Genel

İstanbul'a İstanbullular ihanet etti!

Serkan Akın, "Parsel büyüklükleri değişmediği için Esenyurt'tan ya da Bağcılar'dan daha sıkışık bir yerleşimin ortaya çıktığını göz ardı ederek, dip dibe ve iç içe yüksek binalarla İstanbul'a yapılan ikinci ihanetin hesabını hiçbir sözde İstanbullu veremez." diyor..

Yenisöz Gazetesi'nden mimar Serkan Akın bugün köşesinde "İstanbulluların İstanbul'a ikinci ihaneti" başlıklı yazısına yer verdi. İşte yazının detayları...



İstanbul'la ilgili 20. Yüzyıla ait şöyle bir süreç bilgisi vardır:


Köyden kente göç, Prost planları, Marshall yardımları ve sanayileşme politikaları, her seçimde kaçak yapılara müsaade, kamu arazilerinin ecri misil yolu ile işgali ve gecekondulaşma sonucu İstanbul mahvoldu ve şehir dokusunu kaybetti.


Tarihi yarımadayı oluşturan Fatih ilçesi (zaten İstanbul denince bugünkü Fatih ilçesinin olduğu yer anlaşılırdı) daha sonra Haliç, Eyüp, Üsküdar, Boğaziçi'nin iki yakası çeperlerden merkeze doğru işgal edildi ve plansız, kaçak, altyapısı eksik, betonarme apartmanlar her tarafı sardı.


İstanbul'u dünyaya emsal hale getiren ahşap konaklar, bahçeli evler, cumbalı ve fesleğenli sokaklar yerini bir bir betonarme apartmanlara bıraktı.


Kat karşılığı inşaat modeli dediğimiz bu sistemle yıkılan bahçeli ahşap konakların yerine genelde beş katlı on daireli betonarme bloklar dikildi.


Sonunda gerçek İstanbullu diye tarif edilen bu ahşap konakların sahipleri de sözde bu baskıya dayanamayıp Süleymaniye, Zeyrek, Balat Samatya, Kocamustafapaşa ve Yedikule gibi semtleri terk ederek karşıya yani Anadolu yakasına göç etti.


Bu sürecin sonunda Anadolu yakasının Avrupa yakasına göre daha elit olduğu şeklinde genel bir kanaat oluştu.


Neymiş, daha az trafik varmış, daha yeşilmiş, daha az yoğunmuş, binalar daha kaliteliymiş, oturanlar daha nezih insanlarmış.


Aslında tam bir hem suçlu hem güçlü yaklaşımı


Sen hem canım İstanbul'u, o güzelim mahalleleri, paşa dededen ya da babadan kalma şahane ahşap konakları terk et, terk ederken kira geliri olsun diye apartman yapılacak şekilde müteahhitle anlaş ve betonarme dairelere kon, sonra ortada ne tarih, ne estetik, ne kültür kalsın!


Sonra da tek suçlu gecekonducularmış gibi propaganda yap kenti mahvettiler diye ya da siyasetçileri ve belediyeleri suçla şehri düzgün planlamadılar diye.


Peşinden; gittiğin karşıda Bostancı, Göztepe, Moda ve Suadiye gibi İstanbul'un eski sayfiye yerlerindeki meyve bahçelerinin olduğu yine atadan dededen kalma arazilere göz dik, içindeki yazlık köşkleri yık ve aynı şekilde betonarme apartmanlar dik.


Tabii parseller daha büyük ve araziler daha geniş olduğu için nispeten daha düşük yoğunluklu ama yine de en az beş katlı hatta on katlı apartmanlara yerleş.


Bu arada sahi siz Fatih'te kiraladığınız eviniz ya da ofisinizin mal sahibinin Fatih'te oturduğunu hiç gördünüz mü?


Diğer taraftan İstanbul'daki niteliksiz konut stoku Esenler, Bağcılar, Zeytinburnu gibi ilçelerde her yeri sarmış ve bir tipoloji haline gelmiştir bu tabii sürecin sonunda.


Aynı şekilde Ümraniye, Pendik, Tuzla gibi ilçeler de aynı süreçten payına düşeni almıştır.


Artık süreç tamamlanmış ve 1950'lerden 2010'lara gelinmiştir.


Türkiye, dünyada söz sahibi olmaya başlamış, ülkemiz yatırım yapılır hale gelmiştir.


Doğal olarak İstanbul bu yatırımdan üzerine düşen payı almaya başlamıştır.


Yatırım deyince akla gelen tabii ki inşaat işleridir.


Karşımıza emsal artışı ve rant olarak çıkan inşaat yatırımlarından aslan payını tabii ki bundan 60-70 yıl önce olduğu gibi aynı şanslı kesim faydalanacaktır.


Yani karşıdakiler,


Hani vakti zamanında eski ahşap konakları rant uğruna betonlaşmaya terk eden zengin İstanbullular


Şimdilerde karşı tarafta hummalı bir kentsel dönüşüm çalışması yürütülüyor.


Öyle ki inşaatlara ait sarı kamyonlardan dolayı her yıl onlarca vatandaş canından olacak şekilde yoğun bir inşaat faaliyeti yürütülüyor.


Tabii şimdiki inşaatlar mevcutlarından kat be kat daha büyük ve sözde kaliteli


Ama inşaatının yapılması için imzalanan kat karşılığı sözleşmelerinde musluğun markası, pencerenin tipi, parkenin rengi ve contanın şekline kadar en ince ayrıntısına kadar belirtilen detaylar ve mevcuttan bilmem kaç kat yüksek yapılan ve tasarımları sözde iyi mimarlar tarafından yapılan binalar ortaya çıktıkça


Parsel büyüklükleri değişmediği için Esenyurt'tan ya da Bağcılar'dan daha sıkışık bir yerleşimin ortaya çıktığını göz ardı ederek, dip dibe ve iç içe yüksek binalarla İstanbul'a yapılan ikinci ihanetin hesabını hiçbir sözde İstanbullu veremez.


Çünkü bu ihanet yüzünden gelecekteki dönüşüm fırsatları da bugünden heba edilmiştir.