Sektörel

Su yalıtımı olmayan bina 10 yılda taşıma kapasitesini kaybediyor!

Su yalıtımı olmayan bina 10 yılda taşıma kapasitesinin yüzde 66’sını kaybediyor. Pek de yapılmayan su yalıtımı da maliyeti bina maliyetinin sadece yüzde 3’ü kadar



17 Ağustos 1999… Saat 03.02… Kocaeli Gölcük merkezli, richter ölçeğine göre 7,4 büyüklüğündeki deprem sonrası, binlerce insan ne olduğunu bile anlamadan saniyeler içinde yıkılan binaların altında kaldı. Deprem Türkiye için ilk değildi ancak yarattığı travmanın bir benzeri daha yoktu. Sabah olup, gün ışıdığında depremin korkunç faturası da ortaya çıktı. Resmi kayıtlara göre depremde 17 bin 480 kişi öldü, 23 bin 781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri ise hasar gördü. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 17 Ağustos depreminin hafızalarımızda bıraktığı etki aradan 13 yıl geçmesine rağmen hala çok taze… 


Depremden sonra çok şey konuşuldu, çok şey yazıldı… Yıkılan ya da ağır hasar gören binaların çoğu kusurluydu, eksik malzeme kullanılmıştı, fay hattının tam da üzerine inşa edilmişti. Ancak unutulan, üzerinde çok da durulmayan bir konu vardı ki, insan yaşamının müteahhitler ya da inşaat taşeronlarının tercihine bırakılmayacak kadar değerli olduğunu ortaya koyar nitelikteydi. 


17 Ağustos’un ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından bir rapor hazırlandı. Hazırlanan rapora göre; 55 bin 651 konut ve işyerinde yapılan kontrollerde bu binaların yüzde 79’u hasarlı bulundu. İncelenen binaların yüzde 64’ünde nemin yol açtığı korozyon (paslanma), yüzde 41’inde malzeme eksikliği, yüzde 18’inde inşaat aşamasında betonun hatalı uygulaması, yüzde 11’inde eskime ve yıpranma, yüzde 3’ünde proje hatası hasarların nedeni olarak belirlendi. 


Rapordan çıkan en önemli sonuç şuydu: Binaların yüzde 64’ü nemin yol açtığı ‘korozyon’ yani ‘paslanma’ nedeniyle depreme hazırlıksız yakalandı! Eğer bu binalarda su yalıtımı doğru şekilde yapılmış olsaydı, korozyon sonucu taşıyıcı sistemleri zayıflamayacaktı. 


Yeni binalar inşa edilmeye devam ediyor. Depreme karşı binalarımızı korumakta su yalıtımı hayati öneme sahip. Bitümlü Su Yalıtımı Üreticileri Derneği (BİTÜDER) Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Karahan,su yalıtımının mutlaka yasal olarak zorunlu bir uygulama olması gerektiğini söylüyor. Karahan, Türkiye gibi yüzölçümünün yüzde 92’si deprem kuşağında olan bir ülkede su yalıtımı uygulamasının inşaat taşeronunun inisiyatifine bırakılmasının, maalesef daha çok canlar yakacağına dikkat çekiyor. 


Korozyonun binalara verdiği zarar ve su yalıtımı…


Yağmur, kar gibi herhangi bir yoldan yapılara sızan su, donarak veya kimyasal tepkimelere girerek, donatının özelliğini yitirmesine ve korozyona, yani betonun içindeki taşıyıcı özellikteki demirlerinpaslanmasına neden oluyor. Oluşan korozyon ise yapıların taşıyıcı sistemini çürüterek, günden güne zayıflatıyor. Su yalıtımı olmayan binalarda 10 yıl sonra betonun içindeki bu donatı başlangıçtaki taşıma kapasitesinin, belli koşullarda yaklaşık olarak yüzde 66’sını korozyon nedeniyle kaybediyor. Oysa su yalıtımı binaların taşıyıcı sistemlerini suyun zararlı etkilerinden ve korozyondan koruyarak güçlü olmasını sağlıyor. 


Su yalıtımının maliyeti bina maliyetinin sadece yüzde 3’ü kadar!


Su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyeti, toplam bina maliyetinin yaklaşık yüzde 3’ü kadar… Binaların sağlamlığı söz konusu olduğu için su yalıtımının sağladığı yarar, maliyetten çok daha önemli. Dikkat edilmesi gereken nokta, inşaattan sonra yapılacak su yalıtımının ek maliyetler nedeniyle (hafriyat, drenaj, fazla işçilik vb.) daha pahalıya mal olacağı...


Su yalıtımında doğru ürün seçimi ve doğru uygulama yapılması da önemli…  Yapısı gereği su geçirmezliği en üst düzeyde olan, en sağlam su yalıtım malzemesi ise bitümlü su yalıtımı örtüleri… Bitümlü su yalıtımı örtüsü seçerken de mutlaka CE Belgesi bulunan kaliteli ürünleri tercih etmek ve işin uzmanlarına uygulama yaptırmak gerekiyor. BİTÜDER, doğru ürün seçimi ve uygulama konusunda uygulayıcılara teknik destek de sağlıyor.