Yenikapı arkeolojik kazılarından gemiler çıkıyor!

Yenikapı’da günyüzüne çıkan batık gemilerin arkeolojik kazılarını yapan ekibin başındaki Ufuk Kocabaş: “Bir batık kazısı bir bilim insanının kariyerinin yarısını alır. Burada 36 gemi var”

 

Her ne kadar özel bir ilgi göstermesek de, hepimizin malumu: Yenikapı’da 2004’ten beri arkeolojik kazılar sürüyor. Kazılarda, Bizans döneminde kalma koca bir liman, Theodosius Limanı çıktı ortaya. Ve bundan bin yıl önce sulara gömülmüş 36 gemi. Kazıları İstanbul Arkeoloji Müzeleri sürdürüyor; gemiler ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı’na emanet. Yenikapı Batıkları Projesi ekibi alandaki işini bitirmek üzere, birkaç hafta sonra son gemiyi de yanlarına alıp Yenikapı’dan çıkacaklar. Ekibin başkanı Doç. Dr. Ufuk Kocabaş ile buluşup batık gemileri konuştuk.

 


* Yenikapı’nın batık gemileri neden önemli?


Bir kere her arkeologun rüyalarını süsleyecek bir keşif. Ancak 100 yılda bir gerçekleşir böylesi. Belki şu anda biz adını koyamıyoruz; ama eminim 20 yıl sonra yüzyılın arkeoloji keşiflerinden biri olarak tarihe geçecek. Şöyle düşünün, bir batık kazısı bir bilim insanının mesleki kariyerinin yarısını alır. Sualtında bir batık gemi kazıyorsanız 8-10 yılınızı bu işe harcarsınız. Korunması, rekonstrüksiyonu, yayını; bütün bir bilimsel ömrünüzü bile doldurabilir. Burada tam 36 gemi var.


* Başınıza talih kuşu mu kondu?


Bir nevi. Böyle bir projenin parçası olmak olağanüstü. Yenikapı olmasaydı ben yine bir gemi kazıyor olacaktım. Ama bu kadar ses getiren bir iş olur muydu bilmem. Bu gemiler çok az bildiğimiz bir dönemin tekne yapımını öğretti bize. Bugün kullanılan yöntem şudur; önce iskelet yapılır, sonra dış kaplamalar çakılır. Antik dönemde ise tam tersi. Bizans dönemi ise bir ara dönem. Yenikapı’dan çıkan gemilerin bize öğrettikleri, yalnızca bizim için değil, dünya arkeolojisi için de yepyeni.


* Sizce bu şehirde yaşayanlar merak ediyorlar mı bu batıkları?


Bizim merakımız geçici. Yaşadığımız olaylardan bunu görüyoruz. Bir gün herkesin çok ilgisini çekiyor, iki gün sonra ilgi başka yere kayıyor. Üstelik bunlar çok uzun soluklu projeler, ilgiyi taze tutmak çok önemli. Yurtdışında kazılar çok şeffaf bir şekilde yapılıyor. Gemiler kazılırken ziyarete izin veriliyor. Sonra gönüllü grupları oluşturuluyor. İngiltere’de kazısı 1982’de yapılan Mary Rose’da bilim insanlarının yanında 500 gönüllü çalıştı. Konservasyonu hâlâ sürüyor, her beş senede bir gidip ziyaret ediyorum. Basket sahası büyüklüğünde bir alan, bilet alıp görebiliyorsunuz.


* Yenikapı’da da aynı şey yapılamaz mıydı?


Burası aynı zamanda metro şantiyesi. İş güvenliği ile ilgili sıkıntı var. Belli platformlarda yapılabilirdi tabii.


* Başa dönelim... Marmaray’ın altından batık gemi çıktığı haberi geldi. Ve...


2004’ün sonları. Marmaray için kazı başladı. Biliyoruz ki Yenikapı’da bir Bizans dönemi limanı var, Theodosius Limanı. Acaba orada mı? Öğrencilerimizden bazıları burada çalışıyordu, “Bazı ahşap parçaları çıktı” diye haber geldi.


* Ahşap parçaları gemi mi demek?


Bir işaret. Üstten kazılıyordu, ikiye iki sondajlarla... Zaten 60 bin metrekare alan yedi yıldır yalnızca kazma ve kürekle kazılıyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin müdür yardımcısı Rahmi Asal aradı beni. “Ufuk” dedi, “Gel şunlara bir bak”. İlk geminin üzeri açılmıştı; çapası, ahşap parçaları görünüyordu. Görünce şoke oldum.


* Neden?


Battığı halini korumuştu çünkü. Tam bir zaman kapsülü. Bin yıl önce nasılsa öyle... Yükü, çapası, halatları... Hemen kendi bölümümü haberdar ettim, Arkeoloji Müzeleri de bizden destek istedi ve projeye girdik. 2005 yılından beri, yedi yıldır hiç ara vermeden bu kazı alanında çalışıyoruz.


* Bu kadar çok gemi çıkacağını kestiriyor muydunuz?


Kendi aramızda iddiaya giriyorduk. Ben 10 tane çıkar diyordum, bir başkası 20... 36’yı beklemiyorduk açıkçası. Biz 27 geminin hem araziden kaldırılması hem de dokümantasyonundan sorumluyuz. Aynı zamanda toplam 31 geminin bir müzede kurulmasından, koruma ve restorasyonundan sorumluyuz. Diğer sekiz gemi Teksas A&M Üniversitesi tarafından çalışılıyor. 36’ncı gemi sadece birkaç parçadan oluştuğu için Arkeoloji Müzeleri kendisi kaldırdı.


* Beklediğinizin bu kadar üzerinde gemi çıkması sizi zorladı mı?


Biraz. Hani Anadolu’da çocuk sayısı arttıkça son çocuklara Yeter, İmdat, Songül diye isimler konur ya; biz de gemilere öyle isimler koymaya başladık. Gemilerin kağıt üzerinde bilimsel adları var; Yenikapı

25, Yenikapı 34... Ama kendi aramızda başka isimler koyuyoruz. Mesela en son gemiye arazinin içine akan Lykos deresi var, o ismi verdik. En büyük gemi Titanik. Başka birinin ismi de Leş.



Gemilerden çeşitli objeler de çıkarılıyor. Gemileri Ölüm Meleği ve Gardiyan koruyor


“Yedi senedir karada çalışıyoruz, kuruduk!”


* Birkaç hafta içine kazı alanından çıkıyorsunuz. Bu kararı kim veriyor?


Arazide batıklar Arkeoloji Müzeleri’nin yaptığı kazılara paralel olarak bulunuyor. Şu anda son gemi üzerinde çalışıyoruz ama arazinin kazılmamış bazı yerleri var. Belki buralardan son bir-iki sürpriz gemi gelme ihtimali var.


* Bundan sonraki hedef ne?


Birinci hedef bilimsel yayınlar yapmak. Gemileri tanıtacağız. Zaten şu anda Rahmi M. Koç Müzesi’nde devam eden bir fotoğraf sergimiz var. Diğer taraftan gemilerin konservasyonlarının yapılması dev bir proje. Nihai hedef ise bir müzenin kurulması ve gemilerin sergilenmesi. Bu sırada yeni işlere de bakmak istiyoruz. Biz dalan bir ekibiz, dalıştan koptuk. Yedi senedir karada çalışıyoruz, kuruduk!


‘Bu gemiler birer kadavra, kesip bakmadan anatomisini anlayamayız’


* Çalışma yönteminiz nasıl? İşin mutfağında neler oluyor?


Gemi bulunduğunda önce üzerine koruyucu çadır ve sulama sistemi kuruyoruz. Çünkü geminin kurumaması lazım. Ahşaplar suya doymuş, kendi ağırlığının yedi-sekiz misli su çekmiş durumda. Su kurursa ahşap çarpılıyor, tamamen yok olmaya gidiyor. En önemli şey, geminin bozulmaması. Şu an değil, müzede sergilenene kadar. 10 sene, 15 sene... Sonra parça parça söküyoruz. Tıpkı lego gibi. Her biri tek tek numaralandırılıyor. Havuzlara taşınıyor.


* Neden bütün olarak kaldırmıyorsunuz?


Bütün olarak kaldırmak da mümkün. Ancak 20 metre boyunda geminin kaldırılması, tonlarca ağırlık demek. İnsan gücüyle olacak iş değil, iş makinesi gerekli. Gelin görün ki araziye iş makinesi sokamıyorsunuz çünkü her yer tarihi eser dolu. İkinci neden de sökerek yapım tekniğini anlıyoruz. Bu gemiler bizim için birer kadavra. Kesip içine bakmazsak anatomisini anlayamayız.



İstanbul Üniversitesi öğrencileri de ekipte


Havuzlarda bekleyen gemi parçaları için en büyük tehlike sivrisinek larvaları. Ahşaplara üşüşüp zarar veriyorlar.

Doç. Dr. Ufuk Kocabaş’ın larvalara karşı iki koruması var: Oğlu Ada’nın Japon balıkları Ölüm Meleği ve Gardiyan... Laboratuarın en kilit iki canlısı larvaları yiyip ahşapları koruyorlar.

Milliyet



Yenikapı arkeolojik kazılarından gemiler çıkıyor!
Yenikapı’nın batık gemileri, Amerikalıları cezbetti