Sektörel

Türkler Araplara nasıl bakıyor?

Cumhuriyet öncesi Türkler Arapları, Araplarla birlikte yönettiler, yaşadılar, akraba oldular… Cumhuriyet Sonrası Türkler Araplardan bihaber… Sanki tarihi hafıza silinmiş… Arap denince “öteki” şeklinde uzak bir algı oluşuyor… Ya da “para” akla geliyor…


Son zamanlarda ise Türkiye’nin Araplar için bir model ülke olduğu söyleniyor… 

Suudi Arabistan  kurulduğunda ilk tanıyan ülke Türkiye Cumhuriyeti idi ve ilk kutlama telgrafını çeken de Gazi Mustafa Kemal idi… Ama Türkiye, sonrasında siyasal nedenlerden dolayı Araplardan uzak durdu veya uzak durması sağlandı… 


Arap Baharı ile Coğrafya yeniden yapılanma sürecinde… Arap Coğrafyasındaki değişimi tüm dünya izliyor… Çin  Xinhua Haber ajansı 2012 yılının en önemli olaylarından birinin Mısır’daki iktidar değişikliği olduğunu bildiriyor… Bu değişim sürecinde Türkiye’nin Arap ülkelerine model teşkil edeceği, önderlik edeceği düşüncesi seslendiriliyor… Bu konuya Cumhurbaşkanı cevap veriyor….


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Foreign Affairs Dergisinin  Ocak/Şubat 2013 sayısına verdiği röportajda şöyle diyor; “Biz Arap dünyasında bir rol üstlenmiyoruz. Eğer diğerleri bizi örnek alır ya da bizden ilham alırlarsa bu onların kararıdır. Biz onlarla işbirliği halinde hareket ediyoruz çünkü her ulus zaman içinde yükselişler ve düşüşler yaşar. Önemli olan zayıflıkla mücadele edenle dayanışma göstermek. Bütün ülkeler eşittir ve bütün ulusların kendi onuru vardır ve hiç kimse bir senaryo yazıp diğer ülkelere roller biçemez. Öncelikleri belirleyemezsiniz, patronluk taslayamazsınız.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Kahire'de, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'nde yaptığı konuşmada “Bizler aynı bedenin ve aynı ruhun unsurlarıyız. Zira bizler büyük ve köklü bir aileyiz. Türk ve Arap halkları olarak, ebedi kardeşliğimizden aldığımız güçle aramızdan gün ışığının geçmesine izin vermeyecek kadar saflarımızı sıkı tutmalıyız. Farklı dillerle aynı anlam coğrafyasını ve kaderi paylaşan bizler için yeniden ortak geleceğe sahip çıkma zamanı gelmiştir. Bu şuuru canlı tutmak, hem geçmiş nesillere bir borcumuz, hem de gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.'' diyor…

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kasım 2012’de Cezayir’e yaptığı bir seyahat sonrası Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika ile yaptığı görüşmeyi şöyle aktarıyor  “Sayın Cumhurbaşkanı bizi çok iyi karşıladı. Türkiye’ye yönelik çok büyük bir sevgisi var. 2006’daki Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti sırasında bize ‘Osmanlı Milletler Topluluğu kuralım’ demişti. Şimdi de aynısını teklif etti” … Cezayir Cumhurbaşkanı İhsan Sabri Çağlayangil ile ilgili bir anısını anlatıyor… İhsan Sabri Çağlayangil ile başında fesli, çevresinde saygı duyulan yaşlı bir Cezayirli arasında bir diyalog yaşanmış. Çağlayangil’in gözleri dolmuş. Sormuşlar çevresindekiler. Cezayirli adam demiş ki: ‘Biz sizi, 150 yıldır bekliyoruz, gelmekte çok geciktiniz.’….

Amerikan Kongre raporu, Amerikan Ulusal İstihbaratının 2030 raporu, OECD geleceğe yönelik raporu ve birçok raporda  Türkiye’nin dünyanın yükselen ülkelerinden biri olacağı belirtiyor. Bunun nedeni Türkiye’nin çevre, komşu ülkelerle yeniden işbirliği arayışında olmasıdır… Dünya’da Türkiye dışında büyük bir siyasal ve ekonomik hinterlandı olan başka bir ülke yoktur… Bu durum diğer ülkeler tarafından da teyit edilmektedir. Araplar da bu durumun farkındalar…. Bu nedenle Arapların sadece vatandaşları değil, devlet başkanları da artık Türkiye ile daha yakın ilişki de ve dostluk peşindeler… 


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 03.01.2013 tarihinde, Büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada “Bir kere her ülke bizim iddia sahibi bir ülke olduğumuzu bilmelidir. Sahip olduğumuz bir güç asla ve asla dengesiz, saman alevi gibi geçici bir güç değildir. Biz gücümüzü tarihimizden, medeniyet birikimimizden, istikrarlı bir şekilde büyüyen ekonomiden, reformist ve dinamik bir iç siyasetten alıyoruz.”….” Bizim dış politikada bu birikim ve tecrübeyi avantajlara dönüştürmemiz gerekiyor. Biz asla küçük düşünemeyiz, büyük düşünmeye mecburuz. Büyük düşünürsek zaferler ardı ardına gelir, küçük düşünürsek erir gideriz.”… diyor…

Türkiye Afro-Avrasya Coğrafyasının yıldızı parlayan lider ülkesi oluyor… Osmanlı Coğrafyasında kalan ülkelerin ekonomisi ile Türkiye ekonomisi birbirini tamamlar niteliktedir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da petrol ve doğalgaz var… Türk ürünleri için iyi bir pazardır. Türkiye 2012 yılında bu bölgeye 40 milyar dolardan fazla ihracat yapıyor. (Avrupa’ya ise 58 milyar dolar ihracat yapıyor).  Türkiye’nin bu bölgeye ihracatı birkaç yıl içerisinde tahmin edilenden daha fazla artacaktır.


Dünya yeni ekonomik sistem ve kurumsal yapılar arayışında. Avrupa Birliği’nin kuruluş amaçlarından en önemlisi, Avrupa’nın ABD ve Asya ülkeleri ile ticari rekabet edebilmesi idi… Şangay İşbirliği Örgütü (Şangay Beşlisi) ise Rusya ve Çin’in rekabet gücünü artırmak için kurduğu bir örgüt… Latin Amerika Entegrasyon Birliği ise 11 Latin Amerika ülkesi tarafından kurulan bir birlik…. Dünya ülkeleri bölgesel olarak kurdukları ekonomik birliklerle diğer ülkelerle rekabet etme düşüncesinde….


Türkiye Afro-Avrasya Coğrafyasında  yeniden Osmanlıyı kuramaz… Bu yüzyılda dünya, siyasal bir birliktelikten çok ekonomik örgütlenmeler peşinde…. Türkiye’de bu bölgede  kurulacak olan ekonomik değişik birliklerin içerisinde yer alabilir… Daima sahada oynayanlar kazanır, seyirci değil… Türkiye “seyirci” konumundan çıkıp kendi oyununu kurmalı… Türkiye,  Asya ve Afrika’da kendi oyununu kurup büyüdükçe Avrupa ve ABD’deki saygınlığı artacaktır… Daha eşit şartlarda işbirliği olacaktır. Türk vatandaşlarına söz verdiği halde serbest dolaşım hakkını vermeyen, ekonomik krizdeki yaşlı/hasta Avrupa, yakında Türk vatandaşlarına  kapılarını sonuna kadar açacaktır…


Başbakan,  Büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada kısaca “bizde varız” diyor… Başbakanın  bu yaklaşımı lafta kalmamalı,  altı doldurulmalıdır… Afro-Avrasya Coğrafyasında İstanbul merkezli sivil toplum kuruluşları, dernekler, birlikler kurulmalı ve teşvik edilmeli… Londra, Paris, New York geçen yüzyılın gözde ekonomi ve siyasal güç şehirleri… Bu yüzyılda da İstanbul siyasal güç ve ticaret şehri olacak. İstanbul değerlenecek. İstanbul’a gelecek 10 yılda  Afro-Avrasya coğrafyasından gelecekler. Ticaret için gelecekler, siyasal güç elde etmek için gelecekler…  

İstanbul’un değerlenmesinden  en fazla payı konut sektörü alacaktır…


Saygılarımla,

Abdullah Çiftçi


www.abdullahciftci.com