Sektörel

Teşvikler nasıl memnun edici hale getirilebilir?

Dünya Gazetesi köşe yazarı olan Leyla İlhan, bugünkü yazısında ''Teşvikler nasıl memnun edici hale getirilebilir?'' sorusunu yanıtladı ve çözüm önerileri sundu. İşte o haber...

2 Ağustos tarihinde bu köşede “Teşvikler neden memnun etmiyor?” başlıklı makalemi okudunuz. Konuyu devam ettirmek ve teşvikler nasıl memnun edici hale getirilebilir sorusuna cevap aramak istiyorum. İlk olarak, belki de en önemli teşvik olan yeni yatırımlarda kurumlar vergisi indirimiyle başlayayım.


Teşvik karmaşık ve yönetilemez yapısından çıkartılmalıdır


Kimse yatırım teşviklerinin yeteri kadar cömert olmadığını iddia etmiyor. Vergi indirim oranlarının ve yatırıma katkı oranlarının artırılması talebini de çok duymuyorum. Ancak bütün taraflar teşvik yapısının çok karmaşık olduğu, hayatın gerçeklerine uymadığı, kuralların net olmadığı ve sonuçta bu yapısı içinde yönetilemez olduğu konusunda hemfikir. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim.


Karmaşık yapı esas olarak iki nedenden kaynaklanıyor. Birincisi yeni yatırımdan elde edilen kazancın tespitini gerektirmesi, ikincisi gereğinden fazla farklı yapıyı, oranları, süreleri içeriyor olması.


Elbette eski yatırım indirimi uygulamasında olduğu gibi, seçici olmaksızın, hemen hemen bütün yatırımlara ek amortisman benzeri bir teşvik verilsin demiyorum. Ancak bu yapı da sürdürülebilir değil. Uygulamanın basitleştirilmesi ihtiyacı açık.


Teşvik en makbul olduğu zaman verilmelidir


Yatırımcı için en iyi teşvik yatırım harcaması yaptığı tarihte verilen teşviktir. Buna şüphe yok.


Dolayısıyla, vergi tasarrufu sağlamayı amaçlayan kurumlar vergisi indiriminin, yatırım döneminde verilmesi en etkili teşvik unsuru olacaktır.


Yeni kurulan ve yatırım yapan bir şirkete, yatırımını tamamlayıp kâra geçtikten, ilk yılların zararlarını da mahsup ettikten ve kurumlar vergisi ödeyecek aşamaya geldikten sonra sağlanacak vergi tasarrufu, belki yeni yatırımlar için kaynak yaratabilir, ancak yatırımı teşvik etmez. Böyle bir şirkete verilebilecek en iyi teşvik, yatırım yapılan dönemde, başta gelir vergisi stopajı ve damga vergisi olmak üzere ödenmesi gereken vergileri almamaktır.


Yatırımdan elde edilen kazancın tespiti uygulamasına son verilmelidir


Yukarıdaki öneri gerçekleşmez ve yatırıma katkı tutarı bütün vergiler veya belirlenmiş vergiler için tanımlanmaz ve sadece kurumlar vergisiyle sınırlı olarak uygulanacaksa, yeni yatırımdan elde edilen kazanç - diğer gelirler ayırımına son verilmeli ve bütün kurum kazancına indirimli oran uygulanmalıdır.


Defalarca yapılan değişiklikler sonucunda, bir kısım yatırımlar için diğer gelirlere de indirimli oran uygulanabilmesi nedeniyle, sorun önemini bir parça kaybetmiş olabilir. Ancak yatırım döneminde yeteri kadar kazanç elde etmediği için, yatırıma katkı tutarının tamamına ulaşamayan bütün işletmeler için en önemli sorun hala bu.


Bu uygulamaya son verilmediği sürece;


Karmaşık yapı devam edecek


Karmaşık yapı devam ettiği için gereksiz riskler doğacak,


Teşvike ulaşım süresi kısaltılamayacaktır.


Bu arada, indirimli kurumlar vergisi oranının yatırım döneminde diğer gelirlere uygulanabilmesi olanağı, yatırım süresinin uzatılmasını teşvik etmektedir. 

Hâlbuki amaçlanan bunun tam tersidir.


Teşvikin önemini azaltan uygulamalar düzeltilmelidir


Düzenleme değişmeyecek ve ilke olarak indirimli oran sadece yeni yatırımdan elde edilecek kazanca uygulanacaksa, teşvikin etkinliğini azaltan, teşvike ulaşımı zorlaştıran ve uzun bir süreye yayan düzenlemeler düzeltilmelidir.


Bu çerçevede örneğin tevsi yatırımlarda kazanç tespitini belirleyen yöntem gözden geçirilebilir. Mevcut düzenlemede yatırımdan elde edilen kazanç belirlenemiyorsa, yapılan harcamanın toplam sabit kıymet tutarına bölünmesiyle ortaya çıkan oran kullanılarak bir hesaplama yapılıyor. Konu net değil, ancak bir görüşe göre formüldeki sabit kıymet tutarı olarak amortisman öncesi yeniden değerlenmiş değerlerin dikkate alınması gerekiyor. Böyle olunca, büyük bir aktifi olan, verimliliği düşük ama amortisman öncesi değeri kayda değer olan bir işletmede teşvike ulaşmak çok uzun yıllar mümkün olmayabiliyor.


Bir başka alternatif olarak, belli bir süre, örneğin üç yıl içinde ulaşılamayan katkı tutarının, bütün vergiler için kullanılabilmesi düşünülebilir.


Tercih sayısı azaltılabilir


Teşviklerin seçici olması doğru. Herkese verilen aynı ölçüdeki teşvikin bir anlamı yok. Ancak tercihlerin uygulamada karmaşa yaratacak kadar çok olması, çok tercih yapılarak küçük farklılıklar yaratılması da doğru değil. Yatırım teşviklerinde yaşanan karmaşanın esas nedenlerinden birisi de bu. Basitlik sağlamak, yatırımcının kafasını karıştırmamak için tercih sayısı azaltılabilir.


YMM tasdiki düşünülmelidir


Kurumlar vergisi uygulamasında esas olarak bütün indirim ve istisnalar için Yeminli Mali Müşavir tasdiki gerekiyor. Mevcut düzenlemeler çerçevesinde, bütün indirim ve istisnalardan daha fazla uzmanlığı ve mesleki bilgi ve deneyimi gerektiren indirimli kurumlar vergisi uygulamasında bu tasdik aranmıyor. Bu konuda da bir düzenleme yapılabilir.




Recep BIYIK/Dünya