Sektörel

Yalıtım yapılmadığından binaların yüzde 43.8'i riskli!

Son 58 yılda 58 bin 202 kişiyi depremlerde kaybeden Türkiye'de su yalıtımı yapılmadığı için ortaya çıkan korozyon, yapıların yüzde 43.8'ini riskil yapı haline getiriyor

 

Dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde konumlanan ülkemizde depremlerden dolayı her yıl ortalama bin vatandaşımız hayatını kaybediyor, 7 bin bina yıkılıyor. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın verilerine göre de; son 58 yıl içinde meydana gelen depremlerde, 58 bin 202 kişi hayatını kaybetti, 122 bin 96 kişi yaralandı, yaklaşık 411 bin 465 bina yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Bunun en büyük nedenlerinden birisi ise binalarımızın çok büyük kısmında su yalıtımı olmaması dolayısı ile taşıyıcı sistemdeki korozyon tehlikesi ve bu konudaki bilinç eksikliği…   Deprem Haftası çare değil   İşte bu nedenle, toplumumuzda farklı konularda deprem bilincinin oluşturulması ve depremlere karşı daima hazırlıklı olunması amacıyla, ülkemizde her yıl 1-7 Mart tarihleri arasındaki hafta, "Deprem Haftası" olarak anılıyor. Ancak acı gerçek şu ki; depremi sadece Deprem Haftası'nda ya da bir deprem olduğunda anmak hiçbir soruna çare olmuyor. Depremle ilgili öğrenmemiz gereken çok şey var. Bunların başında da binalarımızı depreme karşı suyun zararlı etkilerinden korumanın tek bir yolunun da sağlıklı su yalıtımından geçtiği gerçeği geliyor.   Su yalıtımının önemi   Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yaptığı, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması'na göre; Türkiye'deki konutların yüzde 43,8'inde sızdıran çatı, nemli duvarlar ve dolayısıyla küf, rutubet sorunu var. Bitümlü Su Yalıtımı Üreticileri Derneği (BİTÜDER) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özcan'a göre; bu demek oluyor ki bu konutlarda su   yalıtımı yok. Oysa su yalıtımı binanın taşıyıcı sistemini suyun zararlı etkilerinden ve korozyondan yani paslanmadan koruyor. Bu da depreme karşı daha sağlam yapılar anlamına geliyor. 1999 depreminde birçok binanın yıkılma nedeni korozyondu Türkiye'nin yüzölçümü olarak yüzde 92'si, nüfus yoğunluğu olarak yüzde 95'i deprem kuşağında. Ayrıca büyük sanayi merkezlerinin yüzde 98'i ve barajlarımızın yüzde 93'ü de deprem bölgesinde bulunuyor. 1999 yılında art arda yaşanan iki büyük depremin ardından richter ölçeği, tsunami, zemin etüdü gibi yeni kavramlar hayatımıza girdi. Korozyon da bu kavramlardan biriydi. Depremde birçok yapının yıkılmasının nedeni korozyon, yani paslanmaydı. Korozyonun nedeni ise su yalıtımının yapılmamış olması yada sağlıklı yapılmamış olmasıydı.   Su yalıtımı olmayan bina 10 yılda taşıma kapasitesinin % 66'sını kaybediyor. Herhangi bir yoldan yapı donatısına sızan su, donarak veya kimyasal tepkimelere girerek donatının özelliğini yitirmesine yol açıyor. Oluşan korozyon binanın taşıyıcı sisteminin zayıflamasına neden oluyor. 10 yıl sonra donatı başlangıçtaki taşıma kapasitesinin, belli koşullarda yaklaşık olarak yüzde 66'sını korozyon nedeniyle kaybediyor. Büyük bir depremde, korozyona uğramış bir binanın ayakta kalması hemen hemen mümkün görünmüyor. Hasarlı binaların yüzde 64'ünde hasar nedeni korozyon…   En büyük sorun korozyon   Suyun binalarımızın dayanıklılığına vermiş olduğu zararı genellikle gözle göremediğimizi, ancak sonuçlarıyla karşılaştığımızda fark edebildiğimizi belirten BİTÜDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özcan, 1999 depreminin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından hazırlanan rapora değindi. Özcan, "55 bin 651 konut ve işyerinde yapılan kontrollerde bu binaların yüzde 79'u hasarlı bulundu. İncelenen binaların yüzde 64'ünde nemin yol açtığı korozyon (paslanma), yüzde 41'inde malzeme eksikliği, yüzde 18'inde inşaat aşamasında betonun sulanması, yüzde 11'inde eskime ve yıpranma, yüzde 3'ünde proje hatası, hasarların nedeni olarak belirlendi. Görüldüğü gibi binalardaki en büyük sorun korozyon. Bu nedenle özellikle Türkiye gibi deprem kuşağında bulunan ve yapı stoğunun büyük kısmı betonarme olan ülkelerde su yalıtımının yaşamsal bir önemi var" dedi.   Maliyetin yüzde 3'ü   Su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyetinin, bina maliyetinin sadece yaklaşık yüzde 3'ü kadar olduğunu hatırlatan Özcan, binanın güvenliği söz konusu olduğu için bunun bir ek maliyet olarak görülmemesi gerektiğini sözlerine ekledi. Dünya