Genel

Tarihi Sahaflar Çarşısı’nı yaşatmak için mücadele veriliyor!

Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nın en eski sahaflarından 73 yaşındaki Adil Sarmusak, sahaflığı ve tarihi Sahaflar Çarşısı’nı yaşatmak için mücadele veriyor

 

Mesleğini ve tarihi çarşıyı anlatan Sahhaflar Kitap Sarayı’nın sahibi Sarmusak, eskiden oldukça hareketli olan Sahaflar Çarşısı’na artık eski kitap için tek tük akademisyen ve öğrenci dışında kimse gelmediğinden dert yanıyor.   Söze, "Günümüzün insanı sahafın ne olduğunu bilmiyor" diyerek başlayan Sarmusak, sahaf kelimesinin aslının da "sahhaf" olduğunu belirterek, sahaflığın tanımını şöyle yaptı: "Eskiden her mesleğin bir piri, üstadı vardı ve o meslekte yetişen insanlara, ahi evranlık vardı biliyorsunuz, sahafların bir şeyhi olurdu. Bu, tarikat şeyhi değildir, bugünkü durumda başkanı diyelim. Sahaflar şeyhinin yanında ortalama 300 hattat çalışırdı. Hafta, her kitaptan bir tane, sahife sahife ciltsiz olarak dururdu. ’Şu kitabı istiyorum’ diye sipariş verildiğinde, sahaflar şeyhi, yanında çalışan hattatlara bu kitabı verir, onlar da bir örneğini yazar, getirirler. Daha sonra sayfalar kitap haline getirilip sahibine verilirdi. Kitapların sahife sahife olmasından dolayı, bu kitapçılara sahifelerin çoğulu olan sahaf denirdi."   Bir sahafın nasıl olması gerektiğinin de tarifini yapan Sarmusak, "Sahaf olabilmek için bütün kitapları bilmek lazım. Gerçek bir sahaf bir kitabın ilmini bilmeli, yazısını bilmeli, yazarını tanımalı, kitabın neden bahsettiğini bilmeli. Yani sahaf eşittir kitap doktoru. Mideniz ağrıyor dahiliyeciye gidiyorsunuz o size teşhisini koyuyor, sahafın da görevi bu. Her kitabın ne olduğunu bilecek. Esas sahaflık budur" dedi.   "Kitapların arasında çalışa çalışa bu beceri kazanılır"   Günümüzde ise sahaflığın eski kitap alıp satan kişiye dendiğini, bunun yanlış bir tanım olduğunu anlatan Adil Sarmusak, şöyle devam etti:   "Eski kitap alıp satan adam sahaf değildir. Ve sahaf okulda da yetişmez. Kitapların içinde çalışa çalışa bu beceri kazanılır. 4 yaşında okumaya başladım. Sahaflara ilk 15 yaşlarında 4 Haziran 1955’te geldim. Gelip gidiyordum, hiç burayla alakam kesilmedi. Ama yaklaşık 30 sene evvel buraya yine kitap almaya gelmiştim. Birisi, ’Sen bu işlere meraklısın, sana buradan bir dükkan verelim’ dedi. Öyle başladık.   'Artık sahafların önemi kalmadı, hep yeni kitap satıyorsunuz’ diyorlar. Şimdi buranın personeli var, buradan kaç aile geçiniyor, ne satacağız Ben, nadir kitaplardan oluşan eserlerimi toplayana kadar 40-50 sene geçti, ama 3 günde satarım bunları, yarın ne satacağım   Bir de eskiden sahaflara eski kitap geliyordu. Birincisi bohçacılar vardı, mahalleleri dolaşıp aldıkları eşyalar arasındaki eski kitapları, sahaflara satarlardı ya da bir hoca ölürdü kitapları getirilir sahaflarda müzayede edilirdi. Ölenlerin kütüphanelerinden gelirdi. Eski kitaplar bu şekilde gelirlerdi. Şimdi bu yollar tıkandı. Bir nesil kesilince eski kitaplar da zaten kesildi. Ve bir dönem de 30’lu, 40’lı yıllarda çok büyük kitaplar imha edildi. Kaynak kitaplarımız gitti."   Günümüzde eski veya nadir kitaplarla üniversite öğrencilerinin ilgilendiğini ve zaman zaman kendisine geldiklerini anlatan Sarmusak, "Ya da doçentlik profesörlük tezi olanlar geliyor, eski kitapları araştırıyorlar. Bu kitaplar, şimdi hakikaten antika oldular, onlar da da bunları alacak para yok. Eskiden buraya gelirlerdi, öbek öbek buralara kitaplar yığılmış olurdu. Üniversite hocaları gelirdi, otururlar kitap kriteri yaparlardı akşama kadar, tartışırlardı. Şimdi bu kitapları okuyan adam da kalmadı. Edebiyat fakültelerinde tek tük okuyanlar var" şeklinde konuştu.   "Market, istasyon, otogar her yer kitap"   Artık kitap işinin artık para kazandırmadığını dile getiren Sarmusak,  "Kitap işi kurtarmıyor. En son, hanıma bir ev almıştım, onu sattım buranın borcunu temizledim. Son birkaç seneden beri kitapçılık hiç kurtarmıyor. Bunun birçok sebebi var. Birincisi her yer kitapçı oldu. İkincisi okuyan bir millet zaten değiliz, şimdi iyice bitti. Artık marketler kitapçı, istasyonlarda otogarlarda her yerde kitap. Sonra korsanın aşırı şekilde korsanı çıkmaya başladı" diye konuştu.   Sahaflar Çarşısı’nın zor durumda olduğunu anlatan Sarmusak, "Benim şu andaki derdim sahafları ayakta tutabilmek" dedi.   Sahaflar Çarşısı’nın tarihi   Sahaflar Çarşısı’nın tarihine de değinen Adil Sarmusak, şunları söyledi:   "Sahaflık kurum olarak Orhan Gazi zamanında Bursa’da kuruldu. Payitahtla beraber Edirne’ye, Edirne’den İstanbul’a geldi. İstanbul’a ilk sahaf kurulan yerler de Fatih ve Eyüp’tür. Sonra Ayasofya’ya geçmiştir, Fatih Kapalıçarşı’yı yaptığı zaman da 1458’de Kapalıçarşı’nın içinde sahafların özel bir sokağı var. Hala çarşının içinde Sahaflar Sokağı var. 1887’ye kadar bu sahaflar orda icra-i faaliyet yaptılar. O zaman bir deprem oldu. O depremden sonra sahaflar yavaş yavaş oradan buraya çıkmaya başladılar.   6-7 Şubat 1950’de bu çarşı korkunç biçimde yandı. 18 tane dükkan tamamen yandı, dünya kadar kıymetli kitap kül oldu. O zaman Valilik ve Belediye Başkanlığı birdi ve o günkü Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay buraya geldi, o zamanki ağabeylerimize, ’Siz bu arsalarınızı Belediyeye bağışlayın, biz çarşıyı yeniden yapalım’ dedi. Belediye bugünkü şekliyle bu binaları yaptıktan sonra hak sahiplerine sembolik bir kirayla verdi. Çünkü bir kültür hizmeti yapılıyor burada. 3 Ekim 1952 döneminde bu çarşı bu haliyle yeniden açıldı. Bu centilmenlik anlaşması, Bedrettin Dalan Belediye Başkanı oluncaya kadar devam etti. Dalan, kiraları artırdı. İş mahkemelik oldu, Belediye hiçbir davayı da kazanmadı ama işte kira tespit davaları çok uzun sürdü. Daha sonra anlaşma yaptık. Her sene kanun ne kadar müsaade ediyorsa zam yaparak gidiyoruz.   Ama aşağı inseniz çarşının her tarafı akıyor, gidiyor. Saçaklar su alıyor, betonlar korozyon olmuş parça parça düşüyor. Valiye gittim, Emlak Dairesine gittim, Belediye Başkanına gittim, ’yapın şurayı’ diye, bir şey olmadı. Çok üzülüyorum ben buna. Kimseye de bunu anlatamadık. Bize de yapmamız için izin vermiyorlar." AA