbaratı önce sorguladı beni. Daha sonra adi suçluların tutulduğu başka bir hapishaneye gönderildim. 9 ay tutuklu kaldım. Salıverilmem de para yedirerek oldu. Özbek avukata, hâkime para yedirdik. Sakarya’daki kardeşim arabalarımızı sattı, bir miktar kredi çekerek parayı getirdi. Hala kredi borcunu ödüyorum. Özbekistan’ın adını dahi duymak istemiyorum.”   25 milyon dolarlık yatırım gitti   Asım Kayan (37): Federal Grup olarak Özbekistan’da ciddi bir yatırım yaptık. Kurduğumuz şirketin yüzde 49 ortağı ise Özbek Hükümeti oldu. Çeşitli bahanelerle yönetimdeki kişiler hakkında tutuklama çıkarmışlar. Ben o sıra Türkiye’deydim. Sorunun çözümü için Özbekistan’a gittim, dönüş yolundayken havaalanında alındım ve 365 gün boyunca tutuklu kaldım.   Orası bir tür Guantanamo gibi… Dayak-işkence akıl almaz şeyler yaşandı… Uyurken başına neler geleceğini bilemiyorsun. Demir mazgalın her açılışında ürperirdik. Hele akşama doğru saat 17.00 gibi çağrıldık mı biliyorduk ki dayak hakaret var. 365 gün sonra sınır dışı edildim. Şirketimiz de orada kaldı. 20-25 milyon dolarlık yatırımımız gitti.   Çöp toplama, sokak süpürme cezası   Levent Karabayır (46): Ben Türkiye’de olduğum süreçte 15 Aralık 2010 günü, mağazama gelmişler. Daha sonra atölyeye gitmişler. Sudan gerekçelerle yüklü cezalar kestiler. Kesilen cezaları bir bütün ödedim. Ben sorunu çözmek için oraya gittiğimde ise bana tuhaf bir ceza verdiler. Adı 'Ahlak Düzeliş' cezası. Ki o ceza kendi vatandaşlarına verebileceği bir ceza. O cezayı alan kişi çöp topluyor, yolları süpürüyor. Benim mali kaybım diğer işadamlarına kıyasla daha düşük olmasına karşın, yaşadıklarım bende ağır bir travma yarattı.   Yemekhaneme el koydular   Numan Akın (58): Özbekistan’a 2005 yılında gittim. Orada toplu yemek üretimi yapıyorduk. Tüm vergi ve sigortalarımı günü gününe yapıyordum. Tek kuruş hesap hatası yapmamak için özen gösteriyordum. Bunun için denetmen bile tutmuştum. 2011 yılı Şubat sonunda fabrikaya gelmişler. Orada bir adamımız vardı. Bir daha da gidemedim. Çünkü gittiğinde başıma nelerin gelebileceğini tahmin etmek zor değil”   HÜRRİYET