Genel

Murat Tabanlıoğlu: Kent tek tip mimariye mahkum edilemez!

Murat Tabanlıoğlu, camın kent içindeki konutlara, ama özellikle tarihi yapılarda kullanılmasına ise olumsuz bakıyor. Bunun her şeyden önce kenti tek bir mimariye mahkum etmek anlamına geleceğini düşünüyor ki, buna şiddetle karşı çıkıyor  

İstanbul, son zamanlarda kentin farklı noktalarında göğü zorlayan kuleleri, rezidans blokları, farklı amaç ve kullanımlara yönelik olarak kurgulanan devasa yükseklikleri ile gittikçe farklı bir görüntüye bürünüyor. Kentin tarihi siluetini değiştiren, gözleri tarihi yarım adadan Levent Maslak hattında çevirten kulelerin yüksekliklerinden başka bir diğer özelliği ise neredeyse tamamının cam kaplama olması. Bu yapı dikkatimizi çekince biz de sorularımızı Türkiye"nin sayılı mimarlarından olan ve ülkemizi uluslararası arenada defalarca başarıyla temsil etmiş olan Murat Tabanlıoğlu"na yönelttik. Malum, Tabanlıoğlu, özellikle son Koza Koru çamlıca projesinde radikal oranda cam kullanımıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Özellikle son 20-30 yıldır İstanbul"da gerçekleştirilen kulelerin dış cephelerinde neden bu denli cam kaplama kullanıldığını, bunun bir teknik zorunluluktan mı kaynaklandığını, farklı bir uygulama arayışı mı olduğunu, yoksa tamamen modern çağın mimari anlayışı mı olduğunu sorduk.
Öncelikle bir değişimin altını çiziyor Tabanlıoğlu: '80'li yılarda yapılan ofisler aslında aynalıydı. O zamanki cam teknolojisiyle bugünkü arasında büyük fark var. O zaman güneşi kırmak için aynaya gerek vardı. Artık görünmeyen bir ayna ile bu fonksiyon gerçekleştirilebiliyor.

CAMIN TÜL ETKİSİ
Camın son derece estetik bir unsur olduğunu, ama bir o kadar da fonksiyonel bir materyel olduğuna dikkat çekiyor Tabanlıoğlu. Dışarıyla temas kurmayı sağlamak gibi: œİçerideki ve dışarıdaki insanın birbirini görmesi ve temas kurması gerekli. Ama biz binalarımızda şeffaf ve transparan bir yapı kullansak bile camın üzerinde bir takım serigrafiler kullanırız. Bu da camın tamamen şeffaf olmasını değil de dışarı ile içeri arasında mahremiyet kurulmasını sağlıyor. Biz buna tül etkisi diyoruz.
Tabanlıoğlu, camı seven bir mimar. Ama, kendi deyişiyle, bir projeye, 'Mutlaka camdan yapacağız' diye başlamadıklarının altını çiziyor. Camı, tamamen projeye göre şekillendirdiklerini belirtiyor ve ekliyor: œÖrneğin kuzeyi cam yapabilirsiniz, ama güneyi yapamazsınız. Örneğin Kanyon"un güney cephesinde ikinci bir tabaka vardır. O tabaka ışığın geçmesini önler. Yani biz, projeye, mutlaka cam yapacağız diye başlamayız. Cam iyi bir malzemedir ama yüksek bir binada da duvarın sıvalı olması düşünülemez. İkinci alternatif olarak metal yada taş kaplama da olabilir. Orada cam ve onun ve daha çok metalle olan ikinci bir tabaka ile kaplanmasını daha doğru buluyoruz. Daha doğrusu böyle bir şeyi her projede yeniden düşünüyoruz.

RÜZG܂RA NASIL MEYDAN OKUYOR
Camın bir diğer fonksiyonu ise yüksek binalarda rüzgar karşısında gösterdiği direnç. Ama, camı, bu yüksek binalar ya da kulelerde kullanabilmek için özel tasarımlar gerekiyor. Mimar Murat Tabanlıoğlu, işte o gerekliliklerin altını şu cümlelerle çiziyor: œYüksek yapılarda 40-50 metreyi geçince rüzgarın etkisi artıyor. İstanbul"da da özellikle kuzey rüzgarı var. Bu açıdan biz binalarımızın hepsini rüzgar testine tabi tutuyor ve çıkan sonuca göre hareket ediyoruz. Kullanacağımız camın kalınlığını belirledikten sonra bu koordinatlarda üretim yaptırıyoruz. Hatta camın ne şekilde cepheye tutturulacağı bile testlerle belirleniyor. Biz testlerden sonra uygulamaya geçiyoruz. Örneğin Kanyon"un cephesi çeşitli testlerden sonra bugünkü duruma geldi. Sapphire"de de yine yabancı rüzgar danışmanlarıyla çalıştık. Normal bir yerde kullanılan camın iki katı dayanıklılığına sahip özel bir malzeme kullandık.

CAMIN İçİNDEN
KENT, TEK TİP MİMARİYE MAHKUM EDİLEMEZ
Murat Tabanlıoğlu, camın kent içindeki konutlara, ama özellikle tarihi yapılarda kullanılmasına ise olumsuz bakıyor. Bunun her şeyden önce kenti tek bir mimariye mahkum etmek anlamına geleceğini düşünüyor ki, buna şiddetle karşı çıkıyor: 'Cam ya da ahşap; farklı diye tek tip bir mimari öneremeyiz. Herkes birbirine benzerse İstanbul yozlaşır. İstanbul"un en güzel özelliği konstrast olmasıdır.'
Ancak, diğer yandan da kent içinde camlı transparan yapıların iyi bir mimariyle bütünleştirilmesini doğru buluyor. Ama, kendi deyişiyle teknolojinin kolaylığına kapılmadan: 'Artık, teknoloji mimariye ve müteahhide hükmetmeye başladı. Mimar artık düşünmüyor, malzemeyi hazır alıp kaplıyor ve işi yozlaşıyor. Bu, güzel bir şey değil tabii ki...'
Ama, son noktada şehrin de binanın da tek tip malzemenin baskınlığında üretilmesini doğru bulmadığını söylüyor ve ekliyor Tabanlıoğlu: 'Granit seramik veya porselen hafif bir malzeme. Bunun nasıl takıldığı önemli. Biz Kanyon"da ve Carousel"de kullanmıştık. çok kötü de durabilir iyi de. Mimarisi iyiyse ve o malzemeyle bütünleşebiliyorsa her şey kullanılabilir.

CAMIN DIşžINDAN
1) KULEDE BÖLGE TAMAM, AMA ALTYAPI YOK
Maslak hattındaki kule bölgesi tamam ama, altyapısı yok. 80"li yıllarda Barbaros Bulvarı"nın devamı olan Büyükdere Caddesi"nin üzerine yeni bir imar veriliyor ve şu anda İş Kuleleri olarak anılan gökdelenler yapılmaya başlanıyor. Dünyanın hemen her ülkesinde böyle yerler var. ABD, Uzakdoğu, Fransa, İngiltere ve daha pek çok ülke...Bizdeki kule bölgesi burası. Yine de bölge olarak planlama doğru... Fakat, altyapı sorunu doğru bir şekilde planlanmamış. Bir tek metro hattı var. İkinci bir metro hattı, altyapı, alternatif yollar ve paralel bir bulvarın yapılması ve ikinci bulvarın yayalara açık olması lazım. Özel sektör binaları yaptı ama, diğer kentsel sorunlar yerel yönetim tarafından çözülmeli.
2) KAĞITHANE DERESİ, EKO KORDON OLSUN
Büyükdere Caddesi'ndeki yapıların gördüğü Kağıthane Deresi bir başka sorun. Caddede yeni yapılıyor. Ön taraftan Boğaz'ı, arka taraftan Kağıthane Deresi'ni görüyor. Bu dereniniıslah edilmesi ve yüksek yapılar yerine oraya uygun yeşil bir vadinin, ikinci bir Boğaz'ın yaratılması gerekiyor. Kağıthane Deresi"nin de ekolojik bir kordon olarak yapılandırılması gerekiyor