Sektörel

5G teknolojisinin gayrimenkuldeki etkileri neler olacak?

Doğan Selçuk, Emlakkulisi.com okurları için Ambeent kurucusu Prof. Dr. Mustafa Ergen ile 5G teknolojisini masaya yatırdı.

Doğan Selçuk, Emlakkulisi.com okurları için Ambeent kurucusu Prof. Dr. Mustafa Ergen ile 5G teknolojisini masaya yatırdı.

 

Ambeent’in kuruluşuna uzanan kariyer yolculuğunuzu dinleyebilir miyiz?
İki binli yılların başında doktoramı “Kablosuz Haberleşme” konusu üzerine yaptım. O yıllarda dizüstü bilgisayarlar hayatımıza yeni yeni giriyor, cep telefonları da hızla yaygınlaşıyordu. Kablosuz iletişimin pazar önceliği artıyordu. O sıralar ben de doktora çalışmaları çerçevesinde sürekli bu konular hakkında makale ve rapor yazıyordum. Mizacım gereği tek konuya odaklanmak yerine her zaman farklı konulara aynı anda ilgi duymuşumdur. Bu nedenle kablosuz haberleşmenin birçok katmanına vakıf oldum. Hatta Wi-Fi alanında yazdığım bir rapor endüstride çok kullanılan bir kaynak oldu. Doktora sırasında yarı zamanlı olarak National Semiconductor şirketinin ileri araştırma merkezinde çalıştım. Doktorayı tamamladıktan sonra bu şirket için Berkeley’de araştırma merkezi kurdum. Araçlar arası haberleşme dahil birçok konuda endüstriden paydaşlarla beraber çalıştık. Bu sayede endüstri yönüm gelişmeye başladı.

4G tasarlanırken ABD Wi-Fi teknolojisinin mobil genişbant versiyonu olarak WiMAX teknolojisini öne sürdü. Biz de mobilde geniş bant haberleşmenin farklı bir şebeke yapısına ihtiyaç duyulacağı hipoteziyle bir start-up şirketi kurduk. Ortağım benden 8-9 yaş büyük bir Pakistanlıydı. Onun endüstri tecrübesi ile benim doktora bilgilerimi birleştirdik. Girişime başladığımız sıralarda 4G, risk yatırımcılarına uygun bir alandı. Henüz geleceği belli
olmasa da Wi-Fi’daki başarıdan sonra WiMAX teknolojisinin yüksek getirisi olacağı konuşuluyordu. Karşısında ise Avrupa’nın getirdiği 2G ile başlayan GSM mobil teknolojilerinin devamı vardı. Hatta Kore 4G’de ön almak için kendi WiBro teknolojisine devletçe yatırım yapmış, kullanıma bile almıştı. Qualcomm, UMB teknolojisini geliştirmişti. 5G’de ise benzeri bir yarışın farklı standartları öne çıkarmaktansa aynı standardın içinde daha fazla yer almak üzere geliştiğini görüyoruz.

Silikon Vadisi’nde yüksek risk ve yüksek getiriye odaklanan yatırımcılar, 4G evresinde WiMAX şirketlerine büyük yatırım yaptılar. Biz de o firmalardan biriydik. Ama zaman içinde WiMAX teknolojisi lobi savaşlarında yenildi diyebiliriz. 4G’de, GSM’in devamı olan UMTS ve HSPA’ın yaygın kullanımına dayanamadılar. Ama biz başarılı olduk, çünkü bir baz istasyonu ürünü yapmaktansa baz istasyonu verilerinin üzerinden geçtiği yüksek performanslı ağ geçidi (gateway) yaptık. Yazılımı değiştirdik ve HSPA’ın devamı olan LTE ve DPI gibi derivatif
ürünlere rahatça uyarladık.

Teknolojik yatırımlarda, etki noktasını (inflection point) çok iyi görmek gerekiyor. Örneğin iPhone 3 aniden ortaya çıktı ve bu durum işimizi çok fazla etkiliyordu. Herkesin resim, video paylaşımı yapmasının şebekeye anormal bir yük getireceği tahmin ediliyordu. Bu anormal yükün şebekede taşınması için de yüksek performanslı ağ geçitlerine ihtiyaç vardı. Bütün operatörlerde acil olarak altyapı kapasitesinin artırılması gerekti. O dönemde 3G için 2000’li yıllarda çalışmalara başlayan Starent Networks diye bir rakibimiz 3 milyar dolara Cisco
tarafından alındı. Dönemi ifade eden iyi bir örnek olarak Starent Networks, pazarı olan ilerlemiş bir firmaydı ve satılması bizim açımızdan rekabeti neredeyse ortadan kaldıran bir gelişme oldu. 2009’un Ekim ayında da hem ürünümüzün kalitesi hem de piyasada güçlü rakip kalmaması bizim şirketin önemini artırdı. Alcatel ve Jüniper talipken, şirketimizi Tellabs satın aldı. Tellabs da AT&T’nin büyük tedarikçilerinden biriydi. Silikon Vadisi’nde geniş bir ekiple çalışmak istiyorlardı. 60 kişilik şirketi aşama aşama 500 kişiye kadar çıkarttılar. Tellabs’ı daha sonra başka bir şirket satın aldı ki bu da benim için bambaşka bir deneyim oldu.

 

Girişimcilik dünyasını kaleme aldığınız “Girişimci Kapital” isimli kitabınızı biliyoruz, bu eserin orada yaşadığınız tecrübelerinizin bir ürünü olduğunu söyleyebilir miyiz?

Berkeley’de okurken Silikon Vadisi’nin göbeğinde olduğumuz için bende, o deneyimin getirdiği bir alt yapı oluşmuştu. Konu, zamanla ilgimi daha çok çekti ve ben Silikon Vadisi’nde neler olduğu konusunu Türkiye’ye aktarmayı daha çok istedim. Bunun için öncelikle Türkçe bir rapor hazırladım ve bu dünya hakkındaki gözlem ve tespitlerimi devlet büyüklerimize ilettim. O dönemde bu konuda bilgi sahibi ve etkin olmuş girişimciler ve akademisyenlerle görüştüm.

Bu raporda Silikon Vadisi’ne katkı sağlayan ve bundan fayda sağlayan ülkeleri inceledim. İki binli yılların başında üç devlet öne çıkmıştı: İrlanda, İsrail ve Hindistan. Hindistan dünyanın teknoloji üssü olan Silikon Vadisi’ne yazılım devi olarak hizmet veriyordu. İsrail, savunma AR-GE’sini ticarileştiriyor ve Silikon Vadisi’ndeki diasporasının katkısıyla kitlelere açıyordu. İrlanda ise vergileri indirerek Silikon Vadisi’nde ortaya çıkan ürünlerin Avrupa’ya yayılma noktası olmuştu. Girişimci Kapital kitabımın üçüncü kısmında bu ilişkileri ve süreçleri geniş
biçimde anlattım. Merak edenler daha fazla bilgiyi burada bulabilir. İlginç olacak ama ben girişimciliği kuru soğana benzetiyorum. Orada da içe doğru ilerleme söz konusu, doktora yaparken, rapor yazarken, şirket kurarken her seferinde bir iç katmana doğru ilerliyorsunuz ve her zaman farklı deneyimler kazanıyorsunuz.

 

Kullanıcılarınıza sunduğunuz hizmetler neler?
Wi-Fi teknolojisi, 1999 yılında hayatımıza girdi. Dizüstü bilgisayarların artması, cep telefonlarının artmasıyla, şu anda verilerin yüzde 80’i Wi-Fi üzerinden iletiliyor ve her sene 4 milyar Wi-Fi cihazı pazara giriyor. Şu anda toplam 12 milyar cihaz var ve evlerimize kurduğumuz Wi-Fi ağların sayısı 1 milyarı geçmiş durumda. Wi-Fi teknolojisi kolay çalışması için lisanssız frekansta çalışan bir teknoloji ama bunun getirdiği handikaplar var. Ne kadar fibere yatırım yapsak, son model modeme para versek de enterferanstan dolayı performansta sorunlar yaşıyoruz. Biz bu sorunu çözmek üzere teknolojimizi geliştiriyoruz.

Bizim teknolojimiz, enterferans sorununa odaklanarak fiberin kalitesini artırmayı sağlayan bir yöntem sunuyor. Fiber size güzel bir hız getiriyor, daha sonra en son noktada Wi-Fi o hızı enterferanstan kaynaklı olarak düşürüyor. Yani siz 100 megabit internet aldım diyorsunuz ama 5 megabit, 10 megabit görüyorsunuz. Bunu sebebi, aslında komşularınızın sizin internetinizle enterferans (girişim) yapması.

Peki bizim sistem bunu nasıl çözüyor? Biz komşuların kanallarını öğreniyoruz, mobil uygulamamızda ve bunu bulutumuzdaki optimizasyon algoritmalarıyla çözüyoruz. Bunların başında hangi komşunun hangi kanalda olması gerektiğini söyleyen algoritmamız geliyor. Bu zamana kadar Wi-Fi dağıtık yapıda, kendi kararlarını veren bir mekanizma olarak başladı, biz bunu merkezileştirmek istiyoruz. Bütün dünyada da Wi-Fi ekosistemine yönelik temel söylemimiz artık merkezi mobil haberleşme gibi tek elden yönetilen güçlü fonksiyonlar geliştirilmesi gerektiği yönünde. Frekans yönetiminin de bu fonksiyonların başında gelmesi gerektiğini söylüyoruz.

 

Kuruluşunuzdan bugüne hizmet verdiğiniz kaç kullanıcı var? Kullanıcılarınızın sizi tercih
etmesini sağlayan hangi ayrıcalıklara sahipsiniz?

100.000 üzerinde kullanıcımız var ve her geçen gün bu sayımız artıyor. Türkiye’de ve dünyada faaliyet gösteren ISP (internet servis sağlayıcı) firmalarının dışında, Enterprise (Otel, Hastahane, Alışveriş Merkezi gibi) segmentinde müşterilerimiz ve kullanıcılarımız var.

Bizim çözümümüzün farklılığı ve üstünlüğü, son kullanıcıların deneyimlediği Wi-Fi performansını, müşterimiz veya müşterimizin kullanıcıları gözünden ölçme ve ortaya çıkan/çıkacak sorunları tespit etme noktasında ortaya çıkıyor.

 

Geçmişten günümüze; dijitalleşme süreci ile birlikte nesnelerin interneti, büyük veri, yapay zekâ kavramları önem kazandı. Ambeent bu kavramlar çerçevesinde hangi teknolojilerden faydalanıyor?


Bizim şirketimizin iki tane birbirini besleyen gücü var. Birisi, kablosuz haberleşme konusunda, diğeri de yapay zekâ konusunda. Yapay zekâ konusunda farklı bir uygulamamız da var mesela müşteri memnuniyetini arttıran. Bu da Renault ile yaptığımız bir uygulama. Renault o konuda ödül de aldı. O da teknik servis, kazazede ve Renault kullanıcılarını bir araya getiren mobil bazlı yapay zekâ kümeli bir optimizasyon algoritması. Tamamen yolda kalanın müşteri memnuniyetini arttırmak ve çağrı merkezinin iş yükünü optimize etmek üzerine
uyguladığımız bir uygulama. Yapay zekâ prosedürlerimiz var ama ağırlık olarak biz kablosuz haberleşmede ve Wi-Fi alanında son bir senede dünya ekosisteminde ortaya çıktık. Mobile World Congress, iki defa bizi ilk 5 start-up şirketi içinde listeledi. Telekom Council Silikon Vadisi’nde ilk 5 start-up içinde sıraladı. En son WiFiNOW diye bir konferans, ilk 3 start-up sıralamasına aldı ve geçen yıl Avrupa Birliği’nden 1 milyon Euro fon aldık.
Şirketimiz, geçen yıl, Wi-Fi kablosuz haberleşme alanında Avrupa Birliği’nde bu hibe fonuyla ödüllendirilen tek şirket oldu. Bu bizim Avrupa’da daha yaygın bir şekilde ilerlememizi sağlayacak. Güncel gelişmelerin de katkısıyla, Avrupa Wi-Fi konusunda devlet desteklerinin hızla büyüdüğü yeni bir yapılanmaya gidiyor. Her okula Wi-Fi, her yere Wi-Fi şeklinde inisiyatifleri var Avrupa Komisyonu’nun. Bu açıdan, bizim gibi bir start-up’u desteklemeleri bizim için çok önemli.

 

5G teknolojisi nedir, 4G teknolojisi ile arasındaki fark nedir, hayatımızda neleri değiştirecek, avantajları ve dezavantajları nelerdir, sağlığa zararlı mıdır?

5G teknolojisi insanların yaşamını ve çalışma şeklini köklü biçimde değiştirmesi beklenen yeni nesil kablosuz ağ teknolojisidir. 5G teknolojisi mevcut 4G LTE bağlantısından çok daha hızlı (ortalama 20 kat), daha yüksek bant genişliğine sahiptir ve daha az “gecikme” ile çalışmaktadır. Böylelikle 5G, cihaz ve sunucular arasındaki iletişimi hızlandırmaktadır. 5G teknolojisinin temel amacı mobil ağların yarattığı servis ve uygulamaların artan
ihtiyaçlarını karşılamak ve haberleşme teknolojilerini hayatın her alanına genişleterek “her nesneye” haberleşme yeteneğini kazandırmaktır. Bu sayede hayatın her alanında kolaylık sağlanacak ve günlük yaşantımız daha işlevsel hale gelecektir.

5G antenleri daha az güç tüketerek, daha fazla sayıda bağlı cihazı idare edebilecek, akıllı şebekeden kendi kendine gidebilen arabalara kadar birçok teknolojik yeniliği destekleyebilecektir. Özellikle bulut platformlarıyla kolay ve daha hızlı iletişim olanakları sağlayarak, yalnızca tüketiciler için değil, aynı zamanda işletmeler, altyapı ve savunma uygulamaları için de yeni alanlar açacaktır.

5G’nin yüksek bant genişliği ve düşük gecikme süresi sürücüsüz arabalar, akıllı şehirler ve artırılmış sanal gerçeklik (VR) gibi birçok uygulamayı pratik ve kolay ulaşılabilir hale getirecektir.
5G teknolojisi sayesinde:

• Akıllı fabrikalar, tehlikeli ve/veya tekrarlayan işleri bağlantılı robotlarla otomatikleştirebilecektir.

• 5G evlerde ağa bağlı nesnelerin farklı standartlar kullanmasını sona erdirecek ve farklı ağ teknolojilerine gerek kalmadan akıllı ev uygulamalarını kolayca hayata geçirecektir. Ayrıca, ağa bağlı nesne sayısı ve çeşitliliğinin artışı sonucunda akıllı evler daha güvenli, ekonomik, verimli, konforlu ve eğlenceli hale gelecektir.

• Giyilebilir veya implante edilmiş tıbbi cihazlarla hayati değerler takip edilebilecek; kalp krizi, felç veya diğer yaşamı tehdit eden olayların izlenmesi kolaylıkla gerçekleştirilebilecektir. Hastalıkta erken uyarı teşhis metotları geliştirilerek, “kişiselleştirilmiş tıp” kavramına geçiş kolaylaştırılacaktır. 5G’nin getirdiği yüksek hızlı kablosuz ağlar, “tele-cerrahi” kavramını geliştirecek ve uzman bir cerrah yüzlerce kilometre uzaktaki başka bir tesisteki ekipmanı kontrol ederek ameliyat gerçekleştirebilecektir.

• 5G’nin düşük güç sensörlerinin kullanımına olanak sağlamasıyla, rögar kapaklarından, aydınlatma direklerine kadar şehirler sensörle kaplanabilecek ve “akıllı şehirler” kurulabilecektir. Akıllı durak, otopark, kavşak, aydınlatma, sulama, atık toplama, geri dönüşüm, güvenlik ve sağlık çözümleri vatandaşlara ve belediyelere büyük kolaylık sağlayacaktır.

• Trafik kazalarının yaklaşık yüzde 95’i insan hatasından kaynaklanmaktadır. 5G, düşük gecikmeli ağlarda anlık haberleşme ve otonom sürüş sağlayarak, kazaları ve tıkanıklığı önlemekte büyük bir devrim yaratacaktır.

• VR teknolojisi 5G ile daha aktif kullanılarak yeni çalışma, eğlence ve eğitim fırsatları yaratacaktır. Örneğin bir tıp öğrencisi anatomi çalışırken sanal bir ameliyata dahil olabilecek ya da bir mühendislik öğrencisi önemli bir deneyi sanki laboratuvardaymış gibi izleyebilecektir.

5G ağları her yüz metrede bir, ayakkabı kutusu büyüklüğündeki istasyonlardan oluşan yoğun bir altyapıya dayanacak, 4G’den daha yüksek frekanslarda ve daha kısa menzillerde çalışacaktır. Bu nedenle sağlık konusunda 4G’den daha avantajlı olacaktır. Ayrıca, 5G yüksek bant frekansları, iyonlaştırıcı frekanslar arasına girmemektedir. Bu da biyolojik hücrelerin yapısını değiştirmek için yeterli enerjiye sahip olmadığını gösterir.

 

Covid-19 pandemi süreci Wi-Fi kullanımına nasıl yansıdı? Bu süreç hizmetlerinizi nasıl
etkiledi?

Maalesef dünya hiç beklenmedik şekilde bu kötü hastalık ile karşı karşıya kaldı. Ve insan sağlığının yanı sıra hemen hemen her sektör bundan kötü anlamda etkilendi. Piyasada bulunan çok az bir kesim bu durumdan pozitif anlamda etkilendi (e-ticaret, online görüşme firmaları gibi). İnternet sektörü de bu anlamda pozitif etkilenen sektörlerin içinde. Herkesin son 1 yıldır evde kalması ve firmaların evden çalışmaya geçmesi ile Wi-Fi en çok büyüyen sektörlerin başında yer alıyor. Bu bağlamda internet kullanıcılarının ve bağlantı yoğunluğunun artması beraberinde internet sorunlarındaki şikâyetleri getirdi. Ambeent olarak biz bu noktada devreye girerek yaşanan sorunların çözümü, Wi-Fi performansının artırılması ve gelecekte yaşanacak sorunların tahmin edilmesinde rol alarak kullanıcıların daha sorunsuz bir internet almasını sağlıyoruz.

 

 

Dijitalleşme, yapay zekâ alanları neden önemli? Ülkemizde ne gibi hazırlıklar yapılmalı?

Dijitalleşme mesafeden bağımsız beraber yaratabilme, her şeyi dijital biriktirme, birikenleri yapay zekâ ile işleyebilme ve akabinde bu çıktılar ile otomasyon yaratabilme yeteneğidir. Bir nevi bu zamana kadar atıl olan kapasitenin kullanılabilmesidir. Hızlı dijitalleşenler hızla ilerleyerek fark yaratacaklardır. Bu kişisel yaşamımız için de önemlidir, bir şirketin rekabetçiliği veya bir devletin hayatta kalması için de. Bir örnek verirsek, coğrafi keşifler
dünyayı yeni kıtaların varlığından haberdar etti ve yeni yerler keşfetmek için uğraş veren, yatırım yapanlar hemen bir üst lige çıktı. Fakat bu keşiflere duyarsız kalıp uğraş vermekten kaçınan ve yerinde sayanlar hızlıca bir alt lige düştü. Dijitalleşme de dünya tarihi içinde görülen büyük coğrafi keşifler gibidir. Bu tür büyük kırılmalarda nerede yer alacağımız çok önemlidir.

Dijitalleşmenin önemli unsuru olan yapay zekâ, plastik ürünleri gibi parçalı bir pazara sahiptir. Bir plastik hammaddesi var ama belki on bin tane plastik bazlı ürün ve şirket var. Bu nedenle global oyuncular herkesin kullanacağı ortak algoritmaları sunacak, diğer oyuncular ise problemlere özel algoritmalar geliştireceklerdir. Hızla bu pazarı açmalı ve yerel oyuncular ile geliştirmeliyiz. Bu, şirketlere gelir artırıcı veya maliyet düşürücü yönde rekabet gücü kazandıracak, devlete ise vatandaş memnuniyeti ile yatırım planlaması sağlayacaktır. Bu
süreç yerel girişimcilerin global olması için de fırsat sağlayacaktır.

Teknoloji ve finansta büyük değişim dalgaları ile şekillenen yeni dünya, her ülkenin endüstri ve sosyal hayatını yeniden ve hızlı bir şekilde dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, hayatın her alanında gerçekleşen teknolojik iyileşmelerin yarattığı etkilerin üst üste binmesiyle oluşan dijitalleşme gücü ile ilerlemektedir. Bu güç, yeni dünyanın zengin ve fakir tanımını alt üst etmektedir. Dijitalleşme ile nüfusun hepsinin bu yeni dalgaya katkısını sağlayabilmek, ülkelerin önündeki en önemli ev ödevi olarak durmaktadır. Yaratıcı olmayanların kullanıcı
olarak katkı vereceği bu sistem için alt yapı sağlanmalıdır. Böylece küreselleşen dünyanın getirdiği ölçek ve çarpan etkisini yakalayabilecek bir dijital nüfus gücüne erişebiliriz.

 

Bu alanlarda başlatılan girişimler için tavsiyeleriniz neler? Start-up ekonomisi ve bu
ekosistemde Türkiye’nin konumu ile ilgili değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz?

Yeni girişimci ekonominin üç bileşeni var: girişimci, risk yatırımcısı ve sermayedar. Sermayedar, risk yatırımcısını seçer, risk yatırımcısı girişimciyi seçer. Doğru seçimler ayakta bırakır, yanlış seçimler sistemden uzaklaştırır. Bu noktada üç ana sacayağını geliştirmeliyiz. Girişimcilik konusunda farkındalığın yükseldiğini söyleyebilirim. 2010 yılından beri girişimcilik dersi veriyorum, her yıl istek arttı ve şu anda iş kurmak, işe girmenin önüne geçmiş durumda.

Bizim genç nüfusumuz, bir anlamda bizim petrolümüz. Bu hem önemli hem de tehlikeli. Eğer bu girişimci genç nüfusu doğru bir ekosistem ile beslemezsek hayal kırıklığı beraberinde gelecektir. Bir anlamda onları global problemleri çözen girişimci yapabilmeliyiz ya da global problemleri çözen girişimcilere katkı verecek seviyeye getirmeliyiz. Yeteneklerini geliştirecek mecraları tanıtmalı ve onlara ulaştırabilmeliyiz.

İkinci olarak risk yatırımcısı katmanını oluşturabilmeli ve fonlarımızın optimal kaynak dağılımını sağlamalıyız. Bugün ABD’de yaklaşık 700-1000 risk yatırım firması var. Her birinin ortalama yirmi çalışanı olsa, sektörde, yirmi bin kişiye varan insan sermayesi demek. Bu birikim, son yetmiş yılda bir anlamda deneye yanıla oluşturulmuş durumda. Bu insan sermayesi, risk alabilen, teknolojiyi takip eden, ilişki ağı kurmuş, dürüst ve güvenilir özellikleri
olan ve her birinin kendine has risk ve bilgi dürtüsü ile teknolojilere yatırım yaparak değer yaratan bir yapı. Böyle bir insan gücüne sahip olmak diğer bütün ülkelerin önünde ev ödevi olarak durmaktadır. Biz de kamu ARGE fonlarını bu kesimi oluşturmak için kullanabilmeliyiz.

Aksi halde bürokrasi ve güvensizlik üzerine kurulmuş fonlama sistemi girişimcilere fayda sağlamamaktadır. Bu sorunu bertaraf etmek için, devlet teşviklerini sübjektif, kuralsız, güven ve liyakat esasına dayalı dağıtmalı ve bu süreçte deneye yanıla risk yatırımcı kitlemizi oluşturabilmeliyiz.

Son sacayağı olarak, bugüne kadar sanayi ekonomisinin mantalitesi olan “biriktirerek zenginleşme” esasında sermaye sahibi olan girişimci kitlemizi, girişimci ekonominin DNA’sı olan “para kaybederek kazanmaya” alıştırmalıyız. Sermayedarlarımızın risk nosyonu geliştikçe girişimci ekonomiye geçişimiz hızlanacaktır. Bunlara ek olarak büyük şirketlerimiz, girişimci şirketleri alacak şekilde büyümeliler. Şirket satın alma kültürünü geliştirmeliyiz.

Bu üç temel ayağa katkı olarak, yerel pazarı, girişimciler için bir atlama tahtası niteliğinde geliştirebilmeliyiz. Her büyük devlet yatırımının alt tedarik bileşenlerini, yerel girişimci sermayedarlara açabilmeliyiz. Böylece devlet nakdi teşvik koyduğu gibi ayni sermaye ile de yardımcı olacaktır.

Bu çarkların çalışmaya başlamasıyla, DNA’sı sağlam olarak büyüyen girişimcilerin dünya lideri olması için de muazzam finansal yatırımları yapabilmeliyiz. Dünya monopol ekonomisine gitmektedir ve bu yeni dünyada Türkiye olarak, herhangi bir alanda bir veya iki monopole sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Rekabet gücümüzü geliştirmek için önerileri maddeler halinde toparlamak gerekirse:
- Girişimciler küresel problemlere çözüm üretebilmeli,
- Girişimciler doğru ekosistemle beslenmeli,
- Girişimciler “para kaybederek kazanma” anlayışına alıştırılmalı,
- Risk yatırımcılığını geliştirerek, bu alanda insan sermayesi oluşturulmalı,
- Devlet teşvikleri güven ve liyakat esasına dayandırılarak dağıtılmalı.

Bunlara ek olarak da Türkiye’nin avantajları ve dezavantajlarını dikkate almak gerekiyor. Ülkemizin en büyük avantajının genç nüfusu olduğunu söyleyebiliriz. Bununla beraber yüzlerce milyonu aşan devasa bir nüfusa sahip olmamamız ise bu konuda bir dezavantaj. Bu nedenle ölçek ekonomisine ulaşmada sorun yaşayabiliyoruz. Çin, Hindistan, Amerika ve Bangladeş gibi ülkeler, nüfus avantajı ile ölçek ekonomisine çok hızlı ulaşabiliyor. Alım gücü olarak da Almanya gibi değiliz örneğin. Bu etkenleri de dikkate alarak, girişimci ekonomiler
yarışında öne geçmek için yenilikçi ve farklı olmak zorundayız.

Kısa ve orta vadeli ev kiralamaları yapan Missafir, sahaya da iniyor!

Kiracılar için depositosuz, düşük komisyonlu online kiralama deneyimi!

Toplu yaşam alanı yönetimlerinin dönüşümü!

Ofislerin evrimi!

Coğrafya şirketlerin kaderidir!

İnşaat sektöründe yapay zeka kullanımı!

Türkiye'nin ilk online B2B depo platformu yurt dışına açıldı!

'En iyi kiracınız' Blueground, unicorn olmayı hedefliyor!

Türkiye’nin proptech'e odaklanan ilk girişim sermayesi fonu kuruldu!

Türkiye’de verinin ulaşılabilir olması için çalışıyoruz!

Mete Varas Proptech'i anlattı!

Proptech ile gayrimenkulde kurallar yeniden yazılıyor!